şükela:  tümü | bugün soru sor
  • reklam ve clip piyasasından gelme olup, action filmlerini daha çok tercih eden bi yönetmen... bad boys ile sektöre gidip daha sonra the rock ve armageddon gibi filmlerle dewam etmiştir... slow motion'u çok kullanır, fotoğraflar yakalama meraklısıdır. filmlerinin soundtrack'lerine pek önem werir. yunan değildir.
  • son filmi pearl harbor 25 mayis itibariyle amerikada gosterime giricektir. gene allah allah sesleri yukselicek, herkes gaza gelip ulkeyi kurtarmaya calisicak.
  • bruckheimer'in amcaoğlu...
  • kendisi yıllar önce 70'lerin ünlü bir yönetmeninin oğlu olduğunu söylemiş. sonradan bu gizemli babanın john frankenheimer olduğu ortaya çıkmış. ancak frankenheimer, bu zibidinin babası olduğunu reddediyormuş ısrarla.
  • (bkz: bad boys 2)
  • özellikle görüntülerdeki başarısı süper olan insan.
  • hakkaten inanilmaz bir yetenektir, sinemadan anlamiyor olmasi filmlerini izleyip parildayan yetenege sasakalanlari üzen bir gercektir. böyle koreografi, böyle sasirtici ölcüde kuvvetli bir imaj yaratma yetenegi özünü cehaletten alan gereksiz bir özgüven ve hikaye anlatma özürü ile birlesmis, ortaya bir yandan müthis, seyirciyle iletisim kuramama özrü yüzünden garip bir bicimde kisisel, ama kisisel özelligin cehalet ve öküzlük olmasi sebebiyle de kimi zaman katlanilmaz ölcüde kötü filmler ceken bir yönetmen peydahlanmistir.
  • dunku south park'ta hakkinda $oyle bir soz soylemi$tir kyle:

    "if cartman can have his own theme park and michael bay can make movies, there is no god"
  • unutulmayacak görkemli yapıtlar ortaya koyduğunu zannettiği için kendi filmlerine taparcasına bakan, oysa bu kendini ciddiye alışın doğurduğu rezalet filmler çeken kişi. atv pazar gecesi sinemasına yakışacak deha yönetmen.
  • sinemanın bir sanat mı, bir endüstri mi olduğu tartışmasını kafasında çözmüş, kendine göre cevabını vermiş bir insandır kendileri.

    michael bay'e göre, sinema bir endüstridir. sonuç olarak holywood mantığında çekilen tüm filmlerin tek amacı vardır: para kazanmak. böyle bir piyasada tutunabilmek için de "para kazandıran yönetmen" olmak gerekmektedir.

    şu anda hollywood'daki başarısının temelinde de belki de reklamdan gelen bir yönetmen olması yatmaktadır. reklam yönetmeninin esas görevi bir mal satmaktır. reklamda, yönetmenin önüne zaten önceden belirlenmiş şeyler konur. markanın temsil ettiği şeyler, senaryo, kampanyanın lafı vs vs. reklam yönetmeninin görevi, bu sınırlar içerisinde, kendini gösterecek görseli ve sesi olan, bir şekilde bir tarzı olan bir film yaratmaktır. ayrıca o reklamın içerisindeki karakterleri de çabuk tanınabilecek genellemelerden seçip, mesajı mümkün olduğu kadar çabuk vermelidir. satmaya çalıştığı ürünü temsil eden karakter de, seyircinin kendini yerine koymak isteyeceği biri olmalıdır. bu esnada da, kişiliğini bir kenara bırakır ve müşteriyi en çok nasıl memnun edeceğini düşünür.

    bu insan, uzun metraja transfer olunca tabi ki elindeki filme de satılması gereken bir mal olarak bakacaktır ister istemez. bunun örneklerini filmlerinde kullandığı ögelerde de çok net bir şekilde de görmekteyiz. bad boys 1 filminde başlamıştır buna. o filmde, will smith'i bir ürün olarak görmüş, filmi o şekilde satmaya çalışmıştır. will smith bu filmde kendisine, ailesinden eşşek yüküyle para kalmış, sırf keyif için polislik yapan, zengin piçi ve bundan gurur duyan bir karakteri canlandırmaktadır. alın size her ortalama amerikalı'nın olmak istediği insan örneği. daha sonra bu insanı, "ortağı için herşeyi yapacak", "kadim dost" kişiliğine büründürüp bir de yakası bağrı açık bir şekilde yüksek kare, göğüs kasları parlaya parlaya yavaş çekim koşturunca eline satabileceği bir ürün geçmiştir. bunu da sonuna kadar kullanmıştır.

    daha sonra the rock'ta, zaten marka olmuş bir insan olan sean connery'yi, o markaya dokunmadan bize aynen sunmuştur. sean connery, o filmde, bir şekilde amerika'da yakalanıp hapse düşmüş eski bir ingiliz ajandır. amerikan seyircisine istediği gibi sunulmuş, insanlar da bunu kabul etmekte güçlenmemiş, hatta hoşlarına gitmiştir.

