şükela:  tümü | bugün
  • kuran-ı kerim cin suresi 8. ve 9. ayetlerde öne sürülen iddia. eskiden göğe oturup oradaki haberleri dinleyebilen cinlerin kuran-ı kerim geldikten sonra göğe çıkmaya çalıştıkları anda kafalarına ateş topunu yedikleri, böylece geleceği öğrenemedikleri anlatılmakta bu ayetlerde.

    8. “kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”

    9. “hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”

    ilk okuduğumda ben mi yanlış anladım dedim ama tefsirlerde de aynen bu şekilde anlatılmış. hakkaten 'yakıcı bir ışık' diye çevrilen "şühüb" kelimesi arapçada yıldız kayması için de kullanılıyormuş.

    olabilir tabii mi desek, müteşabih ayettir ancak alim anlar diyip kenara mı bıraksak, yoksa gökyüzüne bakıp da geceleri birçok kayan yıldız gören birinin bunları açıklama çabasıdır mı desek, bilemedim şimdi. kimseyi üzmek gücendirmek istemem lakin, yazsam olmuyor yazmasam gönül razı değil.
  • artık her yıl yıldız kaydığında bir eşkiyanın değil bir cinin öldüğüne kanaat getirmemiz gereken olay.
  • bunlar proton,ağır çekirdekler,fotonlar ve elektronlardır.

    (bkz: kozmik radyasyon)

    ayrıca, şeytanları yakan bu radyasyonu siz de üretebilirsiniz. mü'minun suresi 97-98. ayetleri çok sayıda okumanız yeterlidir. (rabbi eûzu bike min hemezâtişşeyâtiyni ve eûzu bike rabbi en yahdurun)

    not: verdiğim bilgiler çok genel bir çerçevede algılanmalıdır. bu tür işlere hiç akıl erdiremeyenler için misal mahiyetindedir yoksa bilimsel bilgi olsun diye serdedilmemişlerdir. insanın çevresindeki aura ve bunun kirlian fotoğrafçılığı ile görüntülenmesi 1939'dan beri biliniyor ama nedense bilim dünyası pek ilgi göstermiyor bu hadiseye. neden? stargate dizisini seyredenler bile bilir. oradaki alevden varlıklar olan "ori" lar da anlayabildiğim kadarıyla "yıkıcı girişim" yaptırılarak imha edilmişlerdi.(her hayalin altında bir gerçek yatar belki de hayal değil gerçeğin ta kendisidir hiç belli olmaz) islam dünyasındaki kadim ilimlerden olan ebced ilmi de bu tür hakikatlere dayanıyor zannedersem. her harfin kelimenin bir titreşimi var ve bunun rakam olarak ifadesi. tekrarların o rakama göre yapılması vs...hiç anlamayanlar iiçin söyleyelim "abra kadabra"
  • çok garip bir iddia. daha garibi söz konusu ayetlerde sözü geçen yakıcı ışığın kozmik radyasyon olduğu, hatta bu radyasyonun belirli sözcükleri tekrarlamak suretiyle insan tarafından yaratılabileceği iddiası. bu durumda:

    1) şeytan ve cinler yüksek enerjili temel parçacıklardan zarar görüyorlar, ben de diyorum cern'de slac'de desy'de niye hiç cin görülmüyor. bir de cinden periden korkan arkadaşlar bu durumda yanlarında tüplü televizyon gezdirsin, 38 ekranı bile kozmik radyasyonu kenara bırakacak şiddette elektron hüzmesi yaratır.

    2) adları fantastik gelse de elektron'dan alfa parçacığına, mesonlara her türlü kozmik radyasyon laboratuarda ölçülebilir, eğer belirli kelimeler inançla söylenince bunlar çıkıyorsa hemen ölçebiliriz. en yakın fizik bölümüne gidip bir cloud chamber bulun, okuyun bakalım saniyede kaç muon çıkartıyorsunuz.

    3) kozmik radyosyonun kaynaği epey bellidir, özellikle dünya'ya düşen parçacıkların çoğu güneş içindeki nükleer reaksiyon sonucu oluşur, yukarıdan atan belli yani. siz yine de güneş'e tapmayın.

