şükela:  tümü | bugün
  • başkalarının mutluluğu ve refahı için dilekte bulunmak.
  • budizm meditasyonlarında bulunur, özellikle vipassana ile birlikte yapılır. en sevilen meditasyon türü denilebilir.
  • metta bhavana, tüm duyarlı varlıklar arasındaki ilişkilerde şefkat ve nezaketi geliştirmek için yapılan bir tür meditasyondur. batı dillerine yetersiz bir şekilde “meditasyon” olarak çevrilen bu etkinlik, sankritçe “dhyana” kelimesiyle ifade edilir. metta budist literatürünün yazıya geçirilmesinde kullanılan ve güneydoğu asya’da konuşulan pali diline ait bir kelimedir. “bhavana”, “geliştirmek” ya da “işlemek”, “metta” ise “sevgi”, “dostluk”, ya da “şefkat” ve “nezaket” anlamına gelir. teosofik terimlerle ifade edecek olursak, metta, “kama manas” ve daha alt basamaklardaki yer alan ve kişiliği oluşturan bedenlerin bildikleri ve yetenekli oldukları bir sevgi türü değildir. metta bhavana’yı anlamak ve uygulayabilmek için irade, sezgi ve saf zihin üçlüsünün yani bireyin yetilerini geliştirmeye ihtiyaç duyarız.
    metta bhavana uygulamasında sadece kendi dışımızda kalan varlıklara değil, kendimize de sevgi ve nezaket göstermeyi amaçlarız.

    kendimize sevgi göstermek?
    bu fikir, budist etik anlayışına yabancı olan kültürlerin içinde yetişmiş herkese garip ve hatta itici gelebilir. özellikle semitik dinlerin belirli yorumlarıyla beslenen kültürlerde benlik, ya da “nefs” kavramları, insanların zihninde bencillik ve benmerkezcilik gibi olumsuz çağrışımlara neden olur. kendini sevmek günah sayılır. böyle kültürlerde pratikte insanlar arasındaki ilişkilerde bencilliğin, benmerkezciliğin ve sevgisizliğin bu kadar yaygın oluşu ilginç ve trajikomik bir çelişkidir.

    bu çelişki neden kaynaklanıyor olabilir?
    aslında kişiliğimizin sadece bazı özelliklerini sevmememiz bile, psikolojide yansıtma adı verilen bir savunma düzeni geliştirmemize neden olur: bir yandan sevmediğimiz özelliklerimizin varlığını inkar eder, diğer yandan onları sürekli başkalarında görür ve onları bu yüzden sevimsiz buluruz. mesela kibirli bir insan, sürekli başkalarının kibirli davranışlarını fark eder ve onları eleştirirken, kendisinin çok alçakgönüllü olduğunu sanabilir. oysa kendimizi kibir gibi olumsuz özelliklerimizle birlikte kabul eder, sever ve anlayış gösterirsek, başkalarının kusurlarına da aynı şekilde davranmamız kolaylaşır. öyleyse kendimizi sevmemiz, kendimize şefkat ve anlayış göstermemiz bencillik ifadesi değil, başkalarıyla ilişkilerimizi olumlu yönde geliştirmek için gerekli bir ön koşul gibi görünüyor.

    metta bhavana sadece onayladığımız özelliklere sahip olan ve hoşumuza giden varlıklara yönelmez, aşamalı olarak onaylamadığımız, sevmediğimiz varlıklara kadar genişler. burada kolaydan zora giden bir yaklaşım söz konusudur. metta bhavana'yı ilk aşamada kendimize, ikinci aşamada sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişilere, üçüncü aşamada tarafsız olduğumuz, kendilerine karşı herhangi bir şey hissetmediğimiz insanlara, dördüncü aşamada sevmediğimiz hatta nefret ettiğimiz kişilere, son aşamada ise tüm duyarlı varlıklara yöneltiriz.
    metta bhavana uygulaması sayesinde, başkalarıyla ilişkilerimiz daha ahenkli bir hale gelir, daha az çatışma yaşarız, varolan uyumsuzlukları çözeriz ve iyi ilişkiler kurduğumuz insanlarla olan bağlılığımızı derinleştiririz. öfke, içerleme, incinme gibi duygularla daha kolay başederiz. bu sayede çevremizdekilerle daha çok duygudaşlık kurarız, onlara karşı daha duyarlı ve düşünceli, nazik ve bağışlayıcı davranabiliriz. başkalarına ve kendimize ait olumlu özellikleri daha çok takdir eder, hatalara ya da kusurlara gereğinden fazla odaklanmamayı, sabırlı olmayı öğreniriz.
  • budist gelenegin temel kavramlarindan biri.

    metta kelimesini cevirmek zor, birebir karsiligi yok ama sefkat, sevgi, nezaket, duyarlilik, dostluk, merhamet, yumusaklik... hepsini iceriyor. bhavana da gelistirmek, yetistirmek, kazanmak (ing. cultivation) anlamina geliyor. metta bhavana calismalarinda once kendin, sonra da diger tum canlilara karsi metta, yani sefkat, sevgi, nezaket, duyarlilik, dostluk, merhamet duymak icin aktif olarak calisirsin.