    michael bay'in pearl harbor'dan sonra en çok dikkat çeken ve eleştiri alan filmi armageddon'dur. bu filmin en çok eleştirilen yönü, amerika'nın çoğu filmde olduğu gibi kahramanca tüm dünyayı kurtarmasıdır. "hap şeklinde verilen amerikan milliyetçiliği" olayına pearl harbor ve armageddon'ı beraberce inceleyerek bakmak gerekir. armageddon'a dönmek gerekirse. bu filmde de, yine kendini riske atmayıp, zaten markalaşmış bir oyuncu olan bruce willis'i alıp, tüm bilinen klişe özelliklerini kullanmış, onu karizma ötesi bir kahraman yapmış, etinden sütünden faydalamış, filmin her yerini bruce willis in alayci gulumsemesi ve karizma bakışlarıyla doldurmuştur. etrafına da amerikan seyircisinin bir bakışta kişiliğini çözebileceği karakterler koymuş, genç kızları da yakalamak için hayvan yakışıklı bir erkekle* hayvan güzel bir kız* arasında geçen bir aşk hikayesi koymuştur. bu film, michael bay'in deli ticari bir yönetmen olduğunun ve bundan kesinlikle utanmadığının en önemli örneğidir. armageddon'un directors audio commentary'sinde belirttiği üzere, astroid'e gönderilen araçların ön tarafında taramalı bir tüfek olmasının tek sebebi, herangi bir yerinde bir silah olan oyuncakların daha fazla satmasıdır. senaryoda var olan ve bu silahların varlığını basit bir mantığa oturtan bir sahne çekilmiş olmasına rağmen, montajdan atılmıştır. ayrıca bu filmde michael bay'in başarılı bir reklamcı olduğunu da tüm çıplaklığıyla görmekteyiz. yıllardır sinema izleyicisinin kafasına oturmuş klişeleri, korkusuzca filmin orasına burasına döşemiştir. (yavaş çekim kameraya doğru yürüyen kahraman insanlar, tüm dünyada yavaş çekim umutla gökyüzüne bakan insanlar vs vs. gibi..)

    daha sonra, kendisini esas anlamda ünlü yapan film olan pearl harbor'u çekmiştir. bu film belki de en çok eleştirilen filmdir. kimilerince sıkıcı, kimilerince anlamsız milliyetçi bulunmuştur. bu film hakkındaki en güzel saptama, belki de nesli çölgeçen tarafından yapılmıştır: "adam reklam gibi savaş çekmiş" evet. michael bay, nefret edilesi bir şey olan "savaş"ı, etkileyen, "güzel olan", görüntülerle verip seyirciyi öyle etkilemeye çalışmıştır. olmuş mudur? tartışılır. ama yine başroldeki üç karakteri de gerçek dışı yakışıklı ve güzel insanlardan seçmiştir. * * * böylece, başrollere, insanların olmak isteyecekleri reklam karakterleri koymuş olmuştur.

    pearl harbor'dan sonra bad boys 2'yi çekmiştir. bu filmde de, markalaşmış karakterler olan will smith ve martin lawrence'ı ilk filmde aralarında oluşan kimyayı hiç bozmadan aynen kullanmıştır. ortalığı bir sürü patlama, çatlama, yavaş çekim vs. gibi şeylerle doldurarak yine insanlara istediklerini vermiştir.

    bir sonraki filmi olan the island'ı merakla beklemekteyiz. (bkz: sıkılıp sadede gelmeye çalışan yazar)

    michael bay'e bakarken unutulmaması gereken bir şey vardır. bu insan, yaptığı işi keyif aldığı için ve para kazanmak için yapmaktadır. o yüzden de başarılıdır. hem keyif almaktadır, hem de eşşek yüküyle para kazanmaktadır. tüm bunları yaparken de hollywood'un yüksek bütçeli filmlere uyguladığı tüm kısıtlamalara rağmen filmlerine kendinden parçalar sokabilmektedir. bu parçalar da seyirci tarafından beğenilmektedir. michael bay'in bu kadar çok para kazanmasını sağlayan en önemli özelliği "orta amerika"nın isteklerini bilmesidir. çünkü kendisi de klasik bir amerikan vatandaşı'dır. kendi hoşuna gidebilecek şeyleri, filmlerine koymakta, ve bu da insanların hoşuna gitmektedir. anlamsız riskler almayan, filmleri kendisi için değil, seyirci - ve dolayısıyla para - için yapan, insanlara alışmadıkları bi şeyi kabullendirmek yerine, alışılmış şeyleri farklı bir yönünden bakarak veren bir insandır. her ne kadar klişeleri takip etse de, tamamen kendine ait bir çekim ve montaj tarzı vardır. bir filmi 30 saniye izledikten sonra hiç durmayan kamera, durmayan montaj, karakterli ışık vs. gibi sebeplerden o filmde michael bay damgasını görebilirsiniz. michael bay, sinemaya 2 saatliğine gerçek hayattan uzaklaşıp, başka bir dünyaya girmek isteyen, eğlenmek, keyifli vakit geçirmek isteyen insanlar için filmler yapmaktadır. diğer "tür" yönetmenlere de kötü gözle bakmamakta, ancak kendinin onlardan biri olmadığını açık açık belirtmektedir. kısaca bu insan, açık açık kim olduğunu ortaya koymakta, filmlerinin zeki insanlar için yapılmış küçük zeka oyunlarıyla dolu filmler olmadığını açık açık söylemektedir.

    ayrıca hollywood filmlerinin gişe gelirinin yarısını amerika sınırları içinde elde ettiğini unutmamalıyız. bu sebeple michael bay, filmlerini de amerikan seyircisi için yapmakta ve doğal olarak da içine onların hoşuna gidecek amerikan ögeleri koymaktadır. o yüzden de michael bay'i "amerikan milliyetçiliğini bize aşılamak isteyen bir insan" olarak yargılamak da yanlış olacaktır.