    4) akıl fikir.
  • kuran-ı kerim'de saffat suresinde de desteklenen iddia. saffat suresindeki ilgili ayetler:

    6. biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.

    7. ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.

    8. onlar, artık mele-i a'la'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. her taraftan taşlanırlar.

    9. kovulup atılırlar. ve onlar için sürekli bir azap vardır.

    10. ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.

    not: biz bunları başka başlıklarda incelemiştik diyen arkadaşların uyarısı üzerine (bkz: yıldızların şeytanları taşlamak için yaratılması).
  • cinlerin meteorla duş aldıklarını gösterir.
    http://img135.imageshack.us/…135/9260/meteornf7.jpg
  • (bkz: islam)
  • medyum memiş'i işsiz bırakacak hadise
  • kuran-ı kerim içinde toplam dört yerde tekrarlandığı görülen iddia. yukarıda belirtilenlerden başka

    mülk suresi

    5. andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.

    hicr suresi

    16. andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik.

    17. onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.

    18. ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.

    not: bunları bana gönderen sözlük ulemlarına teşekkürler, hakikaten kutsal bilgi kaynağı burası.
  • oncelikle, belirtmek gerekir ki mealleri, kitabi anlamak icin okumak gerekir. yani meallerden ogrenilecek cok sey vardir. tam anlasilamayan yerlerde de tefsir gibi, arapca kelimelerin fasih arapca'dan gunumuze kalabilmis anlamlarini iceren sozlukler gibi kaynaklara ve siyer, hadis kitaplari gibi baska birtakim kaynaklara da basvurarak konu hakkinda bilgiye sahip olmak, biraz mesakkatli olsa da islam inancin saglikli bir sekilde incelenmesini ve konulara vukfiyetin arttirilarak gerekli derinlige erisilmesini saglayacaktir.

    bu baglamda yapilabilecek en buyuk hatalardan birisi, sadece meallerde yer alan birtakim ifadeleri okumakla yetinip, bunlara dayanarak, cikarim yapmak, fikir gelistirmek olacaktir. burada kitabin acik oldugu iddiasi dolayisi ile bu ifadenin tezata tekabul ettigi dusunulebilir. fakat, anlamak icin okumak ile birtakim cevirilere dayanarak hukum vermek, cikarim yapmak tamamen ayri seylerdir. mealler, kelimelerin orijinallerini mumkunse bir degilse en iki ya da uc kelime ile ikame etmeye yonelik calismalar oldugundan, ana kaynaga gore, diger dillerde, birtakim anlam daralmalarinin, anlam degisikliklerinin olmamasi mumkun degildir. bunun bir ornegi icin (bkz: #32665636). bu noktada da, sadece yapisal olarak bu tip eksiklikleri olmak zorunda olan metinlere dayanilarak yapilacak her cikarim ya eksik ya da yanlis olacaktir. ozellikle de bu basligin tanimlamaya calistigi tevile acik birtakim ayetler soz konusu ise.

    cin suresi 8-12'nin elmalili meali su sekilde:

    --- spoiler ---

    8 - (cinler, dediler ki): "biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçiler ve alevlerle dolu bulduk."

    9 - "doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."

    10 - "doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa rableri onlara bir hayır mı diledi?"

    11 - doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. biz çeşitli yollara ayrılmışız.

    12 - "doğrusu biz anladık ki, allah'ı yerde acze düşürmemize imkân yok. kaçmakla da o'nu asla âciz bırakamayacağız."

    --- spoiler ---

    ayni ayetlerin tefsiri de su sekilde yapilmis:

