şükela:  tümü | bugün
  • en başında

    kişiler:
    erkek
    kadın

    yazan; bir erkek ve bir kadın'ın hikayelerinin kesişmesinin anlatıldığı,melih cevdet anday'a ait, türk tiyatrosunun en önemli eserlerinden birisi.

    buyrun bu da oyundan güzel bir tiradın bir kısmı:

    erkek:.....mutluluk nedir diye sorsanız bana, kaşıntıdır derim.bir gün az kaldı mutlu oluyordum.bir sancı saplandı belime, kıvrana kıvrana yatağa düştüm.böbrek taşı imiş.sancıdan öleceğim.sabaha karşı idi, doktor geldi, morfin yaptı.derdemez o korkunç sancı kesiliverdi, çok güzel bir dünya başladı birdenbire... inanamıyordum... mutlu idim, tam anlamı ile mutlu.. mutluluğumu doya doya tatmak istiyordum... ama o ara, kulağımın arkası kaşındı azıcık.şöyle sinek ısırmış gibi.bense kolumu kıpırdatmak istemiyordum, mutluluğuma ara vermemek için.ama o kaşıntı bozuyordu mutluluğumu.çaresiz kaldırdım kolumu, kulağımın arkasını kaşıdım, tam olsun mutluluğum diye.kolumu gene yanıma uzattım.biraz sonra... biraz sonra gene o kaşıntı.kaşıdım, biraz sonra gene.gene kaşıdım.bitmedi, bitmedi namussuz kaşıntı, iğneledi durdu ve berbat etti mutluluğumu. o günden beri, ne zaman şöyle mutluluğa benzer bir şey duyacak olsam, bakalım bunun kaşıntısı nerden başlayacak diye beklerim.beklediğim de gelir başıma.
  • bir oyundur, ama sadece melih cevdet'in olanından değil.. bi avuç çubuğu masaya bırakır, sonra da birinin diğerini kıpırdatmasına izin vermeden toplamaya çalışırsınız.. cerrah adaylarının tus öncesi böyle bi sınavdan geçtiği mi söylenmişti artık ben mi uyduruyorum belli değil.
  • dün akşam izleme şerefine erdiğim ankara devlet tiyatrosu oyunu. oyuncuların oyunculukları muhteşemdi, özellikle de çağrı turan'a bayıldım. neredeyse tüm izleyiciyle tek tek göz teması kurması, mimikleri, hareketleri hepsi harikaydı.
    oyunda kadın ve erkeğin isimlerinin olmaması, konuşmaların dönem dönem insanın kendini sorgulamasına sebep oluyordu. bu nedenle bir repliği duyunca kendimi sorgularken sanki oyunun bir kısmını kaçırıyormuşum gibi hissettiğim anlar oldu.
    hiç adetim olmamasına rağmen bu kez oyunla ilgili hiç araştırma yapmadan, tek satır dahi okumadan gittim izlemeye (son anda karar verip ucu ucuna yetiştiğimiz için). izlerken de keşke bir pause tuşu olsa da ara ara durdurup söyleneni bir özümsesem hatta geriye sarıp yeniden dinleyebilsem dediğim sahneler çok oldu.
    oyunda oyuncuların isminin olmadığı gibi herhangi bir zaman da yoktu. hatta çıktıktan sonra merak edip okudum. 1967'de yazılmış. ama bugün gibi. eminim 30 sene sonra da öyle olacaktır. burada da melih cevdet anday'ın ustalığını bir kez daha görüyoruz.
