şükela:  tümü | bugün
  • 2004 yapimi kore dramasi. (bkz: i m sorry i love you)

    karsiliksiz aşklar, şımarık yıldızlar, evlatlık verilmis cocuklar.. aşkın en saf hali.. masal gibi biraz..
    seyretmek isteyenlere yasal uyarı; mendillerinizi hazırlayın.

    (bkz: http://imdb.com/title/tt0468618/)
  • ağlamak için kendinizi kasmıyorsunuz. anne ve evlatları bağlamında zaten bünyede çok büyük bir etki bırakıyor. aşk konusunda ise bi' taraf sürekli kaçmakta olup diğer taraf kovalarken sürekli yer değişimi oluyor. haliyle o kadar etki yapmayacağını düşünüyorsunuz. halbuki moo-hyuk ve eun-chae karakterleri o kadar safki ister istemez bi' darbe de ordan diyorsunuz. zaten moo-hyuk adlı karakterin -ki kendisini so ji sup canlandırıyor- bakışları sizi öldürüyor.
    ayrıca çok fena ağlıyorlar yahu; çok samimi. sıkıysa dayan..
    ps: ost i hakikaten müthiş.
  • oldukça hüzünlü bir güney kore draması. çevrildiği yıl kore'de ki en iyi senaryo dahil tüm dizi ödüllerini aldı. yalnız kore'de değil tüm asya ülkelerinde ses getirdi. ayrıca senaristi kyeong-hee lee bir yıl sonra i jukilnomui sarang dizisiyle bir kez daha gönülleri fethetmiş, çekik gözlü tüm asya vatandaşlarını ağlatmış.
  • iç acıtan öyküsü,muhteşem oyuncuları ve müzikleriyle unutulmaz bir kore dramasıdır. bir süredir asya dizileri izleyen biri olarak sıkça adını duyduğum ama acıklı olduğu için izlemeyi tercih etmediğim bir diziydi. en son bir gün karar verip başladım ve 3 güne yakın bir sürede, kalp sarsıntıları ve buhranlar eşliğinde tamamladım. şunu diyebilirim hayatta en çok etkilendiğim dizilerden biri oldu. belki başka yerde duyduğunuzda sizi etkilemeyecek bir söz yada hareket burda ciğerinizi dağlayabiliyor. başroldeki so ji sub zaten bakışlarıyla sizi öldürüyor ve onun oynadığı karakter moo hyukun uğradığı haksızlıklar ekranı tekmeleme isteği doğurabiliyor. müzikler o kadar etkileyici ki dizi bittikten sonra dinlediğinizde tekrar gözleriniz dolabiliyor. moo hyuk'un acı dolu öyküsü daha ilk bölümden üzmeye başlıyor ve son bölüm bittikten sonra yazılar geçerken gösterilen resimlere kadar bu his devam ediyor. (burda moo hyuk'un bilmediğimiz çocukluğundan resimler gösteriliyor) dizinin daha ilk bölümünden moo hyuk'a karşı sempati beslemeye başlıyorsunuz ve üzülüyorsunuz, zamanla canınız yanmaya başlıyor, bir süre sonra göğsünüze bir yumru oturuyor, gözleriniz dolmaya başlıyor, en sonunda zaten böğürerek ağlama moduna giriyorsunuz ki dizi film vb. şeylerde pek ağlamayan biri olarak ben bunu yaşadım. yine de "sulu zırtlak, bana uymaz" denip izlenilmezse büyük kayıp olacaktır derim ben ve spoilera geçerim.

