şükela:  tümü | bugün
  • bakü doğumlu azeri şair. (1908-1939)
    eserlerinden bazıları:
    buruklar arasında
    çoban
    dağlar faciası
    seher
    azadlık destanı
    sındırılan saz
  • yene o bağ olaydı isimli şiirin de şairidir mikail müşfik . bu şiir etkileyici bir besteyle bir olmuş insanın içini yakıyor.
    eyyüp yakubov da pek içli, pek güzel söylüyor. şairin trajik yaşam öyküsüne paralel klip çekilmiş bir de. üzülmenin de ötesinde duygularla izliyor ve dinliyorum her defasında.

    şiirden bir bölüm şöyle:

    "yene o bağ olaydı, yene yığışarak siz
    o bağa köçeydiniz.
    biz de muradımızca felekden kam alaydık,
    size konşu olaydık.
    yene o bağ olaydı, seni tez-tez göreydim,
    keleme söz vereydim.
    her gün bir yeni neğme, her gün bir yeni ilham,
    yazaydım seher ahşam.
    arzuya bah sevgilim, tellerinden ince mi ?
    söyle üreyince mi ?

    yene o bağ olaydı, yene size geleydik,
    danışaydık, güleydik.
    ürkek bahışlarınla, ruhumu dindireydin,
    meni sevindireydin.
    gizli söhbet açaydık, ruhun ehtiyacından,
    kardaşından, bacından.
    çekinerek çoh zaman söhbeti deyişeydin,
    menimle eyişeydin.
    yene bir vuraydı, kelbimiz gizli-gizli,
    sen ey esmer benizli.
    .....
    yene o bağ olaydı, yene o kumlu sahil,
    sular öteydi dil-dil.
    saçın kimi kıvrılan, dalğalara dalaydım,
    dalıb ilham alaydım.
    endamını hevesle, kucaklarken dalğalar,
    kelbimde kasırğalar,
    fırtınalar coşaydı, kıskanclıklar doğaydı,
    meni hırsım boğaydı.
    cumub alaydım seni dalğaların elinden,
    yapışaydım belinden.
    heyalımız üzeydi, sevda denizlerinde,
    lepeler üzerinde,
    ilhamımın yelkeni, zerrin saçın olaydı,
    sular hırçın olaydı."
  • mikayıl müşfiq sadece 30 sene yaşamış olmasına rağmen en fazla saygı duyulan, ismi anılan 20. yüzyıl azerbaycan şairlerinden biridir. bence en güzel şiiri de stalin'in cellatları tarafından katledilmesine neden olan şiiridir. şiirde geçen ve katledilmesine neden olduğu söylenen mısralar şunlardır (ki başka sakıncalı mısralar da var aslında bu şiirde):

    "vaktiyle bir gölge dek hür yaşamak isteyen,
    bu insan oğlu bilsen,
    azatlık ülkesinde daha şad olacaktır.
    dünya tat alacaktır."

    aslında mikayıl müşfiq'in şiirlerinde kullandığı dil aynı hüseyn cavid'in eserlerinde olduğu gibi (ki o da gulag kampında ölmüştür) istanbul türkçesine çok yakındır. yukarıdaki mısraların da geçmiş olduğu "yine o bağ olaydı" şiirinde sadece üç-beş kelimeyi değiştirince aşağıdaki gibi bir şiir ortaya çıkıyor.

    yine o bağ olaydı

    yine o bağ olaydı, yine yığışarak siz
    o bağa göçeydiniz*.
    biz de muradımızca felekten kam alaydık,
    size komşu olaydık.
    yine o bağ olaydı, seni sık sık göreydim.
    kaleme söz vereydim.
    her gün bir yeni nağme, her gün bir yeni ilham,
    yazaydım sabah akşam.
    arzuya bak sevgilim, tellerinden ince mi?
    söyle, yüreğince mi?