    oyundan çıkınca keşke kitabı falan olsaydı; altı çizile çizile okunacak bir şey dedim arkadaşıma. bugün gördüm, sözlükte birisi metnin pdf.sini paylaşmış. teşekkür ederim. ilk fırsatta yazdırıp altını çize çize okuyacağım.
  • "ooooo, hikaye renkleniyor.."
    repliği akıldan çıkmayan leziz oyun.
    (bkz: büyük oyunlardan büyük replikler)
  • absürd tiyatronun türkiyeden bir örneği. tabi aksaklıklar bulmak mümkün, absürd bakış açısıyla bakınca. yine de epik tiyatrodan daha iyi kavrandığını düşünüyorum absürd'ün türkiyede. yalnız, "nasılsa saçma" bakış açısıyla, mahvedilmesi olasılığının yüksekliği bile göz önünde bulundurulduğunda; bir kadın ve adamın arasında geçen bu oyun metni, tüm kendini illa ki açıklama çabalarına rağmen ya da kendini bırakamayan "akılcı" tavrına rağmen, başarılı bulunabilir. çünkü absürd gibi bıçaksırtı bir alanda kalem oynatmak sanıldığı gibi kolay olmayabilir.melih cevdet andayın bu oyunu mutlaka tanınmalı ve sahnelenmeye devam edilmeli.çünkü, uyarlamalara çok açık bir yapısı olduğu söylenebilir. hem kabataslak hem de incelikli. sözlerden güzel çatılar yaratılabilir. görsel olarak da yoruma açık bırakılmış, parantez içleriyle kısıtlanmamıştır.
  • "var olamadıkça, yok oluyoruz" diyen oyun. timuçin esen ile devin özgür çınar elinden geleni yapsa da, yine metnin oyunu kurtardığını düşünmeden edemedim, 15 marttaki o ilk temsilde çoğunluğu hırzı polis'teki çınar hayranı bayanın arasında izlerken. sahneye koydukları tempoya ayak uyduramıyor iki oyuncu da. timuçin yoruluyor, oyun sonuna doğru çok net hissettim ve anladım nefes nefese kalışından, tek hamlede üzerine sıçraması gereken masanın üzerine güç bela çıktı ve dengeyi kurmakta zorlandı. ve timuçin zaten yorgun olmalı ki, günlerdir uyku görmemiş altları şiş gözlerle sahnedeydi. devin ise oyunun ayak uyduramadığı temposunun tamamen dışında bırakmış kendini. bu yüzden "masadaki kağıtları şöyle bir fırlatayım da içimdeki karmaşa ortaya saçılsın" demeye getiriyor ama olmuyor.
    genel çerçevede, aceleyle, az provayla sahneye koyulmuş bir oyun. ilk perde daha iyi çalışılmış; ikinci perdenin daha çok çalışılması gerekirmiş. "mutluluk bir kaşıntıdır" tiradından önce ışık düzenindeki değişiklik için timuçin esen'in rejiye işaret etmesine gerek kalmamalıymış mesela.
    ancak muazzam dekor ile oyunda en büyük alkışı barış dinçel hak ediyor. efekt ile birlikte, hem saat, hem pencere (ki dışarıda kar yağıyor bazen ve bu iç mekana sıcaklık veriyor), hem de ayna olabilen dekor çok iyi düşünülmüş, uygulanmış. ve gariptir; hiç kitap okumadığından dem vuran "erkek"in odasını kitaplarla, hemde okunmaktan lime lime olmuş kitaplarla doldurmak, hikayenin güvenilmezliğini vurgulamıştı; sevdim.
  • 20 şubat 2007 tarihli cumhuriyet gazetesinin 14. sayfasında aysegul yuksel tarafında eleştirisi yazılan oyun.

