şükela:  tümü | bugün
  • bu oyuna cutsceneleri uzun diye kötü diyorsanız ya hiç metal gear oynamamışsınız ya da dayak yememişsiniz. metal gear solid de 3-4 saatte bitirilebilen bir oyundu ama kimse de çıkıp "hemen bitiyo olm bu" demedi. neden denilmediğini şuradan anlayabilrsiniz: (bkz: interaktif film)
  • "there are no heroes in war. the only heroes i know are either dead or in prison. one or the other."

    metal gear solid
    ilk bilgisayarımda oynamıştım mgs'yi. yaklaşık 10 sene öncesiydi. hikayesi ile insanı alıp götüren, snake'in hissettiklerini mükemmel şekilde yaşatan bir başyapıttı. ihanet, yalnızlık, hüzün, intikam, nefret, sevgi, fedakarlık... hepsi vardı bu oyunun içinde. sanki gerçek gibiydi. sanki gerçekten elinde silahla doğmuş, sürekli acı çeken, sadece savaş meydanında kendisini hayatta hisseden fakat aynı zamanda bundan nefret eden snake vardı.

    metal gear solid 4 guns of the patriots
    saçları beyazlamış dedim, hatta beyazlamaktan öte, fena çökmüş. hastaymış meğer...
    oynarken hep kötüye gidiyor durumu. sonra ilk defa ezdiriyor snake liquid karşısında. ben senden daha iyiyim diyor kardeşi. hele yüzü yanarken otacon diye haykırması var ki çaresizliğin içindeki nefreti bir kez daha kahrediyor.
    herşeyin başladığı yer, shadow moses. sanki daha dün bırakmışız gibi.
    hele o müzik. ruhlara sinmiş, cennetten gelen bir melodi gibi sanki. tekrar duymak ne kadar değişik hissettiriyor. üzerinden değil 10 sene, sanki 10 saniye geçmiş gibi. aynı ration orada mı diye bakmak ne garip. orada olduğunu görünce de sahiplenmek tüm hikayeyi.
    çok iyi bir romanı okuyup hikayenın kahramanına yakın hissetmekten, hikayenin kendisi haline gelmekten hiçbir farkı yok. mükemmel.
  • videoları zorla izletmeyen oyundur. isteyen start tuşuna bastıktan sonra skip seçeneğiyle videoyu geçebilir. tabii bu derin olmayan (özeti bile 38 a4 sayfası sürecek kadar derinliği az olan) bir serinin hikayesini kaçırmak anlamına gelir.
  • geçmiş oyunları oynamayanların yakınından bile geçmesini istemediğim oyundur kendisi. hele ki şu anki durumumla ps3 alacak param olmadığından ve hayatımda müthiş bir yer edinmiş bu oyunun sonuncusunu oynayamadığım için kudururken. kıskanıyorum lan, gücüme gidiyor.
  • metal gear solid'i son bıraktığımda ekranda yazılar akıyordu. bir de parça vardı fonda insanın boğazına bir şeyler düğümleyen*. aradan kaç zaman geçmiş bilemiyorum. herkes bir şeyler söylüyor ya bu hideo kojima mucizesi hakkında, "bir oyundan fazlası" görüşünde hemfikirler ya hani, o gün gözlerimden birkaç damla yaş süzülürken nedenini anlamıştım bunun. adı konulamaz bir duygu seli yaşatıyordu bu interaktif film. snake eater'in üstüne koyulamayacağını düşünüyordum o zamanlar. şimdi, guns of the patriots'dan sonra bakıyorum da bu muhteşem seri playstation için değil, playstation metal gear solid efsanesi için üretilmiş...

