şükela:  tümü | bugün
  • metinlerarasılık, özellikle 1960’lı yıllardan sonra, kısmen postmodern etkiler doğrultusunda yazan michel butor, simon, robbe-grillet ve sarraute gibi yeni romancıların eserinde genişçe uygulama alanı bulur.

    metinlerarasılık aracılığıyla, farklı alanlara, edebî türlere açılma imkânı da doğar. bu da postmodern romanların çok-sesli olmasını, hatta karnavallaşmasını sağlar.

    metinlerarası ilişkiler ile biçim-dış yapı açısından bir metin başka bir metinle ortaklık sağlar ve böylece farklı metinlerin varlığı ortaya çıkar. kısaca, bir metin, başka bir metin içinde kapalı şekilde verildiği gibi açık bir şekilde de verilebilir. burada okuyucunun bilgi-tecrübeleri öne çıkar.

    postmodern metinlerde herhangi bir düşüncenin kime ait olduğu belirtilmeden eserde doğrudan kullanılabilmektedir.

    metinlerarası biçimleri, alıntı, anıştırma, dönüştürme ve 'öykü(n)me' alt başlık-kavramları noktasında ele almak mümkündür.
  • 1960’lı yıllarda julia kristeva'nın ortaya attığı yazınsal alanda farklı metinler arasındaki alışverişleri tanımlamak için kullanılan kavramdır. metinlerarasılık, yazınsal söylem çözümlemelerinde, metnin özerkliğini benimsemek yerine biçimci bir çizgide kalarak, yapıtların sonsuz bir etkileşim içerisinde olduklarını, söylemlerin iç içe geçerek anlam ürettiklerini ileri sürerek öznellik kavramının egemenliğine son vermiştir .

    böyle bir anlam üretimi ile bir “çokseslilik” ortamı yaratılmış, farklı türlerin ve disiplinlerin verileri buluşturulmuş, eski dönem yapıtlarına ait parçalar ile başka bir bağlamda, başka amaç ve işlevler doğrultusunda yeni, bir başka deyişle türetilmiş yapıtlar üretilmeye başlanmış, böylece ayrışık, süreksiz ve parçalı, dolayısıyla da umberto eco’nun söz ettiği gibi açık yapıtlar ortaya çıkmıştır.

    yazınsal/dilsel alanda gerçekleşen bu metinlerarası alışverişler daha da ileri giderek, sanatın diğer biçimlerinden de yararlanarak geniş bir alan durumuna gelmiştir . böylelikle bir yandan yazınsal alan sanatın diğer biçimlerinden yararlanırken, diğer yandan sanatsal biçimler de kendi aralarında alışveriş yaparak, yeni yapıtların ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. diğer sanat alanlarının hem kendileriyle, hem de yazınsal alanla olan alışverişlerine metinlerarasılık tanımının uygunluğu sorgulanarak yeni bir kavram önerilmiş, göstergelerarasılık kavramı ortaya çıkmıştır.
    ayrıca:

    (bkz: kubilay aktulum)
  • metin nedir, ne değildir kavramadan anasının karnından "metinlerarasılık!" diye fırlayanlar olmasa, dünya daha güzel bir yer olurdu.
  • postmodern edebiyat tavrını en iyi yansıtan tekniklerden biridir.

    postmodernizmin her anlamda tek bir doğruya karşı çıkışını ve görelilik kavramını, metinlerin de tek bir bakış açısıyla ele alınamayacağı ya da metnin tek bir kişinin elinden çıktığı haliyle kalmasının ve yorumlanmasının bir zorunluluk olmadığı yönünde edebiyata uyarlayarak oldukça kaydadeğer sonuçların ortaya çıkmasına vesile olabilmektedir. kesinlikle sadece kendisinden daha önce yazılmış bir esere gönderme yaparak ilgi çekmeye çalışan bir metin yaratma aracı olmaktan ibaret olmayıp, aksine atıfta bulunduğu eseri çok farklı ve beklenmedik bir noktadan tutup yorumlayarak bambaşka bir yere götürebilir ki bu da sanılanın aksine, okuduğum örneklerine dayanarak bu tekniği kullanan yazarın çoğu zaman "malzeme yoksunu" olmasını değil, yaratıcılığını öne çıkarabiliyor. bu yüzden de metinlerarasılığın en etkileyici hali, ele alınan metnin apaçık bir şekilde bambaşka bir hale büründürülmesidir bana göre.

