1. önce cumhuriyet,sonra dgm savcısı...
    atv televizyonunda bir açık oturuma istanbul dgm savcısı sıfatıyla çıkıp "yargı bağımsız değildir" diyebilen cesur insan.bu yüzden başına gelmedik kalmadı..emekli oldu.
    ayrıca karikatürist.istanbulda 2 defa sergi açtı."sen işine bak " isimli karükatür albümü vardır.
  2. yakınlarda çıkan "adaleti gördünüz mü" isimli eserinden çarpıcı bir bölümü (özel izni ile) aşağıya aktarıyorum

    "ölüm cezasi

    açiklama

    1980 yılı yaz sonlarında gaziantep kolejtepe mevkiinde bir apartmanın en üst katında yasadışı örgüt militanı iki kişinin barındıkları haberinin alınması üzerine güvenlik güçlerince eve operasyon düzenlenmişti.biraz aceleci ve tedbirsiz davranılması sonucu silahlı çatışma çıkmış,bu çatışmada bir militan ölmüş,bir teğmen şehit olmuştu.diğer militan veysel güney ise apartman havalandırma boşluğundan kaçmaya çalışırken yaralı olarak yakalanmıştı

    rastlantı sonucu bu olay benim nöbetçi olduğum bir günde olduğu için bu olayda ölenlerin otopsilerinde bulunmuş, veysel güney’in hastanede ifadesini alarak evrakı sıkıyönetim komutanlığı askeri savcılığına ben göndermiştim.

    veysel güney adana sıkıyönetim komutanlığı 2 nolu askeri mahkemesinde yapılan yargılaması sonucu ölüm cezasına çarptırıldı. olay üzerinden henüz bir yıl bile geçmeden ceza kesinleşti ve milli güvenlik konseyince cezanın infazına karar verilerek bu konudaki kanun 9,6,1981 tarihli resmi gazetede yayınlandı.gaziantep askeri cezaevinde tutulan veysel güney’in ölüm cezası 10,06,1981 günü sabaha karşı gaziantep e tipi cezaevinde infaz edildi.

    infaz

    adliyedeki odamda evrak inceliyordum. telefon çaldığında saat sabah on sıraları idi. başsavcı (b.s.d.) arıyordu.

    – – biraz gelebilirmisin dedi,
    odasına gittiğimde başsavcıyı düşünceli gördüm. oturmamı istedi.bir süre sustuktan sonra
    – – şimdi ankara’dan aradılar. geçen yıl silahlı çatışma sırasında şehit edilen teğmeni vuranlardan veysel güney’in kesinleşen ölüm cezasını milli güvenlik konseyi onaylamış. bu konudaki kanun dün resmi gazetede yayınlanmış. kararı bu gece biz infaz edeceğiz.yalnız bu konunun her şey bitene kadar çok gizli kalması gerekiyor.lütfen bundan kimseye söz etme,eşine bile söyleme dedi.

    bir süre öylece kalakaldım. o sırada infaz savcılığı’nı da cezaevi savcılığı’nı da ben yürütüyordum.bu nedenle olayın dışında kalmam,kendimi bu işten sıyırmam hemen hemen olanaksızdı.görevim gereği pek çok ölüm olayının soruşturmasını yapmış,yüzlerce ceset görmüş,otopsilerde bulunmuştum.ancak bu çok farklı bir olaydı.bu kez verilen görev,ucundan tutmamı istedikleri iş,sağlıklı bir insanın yaşamına son vermek,insan öldürmekti.üstelik veysel güney’in ölüm cezasına çarptırılmasına neden olan olayı en başından beri izlemiştim.çatışmada ölen teğmen ve militanın ölü muayenelerinde bulunmuş,çatışmanın yaşandığı apartman havalandırma boşluğundan kaçmaya çalışırken yakalanan ve görevlilerce feci şekilde dövülerek ağır bir şekilde yaralanan veysel güney’in hastanede ilk ifadesini almış,olayın hazırlık soruşturmasını ben yapmıştım.soruşturmanın bu aşamasında çatışmada veysel güney’in de silah kullandığına ilişkin bir kanıt elde edememiştik.sonradan ne gibi gelişmeler oldu bilmiyordum.ancak benim ilk tespitlerimle sıkıyönetim askeri mahkemesi’nin kararında varılan sonuç örtüşmüyordu.o günlerde yaşanan ortamın olağan üstlüğü de göz önüne alındığında,yargılamanın tarafsız ve adil yapılmamış olabileceğine ilişkin kuşkular duyuyordum.