    tipik metta meditasyonlarinda once kendini iyi hissederek baslarsin. kendine karsi metta duymuyorsan bunu diger canlilara karsi duyman mumkun olmaz. onun icin once mesela kendin hakkinda sevdigin bir ozelligi dusunursun, ya da olmaktan mutlu oldugun, iyi anilarinin oldugu bir yeri... bazen seni sevdigini bildigin bir insanin gozunden kendine bakip, o kisinin senin icin duydugu olumlu duygulari kendine aktarirsin. bazen kendini masum, savunmasiz, kucuk bir cocuk olarak dusunur, o cocuga karsi duydugun sefkati yasamaya calisirsin. daha sonra sevdigin diger insanlari dusunur, hissettigin sevgiyi onlara da yayarsin. once sevdigin insanlardan baslamanin sebebi onlara karsi sevgi hissetmenin daha kolay ve dogal olmasidir. sonra dalga dalga tanimadigin, ya da su ana kadar dusunmedigin, pek de umursamadigin insanlar, daha genis topluluklar icin iyi dileklerde bulunmaya calisirsin. en son da haklarinda o kadar da olumlu dusunmedigin, hatta hosuna gitmeyen insanlar icin sefkat, sevgi ve dostlu hislerini surdurmeye calisirsin. ben bu son kisimda pek becerikli olamiyorum henuz. hatta belirli bazi insanlari dusununce metta falan kalmiyor. zaten cok sinirli oldugunuz, travmatik tecrubeleriniz olan kisileri de dusunmeyin kendinizi gelistirene kadar diyorlar.

    sevdigim metta calismalarindan biri de sokakta, toplantida, alisveriste, orda burda insanlara bakip icimden "iyi ve mutlu ol, zorluklarla basa cikabil, buyu ve gelis" demek. (bkz: deneyin, seveceksiniz)
  • ingilizceye " loving kindness " olarak çevrilebildiğini düşünürsek türkçeye de " sevgi dolu nezaket " biçiminde çevrilmesinin yanlış olmayacağını düşündüğüm kavram.

    direkt olarak dhammayı çalışmayı daha anlamlı bulsam da, metta'nın sık sık özgürlüğe ve acıdan kurtuluşa giden pratiğin vazgeçilmez bir ögesi olduğu sonucuna varırım.

    iman ve kuşku bir urganın iki aykırı ucudur; birinin mevcudiyeti diğerine bağlı olduğu gibi, sac ayağının üçüncü parçasını oluşturan "bilgi" yi iman ve kuşku( - dan doğan sorgu ) kazandırır insana. mesela evrenin sırlarına dair içerisinde merak taşıyan insan merakının kendisini özgürleştireceğine iman etmektedir; temelde bu insan bir hakikat aramaktadır. imanı ne kadar güçlüyse o kadar verimli ve disiplinli sorgulayacak, disiplini ne kadar keskin ise analizleri o kadar başarılı olacak ve nihayetinde bilgiye ulaşarak özgürleşecektir.

    benzer şekilde metta bir dhamma (hakikat) tir. örneğin bir ampülün teli özdirenci çok yüksek olan bir metalden oluşursa, çalışması esnasında hararet yapacak ve kendisinden daha az şiddetli ışık saçan bir çok ampülden daha hızlı kırılarak, kısa ömürlü kalacaktır. sevgisiz bilge bu ampüle benzer. metta ile kişi kendine ve etrafındakilere dair özdirencini azaltır. töleransı artan birey diğerleri ile yaşadığı fikir ayrılıklarına daha az içerleyerek hem kendini hem de diğerlerini olası çatışmalardan koruyacaktır. sevgi bu bağlamda bir his değil, eylemdir ve budizm dahilinde metta meditasyonu olarak pratik edilir. sevginin bir diğer özelliği tarafsız oluşudur, kişi başkalarını anlarken kendini, kendini anlarken başkalarını anlar. etrafındakilere nazik davranırken aslında kendine nazik ve saygılı davranmaya başladığını da fark eder.

    benim için çalışılması zor bir pratiktir. başkalarını sevmek ya da affetmek, onlara nazik davranmak çoğu zaman kabul edilebilir derecede sürdürülebilir olsa da kişinin kendini " sevmesi " esasen problematik bir motivasyon köküdür. bu kökün besleneceği duygusallık ciddiyetle analiz edilmelidir. çünkü henüz "aptal" insan kendini giderek daha fazla "değerli" gördükçe kendi aptallığından kaynaklanan değer ölçütleri ile hakkettiğini düşündüğü iyeliklere meyledecektir. fazla sevgisizlik de problematik bir durumdur; yıllar yılı çalışan bir savaşçı gibi her ekstrem koşula dair direnç kişiyi yenilmezlik hissiyatı ile kibre sürükler. kibirli insan hem kendine hem de etrafındakilere zararlıdır.

    bu sebeple sonuç olarak sevgi zararsızdır diyemem; neticede bir afyondur. ama sevgi tüm acılardan kurtuluşa giden yolun parke taşı olmalıdır. kuşku/iman ve bilgi nasıl bir sacayağının üç vazgeçilmez yapı taşı ise metta da güzel erdem ( doğru davranış) ile birlikte imanın temelini oluşturur.