    sayılabilecek birçok başarılı örneği var elbette, fakat türk edebiyatını ele alırsak kendi adıma ayla kutlu'nun kadın destanı'nda bu anlamda çok iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim. kendisiyle tesadüfen okuduğum birkaç romanı haricinde pek haşır neşir olmuşluğum yoktur açıkçası ama kadın destanı'nda metinlerarasılık tekniğini bu kadar iyi kullandığını gördüğümden beri örnek olarak vermeden geçemiyorum. hakkını vermek gerekir, gılgamış destanı ancak bu kadar ters köşeye yatırılıp ince ve zekice işlenerek yeniden sunulabilirdi. okudukça tekniği daha da benimsetiyor.
  • leyla ile mecnun dizisin en güzel örneklerden biri olduğu bir terimdir çünkü her bölümünde kitaplara, dizilere, filmlere, güncel olaylara, şahıslara hatta komikli videolara bile göndermeler mevcut.

    metinlerarasılık, sen bu göndermelerin yapıldığı konular hakkında bilgi sahibi değilsen bunların alıntılandığı ya da bunlara göndermelerin yapıldığı konuşmalardan bir şey anlayamazsın "ehe" diye bakarsın demek.
  • kubilay aktulum 'un, metinlerarası ilişkiler kitabında konuyla ilgili yazdıkları şöyle;

    "yazınsal bağlamda, her ne kadar yazarların çoğu klişe ve basmakalıp sözlerden kaçınmaya çalışsalar da yine de yazdıkları metinlerde onlara başvurmaktan kendilerini alamazlar. çünkü belli bir dönemde ortaya çıkan klişelere, o dönemin söylemine bağlı kalmadan metin üretmek son derece güçtür. klişe, yapıtı, üzerinde eklemlendiği toplumsal söyleme gönderdiğinden, daha önce söylenen veya düşünülen şeylerle alışverişler kaçınılmaz olur. yazınsal metnin örgüsünde bir çağa özgü söylemlerden izler, kapalı da olsa yer alır ve değişik metinlerde yinelenirler. sonuçta, adsız bir alıntı, defalarca yinelenen bir anlatım ve sıradanlaşmış bir düşünce olan klişe metinlerarası olgusunu devinime geçirir." (s. 151)

    "ancak metinlerarası bağlamda, anlatı içinde anlatı yönteminin bizi ilgilendiren yanı, hamlet'teki gibi düşsel bir ikinci anlatı değil, bir yapıta sokulan somut, altında belli bir yazarın imzası bulunan ve metin dışı bir başka metne gönderen, böylelikle ikinci metnin konusunu yineleyen ve anlamını açan anlatı içinde anlatı biçimleridir. kurgusal düzlemde ve metinlerarası bir bağlamda, anlatı içinde anlatı yönteminin işleyişi, yani anlatılan bir öyküde onun yansısı olan başka bir öyküye geçiş bir dönüşüm işlemiyle belirir. bu dönüşüm işlemi de bir "indirgeme" ya da "özet" yöntemiyle belirlenir. jean ricardou'nun belirttiği gibi, "kapsanan öykü kapsayan öyküyü ancak bir özet bi-çiminde çağrıştırabilir. "(*) özetlenen şey ise daha çok metnin özüdür. bir yapıtın içeriğine ve anlamına koşut olarak bir roman metni özetlenebildiği gibi, ondan kimi kesitler de alıntılanabilir.