    başsavcı duraklamamdan,endişelerim olduğunu anlamış olacak ki;

    –hiç düşünme bundan kurtuluşumuz yok.ben de senin yanında olacağım.sen bu arada infazla ilgili yasa ve tüzük hükümlerini bir kez daha incele,bir yanlışlık yapmayalım.ayrıntılarla cezaevi müdürü ve emniyet ilgilenecek.ben onlara gerekli talimatları verdim.sen de hazırlıkları kontrol et.gece yarısı seni evden alacaklar,kolay gelsin dedi.

    yüreğim çöken sıkıntının ağırlığını o gün akşama kadar kimseyle paylaşmadan tek başıma taşıdım.akşam eve geldiğimde dalgınlığım ve durgunluğum eşimin gözünden kaçmadı.onun sorularını kaçamak cevaplarla geçiştirmeye çalıştım.yalnız gece cezaevinde arama yapılacağını bunun için cezaevine gideceğimi söylemekle yetindim.ancak saat 23.oo’ü geçmesine karşın henüz beni almaya kimsenin gelmemiş olması ve benim gerginliğim eşimi iyice kuşkulandırmıştı.bunun üzerine bu saatten sonra kimseyle görüşmeyeceğini düşünerek gerçeği ona açıklamak zorunda kaldım.

    saat 23,45 sıralarında evin kapısı çalındı.gelen kalabalık görevli grubu ile birlikte ‘e’tipi cezaevine hareket ettik.cezaevi müdürünün odası kalabalıktı.yasa gereği infazda hazır bulunması gereken görevliler dışında ,pek çok subay ve emniyet görevlisinin de infazı izlemek için meraklı ve neşeli bir bekleyiş içinde olduklarını gördüm.çaylar,kahveler ard arda içiliyor,şakalar,espriler havada patlıyordu.’eşleriyle çocuklarının bu gösteriyi kaçıracaklarına üzülmüşlerdir mutlaka’diye geçti içimden.bir ara içkili olduğu belli olan emniyet müdürü sırıtarak “bu herif asılırken bize söverse ne yaparız ? “ diye bir soru attı ortaya.yanıt sıkıyönetim komutan yardımcısı’ndan geldi aynı sırıtkanlıkla “ipten indirir,yeniden asarız sen kafanı yorma müdürüm”.

    kalabalığın içinde bir kadın çarptı gözüme.bunun adana sıkıyönetim askeri mahkemesi’nde görevli bir zabıt katibesi
    olduğunu söylediler.idam kararını veren mahkeme heyetinde görevli askeri yargıçla birlikte gelmişti.aşırı makyajlı,parfüm kokulu,baygın baygın çevresini süzen bu genç kadının hiç bir zorunluluk olmamasına karşın,gece vakti adana’dan kalkıp gaziantep’e kadar neden geldiğine önce anlam veremedim.ancak aralarındaki konuşmanın üslubundan askeri yargıçla ilişkilerinin pek içli dışlı olduğunu sezdim.sanıyorum katibe hanım sevgili yargıcı ile birlikte başbaşa bir yolculuk yapmak ve heyecan verici bir gösteriyi onunla birlikte izlemenin keyfini yaşayıp paylaşmak için gelmişti buraya.

    burada gördüklerim beni fazla şaşırtmadı.bunlar hiç beklemediğim görüntüler ve davranışlar değildi.ne varki yine de midem bulandı,boğazım düğümlendi,boğulur gibi oldum bir ara.