    --- spoiler ---

    8. "doğrusu biz göğü yokladık da onu şiddetli muhafızlar ve alevlerle dolu bulduk". esasen lems; dokunmak, elle yoklamaktır. göğü yoklamak, ne var ne yok diye araştırmak istemek, sınamak anlamlarında mecaz olduğu açıklanıyor. hares, bekçi ve muhafız demek olan "hâris" kelimesinin çoğuludur. "hadem" kelimesinin, hizmetçi mânâsına gelen "hâdim" kelimesinin çoğulu olduğu gibi. şühüb de "şihâb ın çoğuludur. şihâb, esasen ateş alevidir. nitekim, "parlak bir ateş koru." (neml, 27/7) âyetinde de bu mânâda kullanılmıştır. bundan, gökte yıldız kayar gibi kayan parıltılara da isim olmuştur. mânânın özeti şu oluyor: biz iman ettik ki, "allah kimseyi peygamber göndermiyecek, göndermez." zannı yanlış imiş, biz yüce bir şahsın peygamber gönderildiğini anladık. çünkü biz göğü, o yüksek âlemi yokladık da onu şiddetli bekçiler, kuvvetli muhafız melekler ve atılmaya hazırlanmış ateş gibi alevler, korlarla doldurulmuş bulduk.

    9. bilindiği gibi biz, o gökleri dinlemek, haber almak için bazı mevkilerde otururduk. yani bazı yerlerde durup etrafı gözetler, gizli gök haberleri alır, onlarla halkı şaşırtırdık. fakat şimdi "her kim dinlemek isterse onu göz altında bulundurup gözleyen, yakmaya hazır bulunan bir ateş parçası, parlak bir alev bulunuyor. o kur'ân'ın ve onu okuyan zatın karşısında cin ve şeytan böyle eriyecek bir durumda kalıyor. işte yüce allah böyle birisini göndermiş ve âlemi böyle değiştirmiştir. burada çoğunlukla "şihâb"ın zahiri mânâsında ısrar ediliyorsa da biz bu ısrarda mânâyı maddeleştirmekten başka bir yarar görmüyoruz. asıl maksat, peygamberlik nuru ve kur'ân âyetleri ile hakikat âleminde parlatılan ve batıl fikirlere karşı fırlatılan ateşi andırır uyarıları anlatmak olması daha yüksek bir mânâ olduğu kanaatındayız. zira hava olaylarından olan o ateşlerin peygamberimizin gönderilmesinden önce de olageldiği rivayetlerde de inkâr olunmuyor. peygamberimizin gönderildiği sıralarda denildiği gibi fazla birçok ateş yağmurları olmuş ve bunlardan yıldız falcıları, kahinler, şeytanlar korkup türlü mânâlar çıkarmaya çalışmış olsunlar. fakat bu şekilde onlardan gök haberleri kesilmiş değil, aksine çoğaltılmış ve kulak hırsızlığına daha fazla meydan verilmiş demek olmaz mı? oysa ibnü abbas hazretlerinin söylediği ve bu âyetinde anlattığı mânâ, bu alevlerin, onlardan gök haberlerini kesmiş ve göğün kapılarını birer zabıta memuru olarak tutmuş doldurmuş olmalarıdır. bu ise onların morallerini yıkıp yalanlarını, hafifliklerini ve taşkınlıklarını yakan hakikat alevlerini anlatıyor ki, onlar muhammed (s.a.v)'in göğünden parıldayan ateşi andırır âyetler ve mucizelerdir ki, bunun karşısında insan ve cin şeytanlarının ödleri kopmuş, dilleri tutulmuştur.

    10. bu tecrübeleri yapmış olan cinler artık eskisi gibi gayptan dem vurmaya, gelecekten haber vermeye kalkışmayıp yalan söylemiş olmaktan sakınarak ilerisi hakkında imanlarını şöyle anlatıyorlar: ve inandık ki, doğrusu biz bilmeyiz, bizim aklımız yetmez, yeryüzündekilere bir kötülük mü murat edilmiş; yoksa rableri onlara bir hayır, bir başarı mı murat etmiştir. yani daha önce yaptığımız gibi gayptan dem vurmaya kalkışmayalım, biz gaybı, allah'ın ne takdir ettiğini bilmeyiz. o, allah'a aittir. dolayısıyle bu defa da o göğün korunmuş olmasından, o alevlerin parlayışından yerdeki kimseler, insanlar ve cinler korunup da hayır mı görecekler, yoksa korunmayıp da ateşlere yanarak zarar mı görecekler, orasını allah bilir. bu konuda bize düşen kendimizi düşünmektir.

