şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hamur işi.

    haklarındaki iddialar doğruysa, lanet olsun diyor ve sövüyorum!

    https://ekmekvegul.net/…azir-borek-nasil-hazirlanir

    --- spoiler ---
    tuvalet yok, çay yok, arkadaşının yüzüne bakmaya vakit yok!

    1800’lü yılları aratmayan çalışma koşullarına karşı ayaklanan 3. havalimanı işçilerinin taleplerini hatırlayın: “tahta kurularını temizleyin, insanca çalışma koşullarını sağlayın, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini alın ve ücretlere zam yapın!” işte metropol un ürünleri fabrikasında çalışan işçilerin çalışma koşulları da çok farklı değil. tek fark, her gün bir işçi ölmüyor olması ama bir şekilde sakat kalmaları olası... izmir atatürk organize sanayi bölgesinde kurulu metropol un ürünleri fabrikasında çoğu kadın yaklaşık 100 işçi çalışıyor. işçilerin tamamına yakını asgari ücret alıyor ve elbette sendika yok. madem öyle sonda takın! görüştüğümüz kadın işçiler, öğle yemeği saati dışında, durmadan dinlenmeden, hatta tuvalete bile gitmeden çalıştıklarını anlatıyor. işyerinde özellikle tuvalet ihtiyacının nasıl bir krize dönüştüğünü şöyle ifade ediyor: “bize ekmek yemek yasak, su içmek yasak, turşu bile yemiyoruz, su ihtiyacı doğar da tuvalete gitmek zorunda kalırız diye...” işçilerden biri, “bedenimi terbiye ettim” diyor, “ihtiyaç doğunca kendimi sıkıyorum, gitmiyorum.” bazı işçi kadınların tuvalet yasağına isyan ettiğini, “madem öyle atık varilleri koyun bandın yanına, bir de sonda takın öyle çalışalım” diye tepki gösterenler olduğunu aktarıyor. “ama nafile hiçbir şey değişmedi!” turşu yemiyoruz ki susamayalım “mesela yemekte turşu oluyor, susarız diye yemiyoruz” diyen başka bir kadın işçi, şunları anlatıyor: “sabah sekizde işbaşı yapıyoruz. çaya çıkamazsın, tuvalete gidemezsin. bir gün izin istedim. izin vermedi usta, ‘en çok siz gidiyorsunuz tuvalete size bez bağlayacağım’ dedi. başka bir gün işçi kadınlardan biri regl oldu. izin istedi tuvalete gitmek için, izin vermediler. acil gitmem lazım dedi kadın, yok göndermediler. bırak dedim, o leke pantolonuna değsin o leke senin leken değil, onların lekesi... bir kadının açıklaması mı gerekiyor regl olduğunu. acil diyor yetmiyor mu? ne diyebilir başka... ağladı arkadaş...” patronun genç yeğeni ilk geldiğinde işçileri toplamış, “tuvaletiniz geldiğinde ustanıza söyleyeceksiniz, ustanız da bize söyleyecek, biz izin verirsek gideceksiniz” demiş. işçiler de “dilekçe yazalım isterseniz” diye tepki göstermiş. konu öylece kapanmış ama tuvalet sorunu bitmemiş. yasaklar özellikle kadın işçilere! fabrikada, tuvalet yasağı dahil birçok konuda cinsiyet ayrımcılığı yapıldığını söylüyor kadınlar. erkek işçilerin, özellikle ustabaşıların tuvalete gitme, çaya çıkma, sigara içme gibi dertleri olmadığını, birbirlerini kolladıklarını belirterek, “onlar her şeyi rahat rahat yapıyor. bize gelince her şey yasak” diyorlar. birbirimize bakacak zaman yok öyle hızlı işliyor ki bant, hızına yetişemiyorlar. “çok yoğun çalışıyoruz, birbirimize bakacak zaman yok. kesimdeki arkadaş