şükela:  tümü | bugün
  • "temel parcaciklar"da abartili ve carpik bir cinselligi okurun gozune sokmus, modern insanin zavalliligina fazlasiyla kafayi takmis, depresyonun kitabini yazmis, yazmakla kalmayip yasam tarzi haline getirmis fransiz yazar.
  • extension du domaine de la lutte kapitalist sistemin insanları nasıl yabancılaştırdığına dair güzel bir kitaptır. houellebecq!in aklından geçmiş midir bilinmez ama romanın başarılı friedmann eleştirisi olduğu aşikar.
    (bkz: kuşatılmış yaşamlar)
  • son romanı la possibilité d'une ile'de, klonlama yöntemiyle sonsuza kadar yenilenen insanların, 2000 yıl sonrasından bugüne bakışını ortaya koyan, fransız edebiyatının yaramaz çocuğu.

    "soru hosunuza gitmediginde hicbir zaman yalan soylemekte tereddut edilmemeli, birazcik agziniza ne geliyorsa soylenmeli." cumlesinin tuhaf sahibi.
  • annesi müslümanlığı seçtiği için islama gıcık kapan;
    tipi, herhangi bir fransız filminde “intihar eğilimli eşcinsel yazar” rolü oynayacakmış gibi duran, temel parçacıklar’da betimlediği çocuklukları birebir yaşamış olması (cezayir günleri, bir babanne bir anneanne de geçen çocukluk) da göz önüne tutulduğunda haline acınacak bir yazar. paraya para da dememektedir sonyıllarda.
    nobel’le arasındaki tek engel de:
    şimdiye kadar fransa’yı soykırım ve katliamla suçlamamış olmasıdır.
  • "the possibility of an island" (bkz: la possibilité d'une ile) isimli kitabinda herhangi bir yansimanin ve yarataciligin fiziksel -ve kanimca guncel uzantisi olarak ekonomik- guvence yoksunlugunda yaratilamadigini soyleyerek, cahil, aptal, yeteneksiz, dusunmeyen insan gibi siniflandirmalarimizin altinda yatan sosyal dinamikleri resmetmis ilginc yazar. gercekciligi varoluscu cigligiyla birlestiren bir edebiyatci oldugu icin akademiyi tercih etmemis oldugunu dusunuyorum. zira ince bir cizgide yuruyor. hikayeleri aslinda yapmak istedigi gercekci analizlere uygun bir ortam saglamak uzere akiyor.
    kanimca bircok sosyal bilimciden daha degerli gozlemler ve hatta veriler sunuyor. malum, metodik katilasma teorik ilerlememizin onunde kocaman bir engel gibi duruyor cogu zaman. edebiyat bu engeli yok sayabiliyor.
  • la carte et le territoire fransa'da raflardadır iki aydır.
  • artık bir de goncourt ödülüne sahiptir.
  • bu ayki * * the paris review'de kendisi ile yapılmış sağlam bir röportaj var.
  • bir de albümü vardır parlofonik vokalleri ve tabi ki lirikleri ile şekillendirdiği. şarkıları (mesela; playa bianca, crépuscule) fazlasıyla serge gainsbourg'un son döneminden etkilenmişken, sahne şovu les idees de nietzsche sur la musique (nietzsche'nin müzik üzerine düşünceleri) adlı kitapta buyrulduğu gibi vahşi, insanın güdülerini harekete geçiren dinleyiciyi medeniyetten uzaklaştırarak ona ilk-insan hallerini giydiren arkaik bir şovdur (bkz: mayıs 2000, paris konseri) (evet klişeler diyarında boğulmamış ham bir the doors performansını da andırabilir bu haliyle).

    houellebecq'in ürettiklerinde heyecan verici olan bunların halihazırda kendini kapitalizmden bir şekilde soyutlamış, soyutladığı yerde de kapitalizmi yıktığı yanılgısında olan birisi tarafından değil, sabah 9 akşam 5 mesaisinin yavanlığını sindire sindire çalışmış, kulağına 12 tane piercing saçına yeşil bir boya sürerek kendini ayrıştıramamış, neredeyse cinsel arzuları sayesinde hayatta kalan birisi tarafından yazılmış olması. sahnede cılız, çirkin, bir gün intihar edeceği aşikar, sıradan görünümlü bir adam var ve o adamın hayal gücü, mutsuzluğu ve cinsel arzuları birden bambaşka bir anlam dünyası yaratmasını zorunlu kılıyor. o bu dünyayı ifade ettikçe modern dünya'nın kanıksanmış saçmalıkları işlevini kaybediyor. insan ruhunun son çığlıkları?

    ve bir de şu var ki, söylediklerinin pek çoğuna zerre kadar inanmadığı açık houellebecq'in. zaten kendisini fikir beyan ettiği bir çok konuda da (ibrahimi dinler, seks turizmi, vs.) bir kanaat önderi olarak ortaya koymuyor. onun derdi belki de ortaya sunarken ciddi olduğu tek görüş olan depresyonizmin zeminini tahlil ederken çalışacak psikanalistlere iyice malzeme vermek ve onu terk edip giden annesini elinden geldiği kadar üzebilmek (belki de onu aslında sevdiğini itiraf edebilmek). dolayısıyla benim gibi, ortaya sunduğu kimi görüşlerin ciddiyetle ifade edildiğini görse ifade sahibini bir kaşık suda boğabilecek birine bile rahatlıkla okutabiliyor kendisini. söyledikleri ile düşündükleri arasında değil, düşündükleri ile yaptıkları arasında koşutluk bulunan birinin uyumu var houllebecq'de.

    batı kültürü, modernizmin güzel ütopyaları belki de gerçekten ölüyor artık. o koca mersin ağaçlarının gövdesi bugün artık kurtlu, çürümüş, ve devrilmek üzere. houellebecq ölmekte olan bu ağacın yapraklarındaki acıyı dindiren hışırtı, ölen gövdenin gölgesinde büyüyen yabani bir çiçek.

    belki de ölmeden önce son bir kuğu şarkısı yazıp öyle ölecek.
  • temel parçacıkları okurken yer yer sıkıntıdan - iç sıkıntısı bu - delirdiğim, ama inatla devam ettiğim, bitirdikten sonra da kıyamadığım ve kitaplığımın ilgili yerine yerleştirdiğim zaman ilginç olduğuna kanaat ettiğim yazar.