    --- spoiler ---

    öncelikle moo hyuk'tan bahsedelim. dizimizin baş karakteridir. aslında dizi onun öyküsünü anlatır diyebiliriz. ilk olarak 5 yıl önceki bir tv çekiminde görürüz. bu program yurtdışına evlatlık verilmiş korelilerle ilgilidir ve asıl amaç kore'ye karşı nefreti anlatmaktır. moo hyuk burda olumlu konuşan tek kişi olur, annesinin onu parasızlık yüzünden terk ettiğini düşünmektedir ve kore'ye gidip, annesini bulup kurtarmak istemektedir. bir de kız arkadaşı vardır ki onu parası için yaşlı bir adamla boynuzlamaktadır ve hatta evlenmeye karar vermiştir. bu kaşlarıyla gözü arasında bir karış boşluk olan salak kızın düğününü basan moo hyuk onu korumaya çalışırken vurulur. başından çıkarılamayan kurşun onu kısa zamanda öldürecektir. ailesini bulmaya kore'ye gelen moo hyuk önce akli dengesi bozuk ikiz kızkardeşi ve onun kimden olduğu bilinmeyen oğluyla tanışır. annesini bulduğunda tekrar hayal kırıklığı yaşar zira annesi paranın gözüne vurmuş bir oyuncudur ve ünlü bir şarkıcı olan bir de oğlu vardır. moo hyuk bir yandan annesine kızmakta aynı zamanda ondan gelecek sevgiye de ihtiyaç duymaktadır. gerçekleri anlatmaz ve yoon'a menajerlik yaparak yakınlarında bulunur, bir yandan intikam planları kursa da tam olarak etkili bir şekilde bunu başaramaz. tabi işin bir de aşk boyutu var. moo hyuk'un avustralya'da tanışıp yardım ettiği eun chae kore'de karşısına yoon'un stilisti olarak çıkmıştır. zamanla ona o kadar bağlanır ki ölümü yaklaşmış bir adam olmasına karşın eun chae'nin yüzündeki bir kaç yara onu daha çok endişelendirir, hatta elinde ilaçlarla saatlerce yağmur altında bile bekler. eun chae onu sevmesine karşın yoon'un yanında kalıp onu reddeder ama buna rağmen moo hyuk ona asla kızmaz ve yanından ayrılmaz. "tanrım kalan ömrümde bu kadın yanımda olsun, o zaman intikamdan, bu kötü duygulardan vazgeçerim" diye dua bile eder.

    bir yandan yoon da kalp hastasıdır ve moo hyuk'un öleceğini duyan yoon'un annesi moo hyuk'un kalbine talip olur gerçek oğlu olduğunu bilmeden. sonra bundan vazgeçse de moo hyuk organ bağışını kabul ettiğine dair belgeyi kapı gibi önüne koyar. onun yanından ayrıldıktan sonraki konuşması kalbimizi delen bir başka detaydır. hatırladığım kadarıyla "lütfen ağlama anne. değerli oğlun için çöpe attığın oğlun ölüyor. gözyaşlarını sakla, daha benim için kan ağlayacaksın".

    dizinin kişiyi yaşamdan soğutan, ağlamaktan çatlatan son bölümüne gelirsek yoon'un evlatlık olduğu gerçeği, moo hyuk'un annesinin masum olduğunu öğrenmesi ve ölmeden onun elinden yemek yemesi, eun chae'ye "mianhada saranghanda" demesi zaten gözleri nemlendirmiştir. moo hyuk motorsiklette giderken eun chae'yi, onu sevdiğini söyleyişini, annesini düşünerek gülümser ve burnundan akan kanlar zaten beklenen sonun geldiğini gösterir. tam gözyaşlarınız dinmişken 1 yıl sonra onun mezarı başında eun chae'nin intiharı tekrar dumur eder. ben bu açıdan mutlu son olarak gördüm zaten. en azından kavuştular diye avundum. başlangıçta bahsettiğim bitiş jeneriğinde ise ağlayarak koreden ayrılan, evlatlık verildiği aile yanında mutsuz olan moo hyuk'un çocukluk resimleri gösterilir ki dizi bittikten sonra bile darbelerini vurmaya devam eder.

    kısacası anlatılan şanssız bir adamın mutsuz yaşam öyküsü olsa da ve bünyede kalıcı hasar bıraksa da benim için kalitesiyle diğer dramlardan ayrı bir yerde. izleyiciyi her bölüm çevrilen entrikalar, haksızlıklar, her bölüm ölüm, kaza vb ile değil de daha çok etkileyici diyaloglar ve bakışlar gibi ufak detaylarla bile etkilemeyi başaran dizi.
    kalp hastaları izlemesin.

    --- spoiler ---

    ps: ranini nin uzak doğu şubesi olma yolunda ilerliyorum.
  • tamamıyla mutsuz bir dizi. tabi bana göre film, tamamını bir kaç saatte izlediğim için. so ji sub'un üzgün bakışları yetiyor zaten film boyunca. üzerine bir de mutsuz hikayesi eklenince karakterin gerçek olduğuna inanıyorsunuz. üzülmek ve etkilenmek de peşinden geliyor. belki başrolde so ji sub olmasa bu kadar etkili olmayabilirdi. reklamını da yapalım, tanımayanlar tanısın bu müthiş insanı. neyse, kısacası kore yapımlarından hoşlanıyorsanız, arada bir dram izlemeyi seviyorsanız tavsiyedir. ayrıca the fall'dan sonra izlerken ağladığım ikinci filmdir. her sene bir tane böyle film izlersem, bütün sinirleri boşaltırım herhalde.

