şükela:  tümü | bugün
  • 1996 yilinda cekilen, fransiz yapimi, bocek dunyasini anlatan muhtesem belgesel.
    yakin cekimler ve yavaslatilmis hareketler muazzam olmus. soz cok az. tamamen gorsel ve dogadaki boceklerin seslerinden olusuyor.

    boceklerin de kendi iclerinde bir duzeni oldugu, bir seyler icin cabaladiklarini bu denli yakindan gormek ilginc geldi. bu nedenle izlenilesi belgesel olarak tanimlanabilir.

    en guzel sahnelerinden birisi ise salyangozlarin sevisme sahnesi. sanki on sevisme denen seyden haberdarlar.
    bir de hamam boceginin yiyecegini tasirken takildigi engelle olan mucadelesi de cok ilgi cekici. hamam bocegi deyip gecmemek lazim, bocek nasil azimliyse engeli eninde sonunda asti. kendimden utandim desem yeridir. ben o kadar ugrassam bir seyle baktim olmuyor hemen birakiveririm.
    karincalar ise her zamanki gibi gorulmeye deger.

    belgeselin tamamini izlemeseniz bile yukarda bahsettigim iki sahneyi (hamamboceginin azmi, ve salyangozlarin sevisme sahnesini) mutlaka izleyin derim.

    bu belgeseli izledikten sonra bocek deyip hemen de ezmem sanirsam.
  • ya bunu bizim ailede ilk, bir belgesel çılgını olan babamın bulmuş olmasına içten içe üzüldüğüm fransız bir karı kocanın çektiği harika belgeseldir. hatta annemle ikisi bensiz izliyorlar bunu sonra ben izleyene dek sürecek olan dialoglar başlıyor.

    -aa hani çayırın sakinerinde vardı ya hatırladın mı, muhteşem bir görüntüydü o ya. (annemle babam birbirlerine soruyorlar sonra aynı şeyi izlemenin verdiği heycanla gözlerinde oluşan o pırıltıyı görüyorum, ardından ikisi birden bana dönüyor ve boş bakan gözlerimle karşılaşıyorlar tabi, izlemediğim için ve eşe dosta tavsiye fim-belgesel verirkenki o heycana bırakıyor gözlerindeki pırıltı yerini.)
    -tüh ya izlemedin di mi sen onu ay nasıl yakalamışlar o anı inanamazsın. mutlaka izlemelisin. bir harikaydı.(yine konu açıldığında zaman zaman annemdn cümleler.)

    ve her akıllarına gelişinde bu baskıya maruz kalıyorum bi kaç yıl. artık üşenmekten mi ertelemekten mi onların izlemesinin ardından bir kaç yıl geçince izleyebiliyorum anca. ve müziklerinden görüntülere, anlatıma, metne kadar niye lan, niye onlar izlerken izlemedim geç kalmışlığına üzülüyorum bir kez daha.

    bir de filmleri altyazı okurken uykusu geldiği için türkçe dublaj seçeneğiyle izleyen babam keşfetmiş bunu. üzülmemek elde değil ama işte belgsel aşkından o da hep. neyse sonrasında belgeseli izlememe rağmen aa sen izlememiştin sahi falan diye süren varsayımları da oluyor. bir de üstüne izlediğimi kabul ettirene kadar da bir kaç yıl geçiyor tabi.

    bizde böyle bir etkisi var yani bu belgeselin. düşünün ne kadar sık konuşulduğunu sonra izleyip izlememeye karar verirsiniz.
  • hep de şarkı sözü paylaştığı başlıklarına denk geldiğim yazar.*
  • türkiye'de 2000-2003 arasına damgasını vurmuş belgeseldir. bütün kanallar bunu yayınlardı. hatta bir dizide baş roldekiler bunu izliyordu. *
  • yardımsever bir yazar.

    (bkz: kesin bilgi yayalım)
  • zannımca en iyi drudkh albümü olduğu gibi, aylardır yazar olmayı bekleyen bir çaylaktır aynı zamanda.
  • ay valla burada da kutsal bilgi vermeye üşendim. belgeselin salyangozlarla ilgili kısmından yola çıkılarak yazılan bir entry için (bkz: #42687479)
  • ukraynalı pagan black metal grubu drudkh'un 2009 çıkışlı, 7. albümü. parça listesi:

    1. days that passed
    2. distant cries of cranes
    3. decadence
    4. ars poetica
    5. everything unsaid before
    6. widow's grief
  • "bir torba çilek taşıyorsan ezilenleri siktir edeceksin" cümlesiyle gönüllerde taht kuran mersin prensi.
  • şahane kişiliği ve kendine has karizmasıyla ortamlarda ışıl ışıl parlayan suser. tam bir orta-şut karışımı. kendisi ile ciddi düşünüyorum.