tak tak tak böreği kesiyor, dört kişi topluyor. makine çok hızlı, itiraz ediyorsun makinenin hızını düşürün diye, hızı düşürüyor ama 5 dakika! o an senin gazını alıyor sonra yine devam...” diyor biri. günün sonunda üst değiştirmek için dolaplarının başına zor gittiklerini, el ve ayaklarının ağrısından duramadıklarını söylüyorlar. bir işçinin anlattığı şu olay, ne kadar bitkin düştüklerinin ifadesi: “bir gün ayaklarım o kadar ağrıyor ki kendi dolabımın başına varamadan başka bir arkadaşın dolabının önüne oturdum, bir başkası başkasının, öbürü benim. sessizce oturduk öyle, sonra baktım biri ağlıyor, ne olacak bizim halimiz diye...” bilmediğin şeyin hayali... içlerinden biri kendini hiçbir zaman işçi olarak görmediğini söylüyor, “paralı köleleriz biz. çünkü artı bir şey yok. hayallerin var mı diyor bir arkadaş yeni işe başlayan diğerine o da cevap veriyor; ‘çocuklar okusun, aç açıkta kalmayalım. hayalim bu.’ kendine dair bir hayali yok. nasıl olsun ki, biz paralı köleyiz” diyor. diğeri araya giriyor; “hayatım, bilmediği bir şeyin hayalini nasıl kursun! dört duvar arasında bütün gün. çıkıyor eve gidiyor yine aynı...” 10-12 saat çalışır eve gelirsin bitap düşmüş bir halde, yemek yaparsın, çocuğun ihtiyaçları, ütü, bulaşık, çamaşır derken, gün biter sen de bitersin... varsa kenarda köşede zamlardan kurtardığın azıcık paran, gider börek alırsın gelen misafirine ikram için... işte o börekler, bu koşullarda yapılıyor. yüz adam çalışıyor biri kazanıyor, bunu anlamıyorum! bu kadar ağır koşulları değiştirmek için neden bir şeyler yapmadıkları sorusunun yanıtı aslında yine kendi deneyimlerinde; “bireysel olarak hiçbir sorunumuz çözülmez. n’oldu, çalışmadı bir arkadaş iş yavaşlattı kapının önüne koydular. mühendisten, ustabaşıdan korkmuyoruz, sesini çıkarmayanlardan korkuyoruz” diyorlar. çözüm diye ‘yetiştiremiyorsan börekleri at’ diyenler olduğunu söyleyen bir işçi, şöyle devam ediyor: “ben atmam, ürünle bir sorunum yok, benim sorunum patronla. yüz adam çalışıyor biri kazanıyor bunu anlamıyorum. bir usta var fabrikanın kuruluşundan beri orada. diyoruz ki ağabey sen patronla beraber başlamışsın bir ona bak bir sana! o ferrari’ye biniyor, senin bir şahin’in bile yok!” diyor ki “15 yılda üç kez evimin eşyasını değiştirdim, şükür!” 15 yılda iki kanepe değiştirmiş şükür diyor. patron napmış, 40 tane araba ikisi lüks, apartmanlar, evler, yazlıklar, aklına ne gelirse... o da şükür diyor. ne zaman şükür demekten vazgeçeriz, o zaman bizim korkumuz da geçer.” krizsiz bir hayat yaşamadık cumhurbaşkanı erdoğan’ın “kriz yok” sözlerini sorduğumuz işçiler, “biz krizsiz bir hayat yaşamadık” diyorlar ama son aylarda gıdadan elektriğe, ulaşımdan doğal gaza gelen zamların kendilerini çok zorladığını ifade ediyorlar. “bir ay önce izban’da 6 lira kart basıyordum, şimdi 8.10 kuruş... 2 lira 10 kuruş zam gelmiş. işçi maaşlarına senede bir kez zam geliyor, o da en fazla yüzde 4. elektriğe senede dört kez zam geliyor, yüzde 15’lerde... asgari ücret zaten erimiş. sadece hayatta kalmaya çalışıyoruz” diyor biri.
    --- spoiler ---