    --- spoiler ---

    metal gear solid 4 guns of the patriots hiç kuşku yok ki üçüncü oyunun boğazda bıraktığı yumruyu her açıdan daha da sağlamlaştırıp, ekran karşısındaki oyuncunun sıdkını sıyırıp, soluksuz bırakabiliyor. oyunun henüz başındaki orta doğu bölümü ve act 2'deki güney amerika macerası eski maceraların havasını yakalasa da nirvanaya act 3 ile birlikte tırmanmaya başlıyorsunuz. özellikle avrupa'da geçen ve sizi big mama'ya ulaştıracak olan o takip sahnesini hangi filmde görseniz bu denli etkilenirsiniz ki? sonrası malum, ışıltıların buram buram kasvet dağıttığı tipik avrupa sokaklarındaki kovalamaca ve en nihayetinde müthiş bir ortamda liquid'den yenilen yığınla şamar... snake'in "otacon" haykırışı...

    act 4 ile birlikte hideo kojima'nın benzersiz sürprizine maruz kalıyoruz. hoş da oluyor... her şeyin başladığı yerde, shadow moses adasındayız... değişen hiçbir şey yok. sadece geride bırakılan anılar snake'yi eski gücünden mahrum bırakmış, biz yine de anılarımıza tutunuyoruz. asansör olduğu yerde, helikopter pisti bıraktığımız gibi... sigara dumanını tüttüren o kar maskeli asker yok belki ama ondan saklanırken el izlerimizi bıraktığımız duvar da orada işte. nostalji dediğimiz şey hiç bu denli güzel olmamıştı o ana dek. tam "yeter artık kojima" dediğimiz anda çalmaya başlayan "the best is yet to come" ile aptala dönüyoruz ekranın karşısında. o an hiç bitmese istiyoruz... her şeyi başladığı yerde bitirmek için gelmiştik ne de olsa. durmak yakışmazdı snake'ye.

    shadow moses'e bir kez daha veda edişimiz eskisinden de buruk oluyor. liquid'i ve guns of the patriots'u durdurabilmek için outer haven'de buluyoruz kendimizi. herkes birbirinin gözünün içine bakıyor, tutunulacak tek bir dal kalmış; umut. snake oyun boyunca sürekli kötüyü giden sağlığına karşın son bir hamle yapıyor. geldiğimiz nokta itibariyle biliyoruz ki acı çekerken yalnız kalmak zorundayız**. screaming mantis ile yaşanan büyük kapışmanın ardından işte o uzun koridordayız. snake ayakta zor duruyor, beli ve ciğerleri ona ihanet edecek neredeyse. bu durumda yapılacak en doğru seçim i-pod'dan "the best is yet to come"ı o uzun koridor boyunca size eşlik etmesi için seçmek. zihniyle bir kez daha hesaplaşıyor snake yolun sonuna kadar. koridorun sonuna yaklaştıkça artan gerilimi anlatabilmek mümkün değil. kendinizi kaybedip "dayan be aslanım, dayan be snake!" diye haykırabilirsiniz farkında olmadan. her şeyin sonunda, liquid ile hesaplaşabilmek için müthiş bir yerdeyiz. snake eater'in sonunda the boss ile çiçekler arasında yapılan büyük kapışmayı bile unutturabilecek cinsten. bu sahne ile tartışmasız oyun tarihinin en muhteşem, en duygusal ve en unutulmaz finaline imza atıyor guns of the patriots.

    en nihayetinde isimsiz bir kahramandır snake. oyunun bitimiyle birlikte izlemeye başladığımız videolarda da bunu rahatlıkla kavrayabiliriz. herkes bir şekilde biraradayken, snake uzaklardadır. snake eater'da da benzer bir tema çok güzel yansıtılmıştı. the boss ile snake'nin hikayesinden bahsediyorum. birileri, uğruna savaştığı şeyler için bir şeylerden feragat etmek zorundadır ve bu çoğu zaman can olur. siz kahraman olarak addedilirken, sizinle aynı doğrultuda ilerleyen dostlarınız durum gereği vatan haini ilan edilebilmektedir. savaşta sonuç vardır, mantık yoktur.