    eleştirmen, oyuncuların ** televizyon dizileri * * nedeniyle edindikleri hayran kitlesinin oyun boyunca fotograf cekmesine, her lafa gülmesine ve fısıldaşmasına rağmen sözlerini şaşırmamalarından dolayı tebrik edilmesi gerektiğini yazmıştır.
  • bir erkek ve sokakta kucağında çocuğuyla bulduğu ve karlı havada sokakta oldukları için evsiz olduklarını düşünüp evine aldığı kadınla aralarında geçen diyaloglardan oluşur. bu oyun türkiye' de ilk defa 1967 yılının ekim ayında "kent oyuncuları" tarafından oynanmıştır. uykum gelene kadar bu nadide oyunun bir kısmını size aktarmak istiyorum.

    --- spoiler ---
    ...
    erkek: ... ev sahibinin suçu yoktu doğrusu. zaten suç işleyecek yetenekte değildir. düşünceler, tartışmalar, çatışmalar, ne diyeyim, savaşlar bile rakı mezesi gibi bir şeydir onun için, konuşmaya yarar sadece. o yüzden hoşgörülüdür, kızmaz hiçbir düşünceye. sizin anlayacağınız hiçbir inancı olmayan kişilerden (tam kadehini kaldırırken bırakır) yanlış anlamayın beni, inançlı kişileri övüyorum sanmayın. karnıma bir bıçak saplasalar, kafamdaki düşüncelerden kaçı kalır, kaçı gider, belli olmaz. palavra atmamalı. (kadına odayı gösterir) benim odam şu, ister orada yatarsınız, ister orda.
    kadın: yatmam, otururum burada, çocuğun yanında.
    e: ama içeriki odaya gitseniz daha iyi olur bence bizimkiler sizi burada görmesinler (gülümser) ben yatarım somyada.
    k: (ürkek) çok mu kızarlar?
    e: şaşırırlar... insana alışık değillerdir çünkü. bir yabancı ya hırsızdır ya katildir onlar için. bir gün evleneceğim kızı getirmiştim tanıştırmak için. tanıştılar, konuştular... kız gittikten sonra ne deseler beğenirsiniz? "bu ev namuslu bir evdir, nikah kıymadan nasıl getirirsin" demezler mi? (kadın gitmeye davranır) yo... korkmayın canım, geçti o günler. (elini masaya vurur) istesem yakarım bu evi.
    k: (çocuğuna sarılır) biz sebep olmayalım.
    e: telaşlanmayın efendim, hiçbir istediğimi yapamadım bugüne kadar. evi yakmaya gelinceye kadar neler kurmadım... siz dediğimi yapın öteki odada yatarsınız.
    k: (korkmuş) peki.
    e: oturmayın ama uyuyun. insan ya içki içer ya uyur.
    k: peki.
    e: anlaşıldı mı?
    k: peki.
    e: ama bu saatten sonra uyumanız için yemeniz lazım. gece yarısından sonra uyku ilacı yerine geçer yemek. (yemeği gösterir) buyurun!
    k: teşekkür ederim, yiyemeyeceğim.
    e: (geceki tartışmadadır aklı) sosyalistler gelirlerse bütün aydınları keserlermiş... bunu söyleyen de kara cahilin biri... "size ne" deseydim keşke, "size vız gelir"... (alaylı) kendisini aydın sayıyor. bir de şunu yapsaydın o herife... ne dedi biliyor musunuz? başkaldıran ulusların tepesine tepesine indirmeli atom bombasını dedi. güçlü olan haklı imiş. (ayağa kalkar, sözünü ettiği adamı ensesinden tutmuş gibi yapar) ensesinden şöyle tutsaydım, güçlü olan mı haklı? ha? (oturur)
    k: size biraz kendimden söz etmek istiyordum ben... gerekli de ondan... ilk görüyorsunuz beni, hem de çok garip bir durumda... gerçi yormak istemem sizi başımdan geçenlerle...
    e: öyle bir yemek yiyişi vardı ki, görseniz iğrenirdiniz. ağzı dolu iken ekmeği ite kaka tıkıyor içeri. hani farenin kuyruğu kedinin ağzından sarkar ya, bunun da ağzının bir yanından balık kuyruğu sarkıyordu.
    k: öyleleri vardır... ben anlatmaya hevesli değilim...
    e: vardır değil, herkes öyle yiyor. bu yüzden lokantaya gidemiyorum. eşekler, atlar, bizden daha temiz yerler. içer misiniz?
    k: hayır teşekkür ederim. gerçi çok üşümüşüm dışarda şimdi anlamaya başladım üşüdüğümü. ezan okunuyordu ben çıktığımda... demek ki...
    e: ezan sayısını arttırdılar galiba. ne dersiniz? eskisinden daha sık okunuyor gibi geliyor bana.
    k: olabilir bilmiyorum. (durur, ellerini oğuşturur, sonra kararlı) sizi rahatsız etmeyeyim daha fazla. (ayağa kalkar)