    ''salak mısın? film o, gerçek değil'' diyenleri izlemeye davet ediyorum.
  • (bkz: bütün entry'lerini silen yazarlar listesi)
    miandaha, saranghanda güney kore yapımı, oldukça akıcı, güzel bir dizi. oyuncular o kadar başarılı ki insan bir an karakterlerin gerçek olduğuna inanırken ve onların hikayelerine ağlarken bulabilir kendini. dizide, aile ve aşk konularını en saf halleriyle, abartmadan işleyip çok içten bir hikaye çıkartılmış ortaya. başrol oyuncusu ji seob so ( cha mu hyeok ) zaten hüzünlü bakışlarıyla ve mükemmel oyunculuğuyla diziyi alıp götürüyor. bakışlarında acı dolu, yalnız bir adamı görüp de etkilenmemek mümkün değil. on altı bölümden oluşması da dizinin başka bir güzelliği. hikayeyi uzatıp, izleyiciyi sıkmadan bitirilmesi gereken yerde bitirilmiş.
  • moo-hyuk'un yeğeni galchi'nin damgasını vurduğu dizi. ''amca ölme amca'' diye amcasının başında zırıldanması vardır ki en taş kalpli adamı bile ağlatır.
  • (bkz: sarang hae) (seni seviyorum)

    (bkz: mian hae) (ozur dilerim)
  • kore dramalarının kralıdır.

    o kadar kore draması izledim, bunun kadar ağladığımı hatırlamıyorum. şimdi 10. bölümü izledim, bir an önce mesai bitse de gidip devam etsem diye bekliyordum ki, dayanamadım spoilerları okuma gafletinde bulundum. oha! neler oluyormuş öyle ya! bildiğin moralim sıfır şu an, dokunsan ağlarım. bu dizi nasıl izlenir ki şimdi sonunda ne kadar ağlayacağımı bile bile...

    ekşi++ kullanıp da spoilerları en baştan kapamayan aklıma sıçayım ben.
  • hüzünlü bir dizi, yalnız kesin ağlatacak diye bir şey beklenmesin. bilâkis, esas kız song eun-chae'nin dişi aile üyeleri (anne ve abla ve küçük kardeş) arasındaki sahnelerden bir kolaj yapılsa, en iyi komedi ödülünü dahi alabilir, o derece güldürür. (evet bu entry'deki erol taş benim)

    dizinin girişgâh kısmından ötesi için spoiler sayılmayacak kısaca konusu ise şudur ki: cha moo-hyuk adında, kurşunlara kafa sokarak defans yapan türden diego lugano'nun kore asıllı avustralya şubesi modunda bir eleman vardır.. senaristin, doktorları ve tıp bilimini çaresiz bıraktığı türden bir sağlık sorunu sebebiyle pek kısa bir ömrü kalmıştır. senarist taocudur belki ama o kadar da dombili değildir, hiç değilse ömrünün kalan kısmında güle güle harcaması için bir bavul dolusu para ile yolcu eder kendisini, kore'ye.

    senaristin istediği gibi, elemanımız, kalan ömrünü biraz da şartların zorlamasıyla kore'de geçirmeye karar verir. (kore dizisi tabi, avustralya çekimleri kaça patlıyor biliyor musunuz?) velhâsıl, kore'ye gitmekteki amacı kendisini bebekken terk eden annesini bulmaktır. sonra da huzur içinde ölmek.. annesini bulmasına bulur belki ama sandığı gibi değil!!! yaşadığı hayal kırıklığının ardından kendince bir intikam oyununa başlar... (bundan sonra olaylar gelişir falan filan..)

    yalnız tek olayı intikam değildir dizimizin. hesapta olmayan bir de aşk hikâyesi girecektir devreye tez zamanda.
    moo-hyuk, kaderin -pardon, senaristin- yollarını öne melbourne'de sonra seoul'de kesiştirdiği eun-chae'ye kısa sürede abayı yakacaktır. aşk sadece iki kişilik olsa yine iyi, ancak choi yoon ile kang min-joo'nun katılımıyla çok bilinmeyenli bir aşk dörtgeni kafaları iyice karıştıracaktır. bunların her birini ayrı ayrı dövmek isteyeceksiniz belki, muhtelif sebeplerden, ancak en ıslak odunla dövülesinin choi yoon olduğu konusunda ilk bölümden itibaren hemfikir olunacağını sanıyorum.

    bir de kore'deki yaşam ve insan hakları üzerine dikkat çekmek istediğim; ucundan spoiler sayılacak bir tespitim var.

    yoon ile eun-chae'nin hastanede fotoğrafını çeken paparazzi yakalanıp çağrılınca, kaçmak veya pişkin pişkin cevap yetiştirip artistik yapmak yerine gelip önce mahremiyetini ihlâl ettiği için özür diler ve ardından isterlerse fotoğrafları silebileceğini belirtir.

    şimdi, ünlü biri olduğumdan değil de, bir türk magazincilerini düşündüm, bir de dizide gördüklerimi; yok arkadaş insan olmak, insanlar içinde yaşamak başka şey..