    --- spoiler ---

    son, you've got a way to fall
    they'll tell you where to go
    but, they won't know
  • oyundan anladıkları mantık "vur, ilerle, vur ilerle" ya da "kanka bizim base e bomba kurdum", "olum pusuya yatma ya", "abi beşbiri al beşbiriii....hay sikiim ya" olan bazı aşmış oyuncular için elbette bok gibi olacak oyundur. bir de "kimse kusura bakmasın" diyor...ehe. vallahi komiksiniz yahu. yani şu ekşi sözlükte'ki "başıma birşey gelmeyecekse atatürk'ü sevmiyorum"culuk oynayan aristokrat kesimin bok atmalarını ilgiyle izliyorum. yahu sen, belki üzgün yaşamın boyunca asla elle tutulur bir hikayesi olmayan oyunlar oynamış olabilirsin. oyun haznen kantır ile kısıtlı kalmış olabilir. fakat bu üzgün halin için neden tüm zamanların en iyi oyunlarından biri olan metal gear solid 4'e bok atıyorsun? anlamadın diye mi? geçiniz efendim. elimizde belki de son 10 yılın en rafine, en kompleks ve en iyi tasarlanmış senaryosuna sahip bir oyun var.bu oyun, belli kalıplardan ve belli bir mantıktan sıyrılmış bir oyun yönetmeninin ellerinden çıkma. oyun yönetmeni nedir bildin mi? heh. hideo kojima'dan bahsediyorum, evet. bu adam, ömrünü mgs serilerine adamış, çoğu oyun otoritelerine göre kafadan en yaratıcı oyun yapımcısı/yönetmeni. bu adamın çıkardığı oyunları hepimiz biliyoruz. ha eğer yeni yetme, süregelen oyun serilerinin sadece next-gen'e çıkanlarını hasbelkader eline geçti diye oynayan oyuncular bunu bilemezler. "ben 6 yaşımdan beri mgs oynuyorum ulan" değil mesele. mesele, daha adını dün duyduğun bir serinin tam sonundan başlayıp, bir de zaten başlangıçtan beri hep bu tarz olan bir oyuna kaka demek en basitinden talihsizliktir. sanmıyorum ki mgs4'ten önceki diğer 3 oyunu, hatta psp ye çıkan ara oyun portable-ops'ı oynayan bir kişi mgs4'e bok atmak gibi bir talihsizlikte bulunsun. arkadaşım, 1998'de metal gear solid playstation'a çıktığında kimse, "ya bu oyun bok gibi 30 dk sinematik 10 dk oynanış" dememişti. çünkü, özellikle aksiyon oyunlarının sıkıcılığının arasından sıyrılmış olan bu oyun, bir dönüm noktasıydı, bir efsaneydi. 1998'de metal gear solid nasıl bir devri açıp efsaneyi yarattıysa, 2008'de de mgs4 aynı efsaneyi inanılmaz bir görsel şölen ve beyin hücrelerimize hakaret etmeyen bir senaryoyla bu efsaneye bir nokta koyuyor (gerçi efsanenin başlangıcı metal gear solid'le değil, 1987'de msx'e çıkmış metal gear'ladır, ama metal gear solid'i bilmeyen bunu nereden bilsin değil mi? hem o 2d, kaka o oyunlar, atari oyunu onlar, he benim tosunuma). mgs4 zaten istediğin gibi "off olm hedşat", "olm hadi gelin beyze" tipi bir oyun olsaydı hiçbir özelliği olmayan, sıradan, sivilceli liseli ergenlerimizin her okul çıkışı (ya da okuldan kaçarak) gittiği internet kafelerdeki "diğer" oyunlar gibi olurdu. mgs serisinin özelliği budur zaten. oynayanı alıp içine çeken, gerçekten karakterlerin nefes aldıklarına, bir hikayeleri, bir amaçları olduğuna inandıran hikayesidir. dedikleri "olum 6 saat cutscene, 2 saat oyun" da interaktif film kavramını beraberinde getirir ki, bu yeni nesil oyunculara pek yabancı bir kavramdır. çünkü üzüntüyle görüyorum ki, next-gen dediğimiz ps3, xbox360 gibi sistemlere çıkan oyunlar, "ruh"tan yoksun, plastikten yapılma maço karakterlerin ortalıkta fink attığı, duygusuz oyunlar. şimdi kaçınız prototype'ı hatırlıyorsunuz? ya da kaç kişi seneler sonra borderlands'i hatırlayacak? ama bakın, hala sanitarium'u, metal gear solid'i (ilk çıkan) hatırlayan yüzlerce insan var. iştemgs4 de uzun yıllar sonra hatırlanacak, namına yaraşır bir şekilde seriye noktayı koyan bir yapım.