    11. bizim bildiğimiz ve anladığımız şudur ki, doğrusu bizler, biz cinler içinde iyiler de vardır. onlar, iman edip hayra ermeye uygun ve elverişlidirler. yine içimizden öyle olmayan aşağılıklar da vardır. onların hayra ermesi pek düşünülmez. biz bölük bölük, yol yol klik klik, sırımlar gibi dilim dilim, parti parti olmuşuz yani hepimiz bir yolda birleşmiş değiliz ki, hakkımızda mutlak olarak hayır veya şer diye bir hüküm verilebilsin.

    12. biz zannettik burada zan, nefsin kesin kararı ile ilim mânâsınadır. yani o kur'ân'ı dinleyen ve o tecrübeleri görüp bunları söyleyen biz cinler şunu anladık. ki yüce allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayız. yeryüzünün neresinde olursak olalım, ne kadar gizlenirsek gizlenelim, gerek böyle ihtilaf içinde kalalım, gerekse birleşelim, her ne yapsak allah'a karşı koyup da ondan kurtulmamıza imkan ve ihtimal yok. ve ondan kaçmakla da kurtulamayacağız. yeryüzünde kalmayıp da göğe kaçacak olsak yine onu aciz bırakamıyacağız, kendimizi ondan kurtaramıyacağız. ona iman ve itaat etmedikçe, nerede bulunsak bizi yakacak. biz bunu tecrübeyle anladık.

    --- spoiler ---

    hicr suresi 18. ayet'in tefsiri ise, burada da anilan saffat suresi ayetler 7-10 , cin suresi ayetler 8-9 ve mulk suresi 5. ayet ile konuyu butunlestirerek su ifadeleri orataya koyuyor:

    --- spoiler ---

    18-ancak kulak hırsızlığı eden müstasnâ, yani gök, korunmuş olup ona yükselemedikleri için melekler âlemini dinleyemez. "artık o şeytanlar 'mele-i âlâ'yı (melekler âlemini) dinleyemezler." (saffât, 37/8). gökteki melekleri dinlemekle bilgi alamazlar. ancak göğe ait inen ilimler ve haberlerden işittikleri bazı şeyleri çalarak şeytanlık yapmak için kulak hırsızlığı edenler vardır. (saffât, 37/7-10. âyetler ile; cin, 72/8-9. âyetlerin tefsirine bkz.) onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür. açık bir alev ardından yetişmektedir.

    şihâb: lugatte ateş alevi demektir. parıltılardan dolayı yıldızlara ve süngüye de denilir. özellikle gökten yıldız kayıyor gibi, görünen aleve denildiği çok olmuştur. bunun bir alevleme olduğu görünürse de fizikî olarak oluşma şekli henüz ilmi olarak açıklanmış değildir. bu konuda değişik varsayımlar vardır. eskiden tabiat ilmi ile uğraşan bilginler, yükselen buharların, yani havanın yüksek tabakalarına yükselmiş olan birtakım gazların tutuşmalarına yorumluyorlardı. son zamanlarda da şu görüş ortaya çıkmıştır: kıvılcımlar, uzayda sürüler halinde seyr ve hareket eden bir takım küçük cisimlerdirler. yer bunların birçok yörüngelerine rast gelir. ve bunlar yeryüzüne rast geldikleri zaman, atmosferin yüksek kısımları ile teması sonucunda süratlerinin şiddetinden dolayı sürtünme ile meydana gelen ısı ile tutuşurlar. göktaşları da bunlardan düşer. alev sütunlarının sürati saniyede kırk ile yetmiş iki kilometre arasında değişir. gök taşlarının hareketi ne gezegenlerin düz yörüngeleri içinde, ne de onlarla aynı yönde olmayıp bunlar yörüngelerinin cinsine göre daha fazla kuyruklu yıldızlara benzetildiğinden astronomların bazısı bunları parçalanmış kuyruklu yıldızların bir döküntüsü olarak düşünmek istemişlerdir. şüphe yok ki şihâb (alev sütunu) ve gök taşları konusu şimdiki astronomi ilminin üzerinde kurulduğu çekim kanununa tatbik edilerek henüz açıklanabilmekten uzaktır.