    yine o bağ olaydı, yine size geleydik,
    konuşaydık, güleydik.
    ürkek bakışlarınla, ruhumu dindireydin,
    beni sevindireydin.
    gizli sohbet açaydık, ruhun ihtiyacından.
    kardeşinden, bacından
    çekinerek çoğ' zaman konuyu değişeydin,
    benimle didişeydin.
    yine aynı çarpaydı kalbimiz gizli gizli,
    sen ey esmer benizli.

    bu yaz bir başka yazdır, bu yaz daha da hoştur,
    vay o kalbe ki boştur.
    her ufukta bir heves, her köşede bir umut,
    insanlar daha mesut.
    duygular daha ince, fikirler daha derin,
    yürekler daha serin.
    insanların vakarı, talebi daha yüksek,
    yolumuzdan taş, kesek,
    temizlenmiş biraz da. ellerin keyfi sazdır*,
    bu yaz bir başka yazdır.

    yine o bağ olaydı, yine o kumlu sahil,
    sular öteydi dil dil.
    saçın gibi kıvrılan dalgalara dalaydım,
    dalıp ilham alaydım.
    endamını hevesle, kucaklarken dalgalar,
    kalbimde kasırgalar,
    fırtınalar coşaydı, kıskançlıklar doğaydı,
    beni hırsım boğaydı.
    dalıp alaydım seni dalgaların elinden,
    yapışaydım belinden,
    hayalimiz yüzeydi sevda denizlerinde,
    dalgalar üzerinde,
    ilhamımın yelkeni zerrin saçın olaydı,
    sular hırçın olaydı.

    bu ne güzel şiirdir, bu ne güzel manzara,
    gelin bakın hazar’a.
    çıkalım buzovna’da* küçük kayalıklara,
    seyre dalam bir ara,
    geceler ışıldarken, yıldızlar lale gibi,
    ışıklar jale gibi.
    saçılıp dağılırken etrafa damla damla,
    en yakın bir adamla*.
    ne güzeldir dinlemek suların nağmesini,
    tabiatın sesini.
    ne güzeldir dolaşmak, sıcak yaz mevsimleri,
    bu serin sahilleri.

    ne güzeldir sabahlar bizim büyük ruhumuz,
    aşıp taşan duygumuz.
    şeklindeki sulara bakarak lezzet almak,
    bu mavi şiire dalmak.
    dalgalar gibi kalkmak, dalgalar gibi inmek,
    bazen ürküp çekinmek.
    her dalga bir kişneyen ak yeleli at gibi,
    bizim bu hayat gibi.

    yine o bağ olaydı sevdalar ülkesinde,
    o söğüt gölgesinde.
    inci kumlar üstünde yine verip baş başa.
    yazı vuraydık başa*.
    günlerimiz geçeydi coşkun ferehler* gibi,
    dolu kadehler gibi.
    yapraklar arasından uzatarak elini,
    okşayarak telini.

    geceler tarayaydı saçlarını ay güzel,
    sen güzelsin, ay güzel?
    ellerinde ellerim, gözlerinde gözlerim,
    asılaydı sözlerim.
    gönlünün kulağından bir kızıl tana kadar,
    güneş doğana kadar.
    bu yaz dostlarım biraz bahtiyar olacaklar,
    can ciğer olacaklar.
    biraz da uzaklara açacaklar yelkeni,
    ruh yeni, hayat yeni.
    çıkacaklar gökleri aşarak döne döne,
    bulutların fevkine.
    uçacaklar sabaha, uçacaklar yarına,
    eter boşluklarına.
    vaktiyle bir gölge dek hür yaşamak isteyen,
    bu insan oğlu bilsen,
    azatlık ülkesinde daha şad olacaktır.
    dünya tat alacaktır.

    yine o bağ olaydı, yine yığışarak siz
    o bağa göçeydiniz.
    biz de muradımızca felekten kam alaydık,
    size komşu olaydık.
    yine o bağ olaydı, seni sık sık göreydim.
    kaleme söz vereydim.
    her gün bir yeni nağme, her gün bir yeni ilham,
    yazaydım sabah akşam.
    arzuya bak sevgilim, tellerinden ince mi?
    söyle, yüreğince mi?
  • dünyaya kuş misali konup göçmüş çok kıymetli şair.