şükela:  tümü | bugün
  • hayatta kalma taktiklerinin şu şekilde olduğu ulaşım aracı.

    1. durakta beklerken ön veya arka kapıdan kesinlikle binme. mümkünse körüğün önündeki kapıdan bin.
    2. binmek için acele etme, önce metrobüsün kapısı nereye denk geliyor onu gör ona göre pozisyon al. tam kapının önüne denk gelecek şekilde bekleme biraz yanda bekle çünkü tam kapının önüne denk gelen kısımdaki insanların yüzde 80'i içeri girmiyor öyle mal gibi kapıda bekliyor. o yüzden yanlarından geçecek şekilde konum al. içeri girerken de bunlara omuz at, "binmiosan niye kapının önünde bekliosun" diye kendi kendine söylen duyacakları şekilde.
    3. gelen metrobüs dolu ise, körüğe yakın dar koridora girmeye çalış. çok kalabalıksa zaten binme akraba edinmek istemiosan. 2-3 dakka bekle yenisi geliyor.
    4. ilk duraktan biniyorsan, oturacak kadar şanslı da değilsen, direk körüğe kapılmadan yetişmeye bak. metrobüsün ayakta gidilebilecek en rahat yeri burasıdır. ikincisi ise ön orta kapı ile körük arasındaki ara bölüm. burada ellerinle barı tutup kıçını da 2 koltuk arasına dayayabilirsin şanslıysan. bazı eski tip metrobüslerde ise körük bölümü geçmeli bi bölmeyle ayrılmış oluyor. burası da güzel ama biraz dar. şişkoysan çok zorlama. yine bu tip metrobüslerde bağdaş kurup oturulabilinen ya da işi yüzsüzlüğe vurup ayakları aşağı sarkıtıp millete sürttürülebilen bir bölüm var. aslında burayı insanlar çantasını ve koysun diye yapmışlar ama burası güzel mekandır. kıçını çevirip yatabilirsin bile.
    5. metrobüste akordiyonlu bir kadın ve küçük kız görürsen temkinli ol. ha bir de elinde hastane raporlu bir amca var. bunlar ara ara görünürler korkma.
    6. körük candır, her şekilde körüğe yaklaşmaya çalış. bazı körük koalaları göreceksin. körüğün 2 tarafındaki orta demire sarılıp 4 kişi sığılacak yeri 2 kişiye indirirler. bunlara omuz at, ya da sıkıştır rahatsız et. hiçbişey söylemene gerek yok. teması yiyince hemen termometre sokulmuş kedi büzüğü gibi kolları açar bunlar.
    7. ana mantık götü kollama üzerinedir. götü körüğe veya bi şekilde sert zemine verebildiysen yolu dert etme.
  • dünyanın 'konulu' ilk toplu taşıma sistemidir.
  • sözlüteki vatan şaşmazları görmemizi sağlayan ulaşım aracı.
  • icine zincirlikuyu'dan dana but koysan, beylikduzunden pastirma diye alirsin.

    oyle bir teknolojik aractir.
  • ilk hizmete acildigi zamanlarda kullandigim ve 3 katli integralle kapinin denk geldigi yeri hesaplayan arkadaslari gormeme vesile olmus tekerlekli konserve kutusu.
  • istanbulun bir basindan duger basina ag yapsan da insanlara yaranilamayacaginin en guzel ornegi. herkes her zaman her seyden sikayet ediyor. yok cok kalabalik yok bilmemne. zincirlikuyudan 10 dkda kadikoye gidiyorsun hala bidi bidi bidi.
  • insanlık onuruna yakışmayan toplu taşıma aracı.

    değil insanların, hayvanların bile böyle taşınmasına gönül razı gelmezken, hergün inip binmek zorunda kaldığımız, her gün bir nevi sınava tabi tutulduğumuz vasıtadır kendileri.

    binmesi bir çile, inmesi bin çile.tekme tokat, paldır küldür dalıyoruz kapısından içeri.binene kadar yediğimiz yumruğun, dirseğin haddi hesabı yok.ben ki kelli felli adamım, benim anam ağlıyor binene kadar, kadına, kıza, çoluğa, çocuğa, özürlüye, hastaya allah yardım etsin.

    hadi bir şekilde attın kendini içeri, çile bitti sanıyorsun ya, nah bitti.çilen yeni başlıyor.içerisi hınca hınç dolu, bırak sağa sola dönebilmeyi, bırak oturmayı, bırak rahatça dikilebilmeyi nefes alabiliyorsan kendini şanslılardan say.bir şekilde bir deliğe sokuyorsun kafanı ve başlıyor çileli yol.

    sağ tarafta pezevengin biri, cakkıdı cakkıdı çiğniyor sakızını.belli ki ibneliğinden.kulağında kulaklık ama çiğnediği sakızın sesi metrobüste yankılanıyor desem yeri, insanların rahatsız olduğunun farkında olmaması mümkün değil.dedim ya ibneliğinden diye, benim sikimde değil, alayınıza gider mesajı veriyor kendince.

    sonra bir boşluk görüyorsun, şuraya doğru kıvrılsam diyorsun ki acı gerçek bir tokat gibi çarpıyor yüzüne. boşluk olarak gördüğün alanda koca bir çuval duruyor aslında. adamlar resmen evden eve nakliyat için kullanıyorlar metrobüsü ve bunu da tam olarak iş çıkış saatlerinde yapıyorlar. bunu yapan insanların bu kadar çok olması şaşırtmıyor artık seni. alışmışsın nasılsa, bu şehirde insan olduğunu hatırlayabilen canlı sayısı çok değil.