    anlatı içinde anlatı, kurguyu başka bir düzlemde yeniden yazarken, indirgenen örnekçeden ayrılmaz. özgün metnin karmaşıklığı, uzunluğu yalınlaştırılır, böylelikle özet yoluyla kurgunun daha iyi anlaşılmasına olanak sağlanır. bir ikinci gösterge biçiminde işleyen anlatı içinde anlatı yöntemi, işlevsel olarak, yalnızca ilk metnin (yani onu kapsayan metnin) anlamsal olarak vermek istediği bildiriye daha da açıklık getirir, ona anlamsal olarak daha zengin bir boyut katar. bağlamın yeterince gerçekleştiremediği, anlam alanının genişlemesi onunla gerçekleşir.

    anlatı içinde anlatı, bir anlatı yöntemi olarak uygulandığında, yazarın kurduğu düşsel bir yapıta, olaya, izleğe gönderdiği gibi, gerçekten var olan bir başka yazarın bilinen yapıtına gönderip, yukarıda belirttiğimiz gibi, onun izleklerini yineleyip anlamına açıklık getirir. en belirgin işlevi budur. anlatı içinde anlatı yönteminin metinlerarasılık olgusuyla ilişkisi bu ikinci durumda gerçekleşir. gerçekten de anlatı içinde anlatı yönteminden bir metinlerarası görüngüde söz edebilmek için, bir metnin daha çok, içinde yer alan gerçek, düşsel olmayan, somut başka bir metne göndermesi ve onunla yapısal, özellikle de izleksel bir koşutluk kurulabilmesini gerektirir." (s. 162-163)

    "[...]bir metni taklit etmek, bir yapıtta ayraç ve italik yazı kullanarak, ya da her tür belirtgesel im'i kaldırarak çok sayıda alıntıya yer vermek, bir yapıtı bütünüyle ayrışık parçalardan yola çıkarak oluşturmak vb. farklı metinlerarası kılgılarla her yazar kendince bir ileti vermek ereğindedir. bu nedenle tüm yapıtları ele alıp, her birinde göndergelerin tek tek anlamlarını saptamak ve sonunda anlamsal bir tipleme oluşturmak olanaksızdır.

    bu durumda, bir metinlerarası göndergenin anlamını çıkarabilmek için, yer aldığı metnin bağlı olduğu yazınsal gelenek, yazarın yazın anlayışı ve metin konusundaki bakış açısı, yazıyla olan ilişkisi, metnin stratejisi, tarihsel ve toplumsal koşullar vb. göz önünde tutulabilir. proust 'ta bir öykünmenin anlamı-nı açığa çıkarmak için, onun öykünmeden ne anladığı, öykünme konusundaki bakış açısının ne olduğu ve öykünmeden ne beklediğini bilmek gerekir. aragon 'un les yeux d'elsa ' sında ortaçağ yazınma yapılan pek çok anıştırmanın anlamı büyük öl-çüde yazarın içerisinde bulunduğu ve tanığı olduğu toplumsal ve tarihsel koşullar ışığında çıkarılabilir. bir metinlerarası göndergenin yorumlanabilmesi ise önemli ölçüde okurun katılı-mını gerektirir.

    burada tüm metinlerdeki metinlerarası işlevlerin bir tiplemesini yapmanın olanaksız olduğunu bilsek bile yine de, özellikle roman alanında, metinlerarasının yinelenen en somut ve en önemli işlevinin, kişilerin kişilik özelliklerinin daha iyi belirtilmesine katkıda bulunmak olduğunu söyleyebiliriz. bir roman kişisinin başka yapıtlara yaptığı göndermeler ile anlatıda, onun psikolojisi, saplantıları, takınağı olmuş düşünceleri yanında bilgisi, ekinsel edinci, toplumbilimsel açıdan bakıldığında, ait olduğu toplumsal ortam belirlenir." (s. 167)