    saat 02 sıralarında veysel’in annesi,babası ve erkek kardeşinin geldiklerini,cezanın infazı sırasında oğullarının yanında olmak istediklerini haber verdiler.yasal olarak yakınlarının buna hakları vardı.ancak böyle bir uygulama; olayı daha da trajik ve dayanılmaz bir boyuta taşımaktan öte bir işe yaramayacaktı.diğer görevlilerinde görüşlerini aldıktan sonra bu istemi “güvenlik açısından sakıncalı bulunmuştur”diye bir gerekçe göstererek reddetmeye karar verdik.yalnızca ailesi veysel’i infaz için ayrılan bölüme almadın önce kısa bir süre görüp onunla vedalaşabileceklerdi.cezaevinden çıktım,dış bahçede bekleyen aileye kararımızı bildirdim.itiraz etmediler.ben onlarla konuşurken bir cemse ile askeri cezaevinde bulunan veysel güney getirildi.silahlı bir manga askerin arasında cemsenin arkasında ve en dipte oturuyordu.elleri arkadan kelepçelenmişti.üzerinde haki renkli asker mahkumlarının giydiği bir elbise vardı.saçı üç numara traşlı idi.aracın yanına yaklaştım.
    – – veysel,ben cumhuriyet savcısıyım.ailen burada,onlarla görüşüp vedalaşmak istermisin,diye sordum
    istemez olurmuyum,tabiki isterim dedi.
    biraz uzakta bekleyen aileyi aracın yanına getirmelerini söyledim.veysel aracın içinden çıkmadan babası,annesi ve erkek kardeşi tek tek arabaya çıkıp birer dakikayı geçmemek üzere onunla vedalaştılar.askerler kucaklaşmalarına bile izin vermedi.gözyaşlarına boğulan anne ve babanın neler söylediklerini pek duyamadım.ancak veysel ağlamıyor,sürekli üzülmemelerini tembihliyor,bunu tekrarlıyordu.erkek kardeşinin vedalaşıp ayrılırken ağabeyine;
    –‘sen inandığın bir dava uğruna ölüyorsun.bunun için onurduymalısın.korkmadan git ölüme’dediğini duydum.aynı anda sıkıyönetim görevlisi bir binbaşının
    – – ‘yakalayın şunu’ emri üzerine çocuk bir anda yaka paça tutulup kelepçelendi.görevliye;
    – – ne yapıyorsunuz ? diye sordum.
    – – görevimizi yapıyoruz.yasadışı örgüt bağlantısını araştıracağız.bu bizim işimiz diye yanıt verdi.kısaca bana “sen kendi işine bak,bize karışma” demeye getiriyordu.
    çocuk götürülürken anne ağlayarak;
    – – kulunuz köleniz olayım,bu oğlumu bari bana bağışlayın diye yalvarıyor,kendini askerlerin ayaklarına atıyordu.yüzünü anlatılmaz bir acının gölgesi kaplamış olan baba ise karısını tutmaya,yatıştırmaya çalışıyordu.bu çırpınışların hiç birisi veysel’in cezaevinin infazı için ayrılan bölümüne,kardeşinin ise o an bilmediğim bir yere götürülmesine engel olamadı.

    cezaevinin idare bölümüyle koğuşlar arasında kalan ilk iç avlu olan infaz yerinin hemen yanında geniş bir oda vardı.buraya tutanak yazabilmek için bir masa ve sandalye konulmuştu.herkes burada toplanmıştı.veysel de önce bu odaya alınmıştı.iç avluda ise üç ayaklı darağacı gündüzden hazırlanmıştı.özel olarak alınan urganla ilmeğin hazırlanmasına bizzat deneyimli cezaevi müdürü nezaret etmşti.geniş oda kalabalıktı,artık kimsenin sesi çıkmıyordu.konuşmak bana düşüyordu:
    – veysel,burada dilersen sana dini telkinde bulunacak bir din görevlisi var,onunla konuşmak istermisin diye sordum.
    – – hayır görüşmek istemiyorum.halkımızın inançlarına saygısızlık olarak algılanmasın ama din adamlarına pek güvenim yok benim dedi.
    bundan sonra hükmü veren mahkeme heyetinden olan askeri yargıç yasa gereği hüküm özetini okudu.yapılacak işler giderek azalıyor,sona yaklaşılıyordu.
    –veysel son bir arzun var mı? diye sordum.
    – – babama mektup yazmak istiyorum dedi.