    aynı şey final fantasy 13'e de yapıldı. serinin adını daha ilk duyan insanlar, next-gen gazıyla hemen alıp oynadılar oyunu ve feedback şu şekildeydi; "abi yeaaaa sürekli dümdüzilerleyip x'e basıyosun yeaaa bu ne". e final fantasy ilk oyundan beri böyleydi zaten lan. sen daha yeni oynamış olabilirsin ama bu böyle. yapmayın böyle, 14 yaşında olduğunuz ortaya çıkıyor. anlamadığınız şeylere bok atmayın, ben anlamadım hacu diyin ama "bu oyun bok gibi" demeyin. yapmayın bunu. bir de cumartesileri kanal d çocuk var. orayı izleyin bak. bu oyunlar sana erken. daha ingilizce öğreneceksin. hadi neskuikini içip de yat yatağa.
  • tekrar oynarken bir şey daha fark ettim, shadow moses'ın girişinde helikopter pistindeki o küp şeklindeki beton yapıların etrafından geçerken kamera kuş bakışına dönüyor. mgs 1'in anısına böyle bir özellik eklemişlerse artık bu adamları takdir etmeyi bırakıyorum yoruldum.
  • kıyamadım oynamaya bitmesin diye, sadece ilk aldığımda merakımdan biraz oynadım. en sonunda dayanamadım başladım akşamları ikişer üçer saat oynayarak bitirdim.

    shadow moses'a döndüğümde çocukluğumdaki eski mahalleme dönmüş gibi hissettim, duygulandım be. söylenecek herşey söylenmiş zaten üstüne ne denir ki?

    canım film izlemek istiyodu zaten ve uzun zamandır bu kadar güzel film izlememiştim. serinin bütün oyunlarını oynayınca insan, her demo her açıklama her kelime heyecanlandırıyor olay çözüldükçe. vay be demek ki bu yüzdenmiş, hass.. ondanmı böyle olmuş diye diye izledim bütün demoları.

    ara ara yapılan ince göndermeler metal gear ın o harika espri anlayışına inanılmaz uydu. mesela otacon un: "ilk oyunda cd değiştirilen noktada yine 2. cdyi tak demesi sonra aaa blu ray dimi daha neler göreceğiz snake" demesi, psycho manthis ile kapışırken colonel in: "joysticki 2.porta tak" diyerek ilk oyuna yapılan gönderme harikaydı.

    sonuç olarak benim için harika bir oyundu - seriydi. umarım devamı gelirde snake ile yine karşılaşırız.
  • bilinenin belki milyonuncu tekrarı olmasına, çıkması ve bitirmemin üzerinden hayli uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen tarihe not düşmek için ben de bir kez söylemek zorunda hissediyorum kendimi; bir oyundan çok daha fazlasıdır. ne siz sorun, ne ben anlatayım...
  • en başında 'war has changed' sözü ile başlayan ve yakın gelecekte dünyanın belli bölgelerinde açık açık para kazanılması için savaşıldığını anlatan videosunun gittikçe gerçeğe dönüştüğü epik oyundur.