şükela:  tümü | bugün
  • kibrimden dolayı iki defa gerçekleştirdiğim eylem. hakkında tek kelam etmekten zerre hoşlanmasam da uzun kasacağım, çünkü pratikte en uzun uzunluktan daha uzun bir kabus bu. ve çirkin ve iğreniyorum, bokbok kaka. pratik benim pratiğim, beğenmeyen daha iyisini şe'etsin.

    hayatımın en yalnız ve en her şeyden geçip, gecesini gündüzünü birbirine kattığım (çalışkanlık değil patavatsızlık) yıllarını kapsamış. hoş, bu yılların müthiş katkıları sayesinde erdiğim benlik, önceden "öyle" planlanmış gençlik arzularını şimdilerde hor görüp, kalitesizlikle suçlamaktadır. bir nevi doğruyaptımcılık vardır söz konusu benliğin ruhunda. hem neistediğimibilmiyorumculuk mağlup edilmiştir belki de!? evsizlik, yurtsuzluk, sahaf çıraklığı, kütüphanecilik, seyyahlık, subaylık, mühendislik, bilim adamlığı, yazarlık, çizerlik, piyanistlik; neistediğimibilmiyorumculuk ve anlı şanlı envai çeşit serserilik... açıkçası parasızlık çekmeyişimin veznedarlık ile iş adamlığını bir potada eritmesi meşhurdur. fakat her halükarda mutluluk manevi bir meseledir ve asıl hedefin mutluluk olup olmadığı konusu da geceleri süsleyen münakaşalara dahildir. bakın ne yazmışım yapışkanlı kağıtlardan birine: "beyaz yakalı olaydım da şu gecelere maruz kalmayaydım ya ömer!"

    acısıyla tatlısıyla bir tecrübedir mezuna kalmak. zamanın akmadığı hissi tatbik eder ki, ileride bir gün durup düşününce hakikaten akmamış, "kayıtlara geçsin diye" dahi bir anı yaratmamıştır. her insanın gençliğinden bahsediyorum ya, böyle ziyan edilmez! (bokunu çıkaranlar parantezinde yazıyorum bunu. bu kesinlikle ve bazen de üşengeçlikten, bu, insan sevmezdim muhtemelen ondandı. )

    sistemi sevenlere tavsiye etmiyorum efendim. tabii yine "sistemi sevmeyen adam" olarak kendime gensoru çakıyorum o zamanlar: "bak bu iş sistemin istediği iş. önemsemediğin fakat buna rağmen kurtulamadığın bir sınavın uğruna hep bu geceler." bu geceler bir sürüp gidiyor ki sormayın... birbiri ardına hem de. o ıssızlık dertsiz başa dert. o ıssızlık tü-kaka, aman diyeyim. tabii her insan kendi hayatının diktatörüdür. bu aptal tartışmaların iyi-kötü kararlarımı etkilemesine izin veremezdim. neistediğimibilmiyorumculuğu idealistlik kisvesi altında, belki de cool gözüksün diye dışlıyor, örseliyordum. cool gözüksünmüş, kim görüyordu da...

    ve demedidemeyincilikten yazıyorum bunu: bokunu çıkarmayın sakın.

    not: kibrin altını eşelerseniz vaadedilmiş parlak gelecek çıkıyor.
    bu da: bu yazı denli kaotikti her şey, her yer her yerdeydi.
  • mezuna kalma düşüncesi en başta korkunç gelir herkese. düşünsene tüm arkadaşların üniversitelerine yerleşmiş. nerde kalsam nerden burs alsam,sevgili meseleleri,kur atlama meseleleri... senin derdinse ygs bi geçsin oh çekeyim. ben de öyle düşünmüştüm. aslında mezuna kalmak gerçekten güzel bi şeymiş. bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. nerde okuyosun sorusuna gülerek "vasıfsızım ben" cevabını vermek enfes bi his. bunun kalıcı olmadığını bildiğinden tabi ki. aslında lisedeki en yakın arkadaşlarımdan birisi olmasaydı bu yıl tanıdığım insanları tanımazdım. iyi ki varsın.

    mezuna kalınca kader ortaklarınız olucak. işte onlar çok değerli. onları hiç unutmayacaksınız. ailemden çok gördüğüm bu insanlar belki ailem gibi oldular bilemiyorum. bildiğim şey bu insanlar olmasaydı mezunluğu yine de severdim fakat böyle ne kadar çok sevdiğimi tarif edemem. mezunluğun sana verdiği özgürlük çok güzel bi şey. bu özgürlüğü başkalarıyla tatmak daha da güzel.

