şükela:  tümü | bugün
  • anadolu’da miletus şehrini kuran ve adını veren kahraman. apollon ile deione’nin oğlu. minos, onu kovunca anadolu’ya geldi ve miletus şehrini kurdu. menderes nehrinin kızı, kyane ile evlendi. ordan kaunos ve byblis adlarını taşıyan iki çocuğu oldu.
  • annesi deione(akakkallis), dedesi minostan korkup ormana bırakmasaydı, apollon cocugunu koruyup kurtlara emanet etmeseydi, cocuk kurt sutu emıp, kurtlar arasında yetişmeseydi, bir gun cobanlar tarafından bulunup insanlara alıştırılmasaydı, buyuyup delikanlı oldugunda dedecigi ondan suphelenmeseydı, kacmayacak ve mıletosu kurmayacaktı ve bızler de caesar 3 de bu verımsız resmedılmıs sehırle muhattab olmayacaktık.**
  • iyonya`nın en eski yerleşimlerinden birisine verilen ad.günümüzdeki adı milettir.demeter ve kore kültlerinin anadoludaki en önemli merkezlerinden birisidir.
  • aydın'ın balat köyü civarındaki ionia antik kenti. bildiğin bütün feylezofların, hatta komple felsefe'nin doğum yeri. hava, su, kaos üçgeninin ata-babalarının doğup büyüdüğü yer aynı zamanda.

    hava için; (bkz: anaksimenes)
    su için; (bkz: thales) ki muhterem tarihin ilk filozofudur.
    kaos için; (bkz: anaksimandros)
  • bilinenin aksine tıpkı ephesos ve smyrna gibi eski yunanca bir kent ismi değildir. batı anadolu'da hellen yerleşiminden çok daha önceye denk gelen, m.ö. 16. ve 14. yüzyıllara tarihlenen çivi yazılı hitit metinlerinde, hititçe "millavanda" olarak geçer. buna rağmen millavanda sözcüğü hititçe de değildir. bugün ulaşılan genel kabule göre millavanda, dolayısıyla milet ve miletos isimleri; anlamını çözemediğimiz luvice bir kelimedir ve kökleri m.ö. 3. binyıla dayanır.
  • aydın'ın didim ilçesinde yer alan iyonya antik kenti. miletos, anodolu'da su ana kadar bulunmus en büyük amfi tiyatroya ev sahipliği yapar.

    (bkz: thales)
  • didim'e yakın, felsefenin doğum yeri kabul edilen bu antik kent aynı zamanda ilk köle isyanlarından birine de evsahipliği yapmıştır. bertrand russell'ın da batı felsefesi tarihi'nde geçen bu ayaklanma sırasında köle sahiplerini ve ailelerini öldüren köleler yenildikleri zaman milet'in sokaklarında diri diri yakıldılar.
  • dorlar yunanistan'ı işgal ederken şöyle bir kehanetle karşılaşırlar: "ancak atina kralına zarar gelmezse yunanistan'ı fethedebilirsiniz"; bunu duyan son atina kralı kodros da üstüne başını değiştirip dorların kampına sızar, kamptaki birkaç kişiyi kızdırıp kendisini öldürtür, feda eder. yaa, görüyor musunuz, adam kendisini ülkesi için feda ediyor, günümüz mitolojisinde de krallar hava alanına tünel kazıyor dor istilası falan çıkarsa diye. eskimiz mitolojisinde bu bozkurt kralın bir tane de oğlu vardır, neleus adında, bu da dor istilası sonucunda milleti toplayıp anadolu'ya gider; miletos'un kapısından içeri girerler ve tüm erkekleri öldürürler, geride kalan karılarla da kutlama yaparlar.

    miletos'un yunan yerleşimi mitoloçiye göre böyle sağlanır.

    buranın karıları çok çekmiştir, daha önce troya savaşında esir alınmışlar, daha sonra da persler tarafından iyonya isyanında köle halinde satılmışlardır.

    hatta bakınız ploutarkhos bir hikaye anlatır: daima olduğu gibi; kırlar, çiçeklerle dolu neşe epizodunun toprak toprak saçılageldiği bir miletos günüydü o gün. o gün ki, göğün ve nefesin kadınlara karşı arsenik olduğu bir gün. ama işte hikaye anlatıyoruz ya, sıra dışı bir şey yaşanmasa olmaz tabii ki: birden kadınlar bu günde bir değişiklik sezer, kaotik duygulanımlar içerisinde olduklarını fark ederler, ve bunun ardından vuku bulan haliyetlerini açıklayabilecek tek terim 'kontrol kaybı' haline gelir. miletos'un elem kadınları iplere doğru koşmaya başlar. herkesin aklında şu soru: "ne bok yiyor bu karılar?" ah öğrenmeselerdi bu sorunun cevabını keşkem! her bir kadın tek tek kendisini asmaya başlar sayın dinleyiciler. hiçbir güç onları durduramıyordu, hepsi o an sadece kendisini öldürmekle meşguldü.

    tabii ki hikayemiz burada bitmiyor. yaşasa egon ronay'ın tat alma yetisini bozacak kalitesizlikteki şu törkiş restoranlarından söylediğim yemekten bir parça alıp devam edeceğim.

    evet, anlatıyorum. sadece kendilerini öldürmekle muşguldü bu manyak karılar, taa ki benim gibi üstün zekalı, kültürlü, komünyon benzeri ritüellerle bütünleşilesi beyaz atlı bir prens gelene kadar. bu aynı bana benzeyen beyaz atlı siyah fularlı prens tüm kadınları karşısına alır ve dizer, hepsine tek tek homeros'tan bir dize okur, bundan etkilenen kadınlar beyaz benin yanında kendilerini kurbağa gibi hissederler, "ölümü bile hak etmiyoruz" diyerek beyaz atlı prense dokunmaya çalışırlar, ama nafile! beyaz atlı pirensimiz gentile adımlarla "buona sera" diyerek uzaklaşır.

    tabii ki böyle olmadı ama bence daha mantıklı. esasında şöyle oldu, beyaz atsız prensimiz bir yasa teklif eder, der ki "kendini asan kadınları sokakta çıplak dolaştıralım". efenim bu saçma yasa kabul edilir, daha komiği ise kadınlar bunu duyunca intihar etmeyi bırakır. ölmüşsün dolaştırsalar nolur, bu karılarda genelde akıl yok diyorum inanmıyorsunuz bana.
  • müthiş bir şekilde haz aldığım bir mekan olmakla beraber son gidişimde insanların (maalesef ki bu kişiler kendi milletimizden) alan içerisindeki tarihi krematoryuma dışkıladıklarını gördüm. yani bildiğin sıçmışlar. nasıl bir zihin yapısıdır düşüncedir anlamak mümkün değil. sadece yazıklar olsun diyorum.