şükela:  tümü | bugün
  • en sevdiğim türk sanat müziği eseridir. küçük beynime beş-altı yaşında, daha mihrap ne demektir onu bile bilmediğim yıllarda empoze edilmiş olmasıyla* bir ilgisi var mıdır bu sevginin, bağlılığın tam olarak çözemiyorum. bilmiyorum, belki de hakikaten şimdi gelip yine bu şarkıyı dinlediğimi gören kardeşimin dediği gibi "bir türlü üzerimden şu banallığı atamadım".
    konusunu özetleyecek olursam, tapınma raddesine ulaşmış bir aşk (ki ne kadar sağlıksız aslen) vardır ortada, lakin karşılıksızdır (bu işler hep böyle değil midir? siz söyleyin sevgili ahmet altan okurları). aşık şahıs daha bırakın sevilmeyi, adını bile öğretmekte zorluk çekmektedir tapınılan şahsa (bunun sebebi bu şahsın ya ciddi bir zeka geriliğinden mustarip olması, ya da tüm ilgi ve sevgisini yaban güllerine yöneltmiş olması olabilir). aşığın tüm bu ızdıraplardan geçerek öğrendiği tek şey hüsrandır. elde var hüzündür. bakın şöyle:

    mihrabım diyerek sana yüz vurdum
    gönlümün dalında bir yuva kurdum
    yıllardan beridir yalvarıp durdum
    sevgilim demeyi öğretemedim

    gönlünde sevgime yer vermedin de
    yaban güllerini hep derledin de
    ellerin ismini ezberledin de
    bir benim adımı öğretemedim

    sonunda hicranı öğrettin bana
    ben sana sevmeyi öğretemedim.

    (gerekli olabilecek, merak edebileceğiniz bilgiler: beste-avni anıl, güfte-turgut yarkent, makam-nihavend, teşekkürler-flagg)
  • küçüktük, ortaokul zamanları idi sanırsam, bir orta salonumuz vardı okulda, bir bayram seyran vaktiydi, ne alaka ise bu parçayı çalıp söylüyordu tsm korosuna öykünen okul koromuz.. zaten çok severdim bu parçayı, o anı hiç unutmam, bazı asılsız kaynaklara göre gözlerim bile dolmuş okul korosunu izlerken, o kadar hezeyan dolu, feci bir anıdır benim için.. hatırladıkça titrerim lakin bu parçayı halen bir garip severim, “sevgilim demeyi öğretemedim” kısmında bir öğretmen edası, “sonunda hicranı öğrettin bana” kısmında bir öğrenci edası çöreklenir üzerime, kurtulamam etkisinden bir süre..

    ayrıyaten ajda pekkan yorumu da dinlenmelidir kanımca, bir sanat müziği eseri, nasıl hafif batı müziği (bu ne demektir, nasıl bir müzik türüdür halen çözebilmiş değilim) formatında okunur, böyle bir şarkının arasına çıstak çıstak'lar nasıl sokulur, arkasına korkunç “dırırım dırırım” vokalleri nasıl eklenir, sırf bunu görebilmek için yani..
  • ajda pekkanin soyledigi, sahsen cok degerli bir parca. degeri kisiye ozeldir; uyku gibi elzem bir insanlik fonsiyonuna geciste annelerin cocuklarina soylemesi gibi. sonra o anneler seneler sonra bir ortamda keman esliginde soyleyince o sarkiyi, o ortam duygu ve gozyasina bogulabilir. bu asamada sozlere bakip acaba kimin bogulmasi gerektigi tartisilabilir...
  • türk sanat müziğinin en güzide eserlerinden biridir. zeki müren yorumu bir harikadır. sanat müziğimizin gereksiz , berberlerde fon müziğinden ibaret olduğunu düşünenler bile bu parçayı huşu içinde dinlerler,severler...
  • aman allah, nasıl iç acıtır, can yakar. nasıl da güzeldir. ilk duyduğumda çok küçüktüm, "ellerin ismini ezberledin de bir benim adımı öğretemedim" kısmında aklım uçmuştu, sevmenin ve karşılıksızlığın boyutları karşısında... çocuk zihninde onulmaz yaralar açıyor efendim, dikkatli olmak lazım.
  • san'at güneşimizin yorumuyla her dinleyişimde kendimden geçtigim dünyayı unuttugum nadide tsm eseri
  • ajda pekkan yorumu gerçekten güzeldir, hem bu kadar iyi söyleyip hem de beğenmemek de ajda ğanıma yakışan bi şey olmuş, evet evet şey olmuş
    (bkz: her sonbahar gelişinde)
  • sevgilim demeyi ogretemedim sozlerini kucuklugumden beri beynime kaziyan turk sanat muzigi klasigi..
  • ajda pekkan'nin her türlü şarkıyı nasıl mukkemel yorumladıgının en güzel kanıtlarındandır bu....zaten tipiyle de bukelamun görünümlü divamız şarkılarında da hemen o şarkının havasına bürünür...5 dakika önce kapı açık arkanı dön ve çıkdiyen hırçın kadın birden sevgilim demeyi öğretemedim der biz buna kısaca ajda pekkan farkı diyoruz....