    e: yatmaya mı? odanın elektiriğini açayım. (kalkar odaya doğru yürür) terlik de vereyim size (odasına girer)
    kadın çocuğu öper, bir şeyler mırıldanır, ağlar.
    e: (yalın ayak elinde terliklerle döner) giyin şunları... (terliği kadının önüne koyar) ben yalın ayak dolaşmayı severim. insanın elleri ayakları açıkta olmalı. suratları kapamalı asıl suratları. ne suratlar var tanrım! belki de biz tanrının surat kolleksiyonuyuz.
    k: terlikleri alır, ayaklarına bakar) kar suları kilimi ıslattı. ah ne utanıyorum, ne utanıyorum!
    e: utanacağınıza acıksanız daha iyi olurdu.
    ...
    erkek konyağını bir dikişte içer, yenisini doldurur, ondan bir yudum alır.
    e: dinlemek istemiyor
    bu sırada kadın gelir yandaki odadan. elinde erkeğin pijamaları.
    k: pijamalarınızı almayı unutmuşsunuz (uzatır)
    e: koyun oraya (somyayı gösterir) ama hiç uykum yok, sabaha kadar oturacağım.
    k: benim de uykum yok; kafam öyle çalışıyor ki gümbürtüsünü duyuyorum neredeyse. kurtulamıyorum bir türlü.
    e: gördünüz mü? ikimizin de aklı başka yerde. konuşmamız saçma oluyor bu durumda. ama yadırgamamalı bunu, bütün konuşmalar böyledir aşağı yukarı. ben birgün bir deneme yapmıştım, karşımdakini dinlemiyordum hiç, başka şeyler düşünüyordum, aklıma ilk gelen bir sözü söyledim birden bire, geçmiş gün, "tükürmeli" dedim galiba. karşımdaki "tamam işte ben de onu söylüyordum" demez mi? tıpatıp uygun düşmüş demek ki benim sözüm.
    k: oturabilir miyim?
    e: kalın ya, burası içerden daha sıcak, kendinize gelirsiniz. şöyle sobanın yanına yaklaşın. çocuğun üstünü örttünüz mü? battaniye vardı içerde.
    k: örttüm. (sobanın yanına gelir) titriyorum. ama üşümekten değil, sinirden.
    e: yürüdüm ben. o sokak senin bu sokak benim, uzattım yolu. boyuna düştüm. düştükçe de bastım küfürü yüksek sesle.
    k: (içini dökmek niyetindedir, açılmak için bir kapı arar) ben çaresiz kaldığım için.. yoksa... bu saatlerde dolaşmayı sevdiğimden değil.
    e: bense dıya doya küfretmek için uzattım yolu. kimi evlerin pencerelerinden ışılar sızıyordu. ışık gördüm mü durup bağırıyordum, "pezevenkler!". hemen kapanıyordu evin elektriği. hani eskiden sokak fenerlerini yakıp söndürmek için elinde bir sırıkla dolaşan fenerciler vardı, onlar gibiydim. "pezevenkler" diye bağırdım mı, tamam. yanlız bir evin penceresi açıldı, bir adam uzanıp dışarı baktı, merak etmiş budala. baktığına bakacağına pişman ettim, "merhaba pezevenk!" dedim bağıra bağıra. haklı değil miyim ama? ben pezevenkleri çağırıyorum, o açıyor pencereyi. (güler) herif kapattı camı, çekti pencereyi. böyle zamanlarda hakaret kızdırmaz kimseyi, namusa dokunmaz. ısı eksi ona düştü mü, çekilir namus, kapısını sımsıkı kapar, sokakları serserilere bırakır...
    --- spoiler ---
  • farklı renklerde ve bu renklerin onlara kazandırdığı farklı puanlara sahip ince, uzun, şiş kalınlığındaki çöplerin düz bir zemine gelişigüzel serpiştirilmesi ile başlayan oyun, oyuncuların bir diğer çöpü yerinden oynatmadan, kıpırdatmadan topladığı çöplerden aldığı puanlar ile üstünlük kurma oyunudur. diğer çöplerden herhangi bir tanesinin yerinden oynaması sonucu toplama sırası diğer oyuncuya geçer. bir anlamda sabır ve dikkat oyunudur. sabrınızın sınırlarını genişletir, dikkatinizi eğitebilirsiniz.
  • metne tamamen sadık kalarak, metnin temposunu hiç aksatmayıp aksine üstüne çıkarak sahnelenmiş güzel ankara dt oyunu.

    (yönetmenin işvelsizliği maalesef ortaya dökülüyor böyle bir durumda.)

    oyuncular metni müthiş aktarıyor. sahnede paslaşmalar mükemmel. tam bir oyunculuk-diyalog kurma estetiği. üstelik absürd bir metin. kolay iş değil yaptıkları. iki oyuncuya da helal olsun. çok çalışmışlar. izleyin izlettirin.

    puanım 8.5/10

    rejisör oyuna müdahele edip yorumunu katabilseydi veya başka anlatım olanaklarını deneyerek bu estetiğin oluşmasını sağlasaydı şüphesiz ki 10 verirdim.