    arkadan kelepçeli ellerini çözdürdük,masanın başına oturdu.kağıt ve kalem verildi.
    “değerli babacığım ve tüm dostlarım”diye başlayan bir mektup yazmaya başladı.
    – – bir sigara içmek istiyorum dedi bu arada.
    orada bulunan görevlilerden birisi bir sigara verip yaktı, titreyen dudaklarıyla derin nefesler alırken bir yandan da mektubunu yazmaya devam ediyordu.sinek uçsa kanat sesi duyulacak kadar derin bir sessizlik çökmüştü ortalığa.sayfa dolduğunda mektup bitmişti.mektubu aldık, ayağa kaldırıp elleri arkadan kelepçelenirken;

    – – cebimde sigaramla çakmağım var,onları babama verin dedi.kelepçelenme işi tamamlandığında sessizliğin içinde birden sesinin tüm gücüyle;
    – – ‘yaşasın halkın devrim yolundaki şanlı mücadelesi,kahrolsun faşistler,diye bağırdı.boş bulunup olduğum yerde sıçradığımı hatırlıyorum.görevliler kollarına girip 20 adım ötedeki darağacının altına götürdükleri sırada che guevara’nın ünlü......................... ölüm hoş geldi,safa geldi dizelerini bağıra bağıra okuyordu.

    hepimiz o bölümde toplandık.ancak o yapayalnızdı,ölüme giderken.ne onu uğurlayan bir avukatı vardı,ne elini son kez dostça sıkan bir tanıdığı,ne de yola çıkarken hüzünlü de olsa kendisine sıcacık bakan sevecen bir çift göz .orada yabancısı olmadığı tek şey kendi sesiydi.belki de yalnızlığını kendi sesini duyarak açmaya çalışıyor,onun için bildiği,sevdiği,inandığı sözcükleri haykırıyordu.

    iki gardiyan ve cellat onu darağacının altındaki sandalyeye çıkardılar.kendileride bir masanın üzerine çıkıp yağlı ilmeği boynuna geçirdiler.son kez;

    – – kahrolsun faşizm.yaşasın halkların devrimci mücadelesi diye bağırarak ayağının altındaki sandalyeyi tekmeledi.boynuna gömülen ilmeğin ucunda asılı,hırıltılar,kasılmalar,çırpıntılar içinde sallanırken saniyeler saatler gibi gelmişti bana.ne kadar zaman geçti bilmiyorum hareketleri durdu.asılı olduğu yerde kendi ekseni çevresinde yavaş yavaş denmeye başladı.
    doktor “tamam” dedi.
    tamamdı.görev tamamlanmıştı.şimdi yapılan işin eksiksiz tutanağa geçirilmesi gerekiyordu.genç ve sıcak ölü beden ipten indirilirken,ben önceden kafamda şemasını tasarladığım tutanağı yazdırmaya başlamıştım bile.