    "roman kişisi, klişeleşmiş, belirtgesel yazınsal bir "figür"ü kendine örnek alarak, yaptığı göndermelerle metinlerarası göndergenin anlamının açığa çıkmasını kolaylaştırır." (s. 168)

    "bir başka yapıta bağlı kalarak ve onun izleklerini yineleyerek yeni bir metin üretilmesi ile yeni bir anlam alam yaratılır. yeni metnin anlamı, içerisinde yer verilen metinlerarası göndergelere dayanarak çoğu zaman çıkarılabilir. metinlerarası göndergeleri yorumlamak için de, yinelendikleri dönemin, tarihsel ve toplumsal koşullarının göz önünde tutulması gereklidir. bir başka deyişle, "yazınsal yapıtta. sözcükler nesnelere ya da kavramlara göre ya da daha genel olarak, sözsel olmayan bir evrene göndererek" değil, "bü-tünüyle dil evreni içerisine sokulan gösterim çeşitlerine göndererek anlam üretirler"(**) diyerek, yalnızca okurun kavrama yetisine bağlı olarak metinlerarası göndergelerin anlamlarının salt başka metinlerle ilişkilendirilerek, gönderge metnin bağlamına bağlı kalarak çıkarılabileceğini savunan riffaterre 'in tersine, kimi metinlerarası göndergelerin anlamlarının yazıldığı dönemin tarihsel ve toplumsal koşullarına bağlı olarak da belirdiklerini, anlam ürettiklerini ileri sürebiliriz. yeni bir değerle, anlamla donatılan, geçmişe ait, gönderge olarak kullanılan eski yapıtlar yeniden yazıldıkları dönemin siyasal, bilimsel, sanatsal, toplumsal koşullarının, kısacası güncelin ışığında yeniden okunup yorumlanmayı gerektirirler." (s. 180)

    [*]jean ricardou, problèmes du nouveau roman, paris, seuil, 1967, s. 189.

    [**] michaël riffaterre , "l'intertexte inconnu", littérature, no 41, 1981.
  • ulysses - odyssey
    finnegan's wake - yeni bilim(vico)
    foucault sarkacı - kabala sefirot ağacı
    kara kitap - hüsn-ü aşk
    yeni hayat - hem dante hem de ziya gökalp(hatta kitap bir katmanında komple ziya gökalp'in batılılaşmacı-ilerleyici-devrimci ülküsünün, milleti oluşturan yeni hayatın değerlerinin parodisi olarak okunabilir)

    burada şu önemli aslında son üçünde ilişkide olduğu metni okumasanız bile kitap bir bütün olarak okunur geçilir ana katmanı anlaşılır, ama ilk ikisinde(gerçi ulysses o kadar değil ama özellikle finnegans wake) ilişkide olduğu metni derinlemesine bilmeseniz kitabı anlamanız imkansızdır. joyce'u zaten entel dantel muhabbetlerin ürünü yapan şey de bu anlaşılmamazlıkla alakalı aslında.

    diğer nokta metinlerarasılık eşit değildir postmodernizm. kristeva, postmodern teorisyenleri falan siktir edin james joyce'un neresi postmodern lan, adam modernizmin babası ve bunu doğrudan kullanıyor. ki çok daha gerilere de gidiyor olabilir aslında bu, ayrıyeten araştırmak lazım. aynı şekilde çokseslilik, çokkatmanlılıkta postmodernizme mal edilemez.
  • deleuze, derrida, foucault, debord, lyotard gibi düşünürleri ve şu an aklıma gelmeyen düşünürleri okurken çokça karşılaştığım, daha okumadığım birçok düşünürü okurken çokça karşılaşacağım/karşılaşacağınız şey.

    insanı üzer bu metinlerarasılık. bir cümleyi birkaç kez okumanız gerekebilir anlamak için; çünkü orada atıf yapılan yazarı ve kitabını okumamışsınızdır. kitap çok ömür az farkındalığı çöker bir kez daha. fena bir şeydir.