    üniversitede olup her zaman seni arayan olaylardan geri kalmamanı ve seni düşünmeden duramayan bi arkadaşınız olması da önemli. bu arkadaşınız "sen gel de bi" şeklinde kurduğu cümlelerle sizi mutlu eder. her zaman sizi gaza getirir yalnız olmadığınızı hatırlatır. iyi ki varsın.

    aile ise en en önemlisi. ailenin desteği olmadan kendini yarım hissedersin. onlar arkanda olup sana güvendiğini belirtmezse boşlukta gibi olursun. çünkü onlar tamamlayıcı. onlar biricik. iyi ki varsınız.

    diyeceğim şudur ki; aklınızda ufacıkta olsa mezuna kalma düşüncesi varsa korkmayın. deneyin. 1 yıl çok uzun gibi görünse de zamanın nasıl geçtiğini anlamadım gerçekten. yarın da sınavımız var. umarım dilediğimiz her şey olur.
  • gerçek dostunun kimler olduğunu görmektir. seni arayıp soran, üniversiteden geldiğinde ilk seni arayan insanların kıymetini anlamaktır. mezunluk sadece sınav tecrübesi değil hayat tecrübesidir. çok şey katar.
  • ilk kez bu yıl duyduğum ifade. bizim zamanımızda yoktu galiba.

    üniversite sınavı sonuçlarından memnun olmayan kimi öğrencilerin, tercih yapmayarak bir yıl daha sınava çalışıp gelecek yıl istedikleri bölümü tutturacak şekilde tekrar sınava hazırlanacağı durumu anlatıyor.
  • (bkz: gap year)
  • bizzat kardeşimden duyuyor olduğum ifade. her seferinde yabancılık ve aynı şaşkınlıkla:

    '' nereye kaldın ?''
    '' mezuna kaldım offf...''

    not: bizim zamanımızda yoktu öyle şeyler.
  • zamanında ailesini " yaz okulunu kazandım " diyerek kekleyen birine dair şehir efsanesi duymuştum.

    geçen yıllarda havuz medyası ve hükümet, zam kelimesi yerine " güncelleme " kelimesini kullanmaya başlamışlardı, 80 ve 90'lı yıllarda zamlardan beli bükülen halkı algı oyunlarıyla sessiz tutmak için güzel bir yoldu, zam yine vardı lakin kavram değişmişti, tüm ülke bu numarayı yedi.

    şimdi de mezuna kalmak diye bir şey çıktı, tamamen olayı yumuşatmak, insanları alıştırmak, kavramın sertliğini ekarte etmek için ortaya çıkmış bir kalıp.

    istediğim yer olmadığı için mezuna kaldım demek aslında şu anlama gelmekte; " kazanamadım ". yeni nesil çakal, mezuna kaldım cümle yapısı olarak olumlu, kazanamadım ise olumsuz. verilecek tepkileri azaltıyorlar.
  • yeni çıkmış galiba bu terim. bizim zamanımızda ya boğaziçi ya haftaiçi falan gibi şeyler vardı. mezuna kalmak demezdi kimse; çok mecaz kullanmak istiyorsan haftaiçine kaldım derdin ya da tekrar deneyiniz çıktı derdin. haftaiçi denmesinin nedeni de; lise sonda okuyanların dershanesi haftasonu, mezun olup tekrar dene çıkanların dershanesi haftaiçi olurdu.

    mezuna kalmak ne sayın amınakoduğum liselisi?

    (bkz: ya boğaziçi ya hafta içi)