şükela:  tümü | bugün soru sor
  • insanın güven eşiğini biraz daha düşürmek dışında pek de bir işe yaramayan numaradır.

    sıradan bir istanbul günü anlatayım mı size? birkaç aktarmalı bir ulaşım günündeyim. uzun yol gideceğim için ters yön olsada son durağa gitmişim ki oturabileyim. kulağımda kulaklık, elimde kitap ya da telefon, yolculuğu sıkıntısız bitirme derdindeyim. karşı koltuğumdan bir adam kalktı. dedim, kendinden daha yaşlısına yer verecek herhalde. küçük çocuk oturdu yerine. maskesi vardı ağzında. ağır hareket ediyor arada öksürüyordu. rahatsız etmeyeyim diye dikkatlice incelemedim çocuğu ama işin içinde acı bir durum olduğu belliydi. babası ayakta çocuğun başını okşuyordu. üzüldüm. içimden, kendime ‘hayatta ne dertler var görüyor musun?’ nutukları çekmeye hazırlanıyordum. o sırada adam telefonla konuşmaya başladı. konuştuğu kişiye kızım diye hitap ediyordu. ‘ağlama kızım, üzülme. hastaneden yeni çıktık, evet kemoterapi aldı kardeşin. işte sıçramış diğer organlara da naapalım’ diyerek durumu merak eden biz tramvay yolcularına bi özet geçti. elimden bişey gelmemesine üzüldüm, aklıma psikoonkoloji derneğinin ücretsiz terapi hizmetini duyurmak geldi. evet evet bunu yapabilirdim. adam telefonu kapatınca kendimi tanıtacak, kartımı verecek ve onu derneğe davet edecektim. hatta ağlayan kızını da getirmesini söylecektim. ben hazırlıklarımı yaparken o konuşmasını sürdürdü. ‘ işte kızım bi tedavi varmış küba’da, ancak o işe yarayabilirmiş, ama şimdiki ilaçları bile karşılayamıyoruz, 480 lira lazım, bi şekilde bulsak aslında ne kadar rahatlarız.’ dondum. algılamaya çalışıyordum. daha farklı gözle dinlemeye başladım adamı bu kez. konuşmanın içinde 480 rakamının ne kadar çok tekrar edildiğini, adamın bi yandan konuşurken bi yandan da etrafı kolaçan ettiğini, çocuğun kemoterapiden yeni çıkmış birine göre oldukça iyi göründüğünü farkettim. bize acıdım bu kez. vicdanlı olmak ya da aptal olmak arası o ince çizginin 480 lira edip edemeyeceğini düşündüm. istanbul’da hem yaşamak hem de uyanık olmaya çalışmanın insanı ne kadar yıpratabildiğini bide. adam tahkikatını yapmış, tahşidatını pazarlıyordu resmen.
    haberlerde kübada ilaç bulunduğunu duymuş, kendi metnine yedirmişti. düzgün türkçesi ama kötü oyunculuğu ile kalplerinde gram vicdanı kalmış metropol insanından o vicdanı da 480liraya alma derdindeydi. hiç bişey diyemedim. hiç kimse hiç bişey diyemedi. ama insanların bu numarayı yemediği tepkisizliklerinden belliydi. belki de duyarsızlaşmışlardı, bilemiyorum. sesini etrafına duyuracak şekilde yükseltmiş ama sonuç alamamıştı. biraz bekleyip tekrar başka bi telefon görüşmesi yapmaya başladı. sonuçta kimileri yeni biniyordu tramvaya. o sırada herzamanki kavgalardan biri çıktı arkada. ilgi o yöne kayınca adam sessizce kapattı teli. duyuramadıktan sonra bi manası yoktu tabi.

    iki tür insan olduğunu keşfettim sonra o kalabalıkta. ilki her türlü hazırlığı yapıp, bağır çağır yalan söyleyebilenler, diğeri ise yalancıya yalancı demeye bile hâyâ edenler ve hatta yalancı adına utananlar...allahtan ikinciler çoğunluktaydı, istanbul’da yaşamak için hâlâ güzel nedenler vardı ve o kıymetli nedenler yaşasındı.