    rastgele söylenen sözlere karışan herhangi bir açıklama da ilmî bir açıklama olamayacağından bunlar göğe ait sırlardan sayılır. fakat ilâhiyyât ilmine yükselindiği zaman bütün o rastgele meydana gelen olayların birer tasarruf olduğu anlaşılır. ne olursa olsun şu açıktır ki, alev sütunları atmosferin en yüksek sınırı üzerinden yeryüzüne doğru akan bir tutuşma ve yanma olayıdır. son teoriye göre de demek oluyor ki bunlar, yukarıdan bir bomba gibi gelip yeryüzünün gök tarafında bulunan hava tabakasına girerek tutuşmaktadırlar ki bu mânâ, saffât sûresi'ndeki "her şeyi delip, geçen alev" (37/10) mânâsına uygun düşer. ve demek ki bu yanma ve tutuşma, atmosfer havasının göğe doğru en yüksek sınırlarına çıkıp gizlenmiş olan hararetle ilgili kuvvetleri ile bir temas halinde meydana gelmektedir. bu gizli hararetle ilgili kuvvetler ise biraz sonra âyette açıklanacağı üzere cinlerin, gizli şeytanların yaratılmış oldukları "zehirli ateş" ile ilgilidir. ve işte mülk sûresi'nde (67/5) ve cin sûresi'nde (72/8-9) de geleceği üzere kur'ân'da özellikle şunu haber veriyor ki alev sütunları göğe doğru çıkmak isteyen cin şeytanlarına atılan birtakım göğe ait mermilerdir. bunlarda nitelik itibarı ile hem yıldızlar, hem taş ve hem ateş mânâsı vardır. ve şu halde ilâhî hikmet açısından bunların tutuşması, birtakım kuvvetlerin ve kötü ruhların yakılması ve kovulması ile ilgilidir.

    kurtubî tefsirinde der ki: "şihablar (kıvılcımlar) bunları öldürür mü, öldürmez mi? bu konuda ihtilâf edilmiştir. ibnü abbâs (r.a) demiştir ki: yaralar, yakar, yıkar, öldürmez. hasan ile beraber bir grup da öldürür demişlerdir. fakat birinci görüş en doğru görüştür." bu alev sütunlarının insan şeytanlarını kovması ise ya bir manevî taşlama yerine mecazi olarak kullanılmıştır veya cin şeytanları içindir. çünkü kulak hırsızlığını ilk önce gizli şeytanlar yapar ve âyetteki alev sütununun umumî mecaz yolu ile maddî ve manevî şeyleri kapsaması, açıklama tarzına daha uygundur. ve bu üslubun zevkine ermek için kur'ân hakkındaki "ve biz onu koruyacağız" (hicr, 15/9) âyeti ile, gök hakkındaki âyetleri arasındaki benzerliğe dikkat etmek gerekir. yani kur'ân gök gibidir. allah'ın sanatı ve kudretinin delilleri ile dolu olan gök, nasıl onurlu cisimleri ve yüksek burçları ile bakanlar için süslenmiş ve şeytanlardan korunmuş ve kulak hırsızları oradan bir ateş şulesi ile kovulmuş ise, kur'ân da öyledir. yıldızlar ve burçlar gibi âyetler ve sûreler ile güzel nazmı, temiz kalplerin sahipleri için süslenmiştir. ve o günahkârlardan olduğu gibi, taşlanmış şeytanlardan korunmuştur. onlar, ona yükselemezler. iman ve iltifat ile almaz ve dinlemezler. olsa olsa kulak hırsızlığı ederek şeytanlık yapmak isteyenler bulunur ki bunları da parlak bir ateş şulesi kovalamaktadır.

    ve apaçık kur'ânın bu parlak ateş şuleleri ise o şeytanlara, kâfirlere, suçlulara cehennem ateşi ile, allah azabını gösteren uyarı âyetleridir. gök böyledir.

    --- spoiler ---

    daha kisa bir aciklama icin:
    http://www.sorularlaislamiyet.com/…aksat-nedir.html

    ayrica:
    http://www.sorularlaislamiyet.com/…-goruyor-mu.html