    çilen bitti mi sanırsın, sanma. tam sokayım kafamı şuraya da yol bitene kadar kimseciklerle işim olmasın diye düşünürken başlar abinin biri kulağının dibinde sevdiceğine serenat yapmaya. gsm şirketleri arabağlantı ücretine çalışıyoruz, ölümüne rekabet belimizi büküyor diye haykıradursunlar, vatandaş bu işin de suyunu çıkarmasını biliyor allah’ın izniyle. kendisini aracın içine atan başlıyor name yapmaya. elde telefon, kimi sevdiceğinin gönlünü almaya çalışıyor, kimi patronun anasının kulaklarını çınlatıyor, kimi evdeki sorunlarından bahsediyor, kimi de çocuğunu azarlıyor.

    sonra geliyor abinin biri ve sırtındaki çantayı dayıyor senin omuzlarına. çıkart şu çantayı da zarar verme çevrendekilere, işkence etme bu gariplere diyeceksin ama nerede bulacaksın seni anlayacak incelikte bir muhatap ? adamın umurunda bile değil ama her deviniminde en az beş kişiye rahatsızlık veriyor. çileli seyahat devam ediyor.

    her durakta en az 3 dk.bekliyor metrobüs. ilk durakta hınca hınç dolu, ikinci durakta tıka basa dolu, üçüncü durağa geldiğinde üst kata yolcu almaya başlıyor, dördüncü durakta insanlar kapıların dışında sallanarak seyahat etmeye başlıyor, beşinci durakta şoförün kucağı dahil koltuk araları bile canlı dolu gidiyoruz. nereye mi ? bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete

    sinirler geriliyor, gerildikçe geriliyor ve beşinci duraktan sonra başlıyor araç ağır ağır boşalmaya. yanlış anlaşılmasın sakın, araç boşalıyor derken, insanlar iniyor ama inen insanın en az iki katı da binmeye çalışıyor. tabi binmeye çalışıyor diyoruz zira ara duraklardan metrobüse binebilenler kendilerini hacı olmuş kabul ettiklerinden her faniye nasip olmuyor ara duraktan metrobüse binebilmek.neyse efendim, dedik ya başlıyor araç ağır ağır boşalmaya, sanmayasınız ki bu iş öyle kolaycana oluyor. durağa gelindi, aracın kapısı açıldı başlıyor yolcu yerin binlerce metre altındaki bir madenci gibi sızabileceği bir delik aramaya. elini atıyor ilk evveli sonra gövdesini sokuyor eliyle açtığı deliğe ve son olarak bacağını usulca çekiyor ya da çekmeyi deniyor. o sıra yediği dirseğin, yumruğun haddi hesabı yok. kapılar kapanmadan kendini metrobüsün dışına atabildiyse ne ala, kurtulmuştur artık.

    kendini metrobüsün dışına atabilen şanslı beden, enkaz altından çıkarılan bir canın yaşadığın benzeri bir sevinç ile bakar giden metrobüsün ardından ve muzaffe bir komutan edası ile döner kendi ekseni etrafında. bugün de ölmedim anne diye söylenir sessizce ve yelken açar yeni seyahatlere. ver elini metro, ver elini tramvay…

    bir başka toplu taşıma macerasında görüşmek ümidiyle, esen kalın ve lütfen insanlar için yaşamı zorlaştırmayın, zorlaştırmayalım. bu kent yaşamak için yeterince zorlu bir arena, el birliğiyle daha da beter bir yer haline getirmeyelim bu toprakları ve dahi toplu taşıma araçlarını.
  • iş-güç sahibi insanlarımızı birleştiren ortak payda. kaynaşma platformu, kaynama noktası.

    bir çok iğrençlik olarak addedilebilecek şeye katlanıldığı doğrudur.

    ama metrobüs'ün olmadığını ve işe gitmek için trafikte alelade bir şeritte seyreden otobüsleri kullandığımı düşündüğümde, ve bu otobüslerle köprüyü geçtiğimi düşündüğümde metrobüse eyvallah diyorum.
    acı ama gerçek, yapacak bir şey yok.

    uzunçayır yöresinden meşhur bir türkümüz vardır, sözleri şöyledir:

    "ölürüm metrobüs zehirim sensin
    evvelim sen oldun, ahirim sensin."
  • bir halka nasıl eziyet edilebilir? sorusunun yanıtıdır.

    insanları, insanlıktan çıkartarak sürü misali taşıma sistemidir. istanbul'da yaşarken kadıköy'den karşıya geçmek için kullandım birkaç kez ve insanlığımdan çıktım hacım. ki dokuzdan sonra bindim. öyle böyle değil. ulan madem ki bir hizmet götürüyorsun, insanların hak ettiği bir kalite sun.