    ‘e’ tipi cezaevi avlusunda tutanağın yazıldığı daktilo makinasının yankılanan sesi kadar mekanik ve tekdüze ve böylesine bir ölüm kadar soğuk bir üslupla özetledim yapılanları “ölüm cezası infaz zaptı” başlıklı tutanakta.

    bu tutanakta ne son sigarasını içen dudaklardaki titreme görünüyordu;ne de erkek kardeşinin ona “sen inandığın doğrular uğruna ölüyorsun,onur duymalısın”sözleri üzerine sıkıyönetim görevlilerince kelepçelenip götürülmesi vardı.annesinin “bu oğlumu bari bana bırakın” diye ümitsizce yalvarışları,hıçkırıkları,babasının gözlerindeki acı ve çaresizlikte yer almadı bu tutanakta.

    ne ağzı rakı kokan emniyet müdürünün infazdan yarım saat önce “bu herif asılırken bize söverse ne yaparız” diye sırıtarak sorduğu sorudan söz etmiş,n de komutanın aynı sırıtkanlıkla “ipten indirdikten sonra yeniden asarız,sen kafanı yorma müdürüm”diye verdiği yanıttan

    veysel babasına yazdığı mektupta özetle ; suçsuz olduğunu,sırf savunduğu ve inandığıgörüşler nedeni ile cezalandırıldığını,ölümünün halkın devrimci mücadelesine hız katacağını,bu nedenle üzülmemeleri gerektiğini vurguluyordu.bu mektuba örgüt propagandası içeriyor diye sıkıyönetim görevlilerince el konuldu,babasına verilmek üzere bana teslim edilmedi.babası isterse gidip mahkeme dosyasından okusun diye mahkeme dosyasında saklanmak üzere mektup askeri yargıca verildi.,

    veysel’in cesedi cezaevinde bulunan eski yırtık bir battaniyeye sarılıp bir kamyonetin arkasına atıldı.tören yapmadan gömmek üzere görevliler onu alıp götürdüler.

    gecenin karanlığı henüz bitmemişken her şey bitmişti.gelişimde olduğu gibi abartılı güvenlik önlemleri altında aşırı gergin ve uykusuz eve döndüğümde gün yeni yeni ağarıyordu.parlak bir haziran günü başlıyordu gaziantep’te.

    eve gelince uyumakta olan iki küçük kızımın odalarına sessizce girip bir süre onlara baktım.karım zaten uyumamış,beni beklemişti.
    onun çekine çekine “nasıloldu”sorusu üzerine boğazımdaki düğüm çözüldü,heç yanıt veremedim.yalnızca uzun uzun ağladım

    981/1 – 1468

    ölüm cezasi infaz zapti

    t.c.k.nun 450/9 maddesinin ihlal suçundan adana sıkıyönetim komutanlığı 2 nolu askeri mahkemesinin 1981 / 71 esas 1981/80 kararı ile ölüm cezasına çarptırılan ve bu cezası yargıtayca onanarak 21,4,1981 tarihinde kesinleşen milli güvenlik konseyince ölüm cezasının yerine getirilmesine karar verilerek bu konudaki kanun 9,6,1981 tarihinde resmi gazetede yayınlanan veysel güney’in ölüm cezasının infazı için 10,06,1981 tarihinde saat 03,00 de gaziantep e tipi cezaevinde bu işin infazı için ayrılan özel bölümde tüzüğün 66. maddesinde belirtilen kişiler olarak hükmü veren mahkeme heyetinden hak.yb. ayhan ulusoy,infaz işleri ile görevli gaziantep c.savcı yardımcısı m.göktürk,cezaevi müdürü m.ekrem berdan,hükümet tabibi fahri zincircioğlu,din görevlisi ibrahim kaya,zabıt katibi şemsi menni hazır bulundular.

    mahkeme hükmü kesinleşme şerhi milli güvenlik konseyinin cezayı onayan kararı incelendi.cezanın infazı ile ilgili hazırlıkların tamamlanmış olduğu görüldü.

    ölüm cezasına hükümlü veysel güney getirildi ve cezaevinin uygun bir odasına alında.

    hükümlünün kimliğinin tespitine geçildi,veysel güney ali oğlu 1957 de zeynepten olma malatya hekimhan ilçesi davulgu köyü nüf.kayıtlı.aynı yerde oturur.bekar,okur yazar.iskenderun demirçelik fabrikasında işçi olarak çalışmakta iken 6 ay kadar önce işi bırakmış boşta gezer sabıkasız.

    hükmü veren mahkeme heyetinden hakim yrb. ayhan ulusoy’dan soruldu; hükümde adı geçen kişinin şimdi huzurda bulunan ve kimliği belirlenen kişidir dedi.bu sırada infazda bulunmak üzere başvuran hükümlünün babası ve yakınları asayiş açısından sakıncalı görüldüğünden bu konudaki talepleri red edildi.ancak son defa veysel güney ile görüşmelerine izin verildi ve hükümlü yanından çıkarıldılar.
    hükümlü veysel güney infaz sırasında dini telkin istemediğini ve din adamı ile görüşmek arzusunda olmadığından din adamı ibrahim kale infaz mahalinden çıkarıldı.
    hüküm özeti hakim yrb. ayhan ulusoy tarafından hükümlünün yüzüne karşı hazır bulunanların yanında açıkça okundu.
    veysel güney’den soruldu”bir diyeceğim yoktur”dedi.hükümlü veysel güney’den son arzusu soruldu:babasına mektup yazmak istediğini söyledi,kendisine kağıt ve kalem verildi.değerli babacığım ve tüm dostlarım diye başlayan tüm sahifeden ibaret mektup yazdı; bu arada sigara içmek istediğini söyledi kendisine sigara verildi.
    hükümlünün elleri arkadan kelepçelendiği sırada “kahrolsun faşizm”gibi çeşitli sloganlar bağırdı.veysel güney ölüm cezasının infazı için özel olarak ayrılan yere götürülürken cebinde çakmağı ve sigarası olduğunu bunların alınarak babasına teslimini istedi.
    özel olarak ayrılan yerde görevlilerin huzurunda yasa ve tüzükte belirtildiği şekilde veysel güney’in ölüm cezası asılmak suretiyle saat 03:15 de infaz edildi.
    veysel güney’in öldüğü tabib tarafından kesin olarak tespit edildikten sonra ceset teşhirine müsade edilmeksizin kaldırıldı.
    tören yapılmadan defnedilmek üzere ilgililere teslim edildi. düzenlenen bu ölüm cezası zaptı hazır bulunanlarca birlikte imza altına alındı.
    sanığın son arzusu olarak yazmış olduğu mektup kapsamı itibariyle suç unsuru ihtiva ettiğinden bu nedenle de yakınlarına verilmesi sakıncalı görüldüğünden dosyasına konulmak üzere hakim yb. ayhan ulusoy’a teslim edildi.10.06.1981

    c.savcı yrd. hakim yb. z katibesi
    m.mete göktürk ayhan ulusoy şemsi menni

    hükümet tabibi din görevlisi
    fahri zincircioğlu ibrahim kale
  3. bazı insanlar vardır, adam gibi adam sözü sanki onlar için söylenmiştir. onlardan biri.
  4. atv tarafindan yilin adami secilen, turkiye'de yarginin bagimsiz olmadigini ilk kez telaffuz etmis eski dgm savcisi. gercek demokrasi savunucusu. karikaturist. iki tane super akilli kizi vardir: deniz ve pinar. son kitabi "adaleti gordunuz mu" siddetle tavsiye edilir. kendisi turkiye icin onemli bir deger!
  5. bir gün öncesinde süheyl batum'dan aldığı darbelerden sonra an itibariyle ntv soruyor programında arz-ı endam etmektedir. ve değişen birşey yok.
  6. an itibariyle hükümetin anayasa değişikliği komisyonu temsilcisi gibi konuşmakta olan eski savcı.
  7. katıldığı programlarda yaptığı demokrat çıkışları nedeniyle hernekadar akp li diye yaftalansada demokrat hukuçu kimliğiyle istifade edilmesi gereken aydın.
  8. akp tarafından herdaim istifade edilen televizyon katılımcısı.

mete göktürk hakkında bilgi verin