şükela:  tümü | bugün
  • akyuvarların varlığını sorgulamak ne denli anlamsızsa militarizmin varlığını sorgulamak da o derecede anlamsızdır .
  • bütün yurt sorunlarinin ancak ordu gücüyle çözülebilecegini öne süren siyasal ögreti..
  • eğer militarizm kavramı üzerinde çok yoğunlaşırız bazı soruları sormak gerekli oluyor:
    erkek çocukları için, asker kıyafetleri içerisinde, eli silahlı bebekler satılıyor. niye takım elbise giymiş bir, sivil vatandaş oyuncak olarak sunulmaz... böyle oyuncak bebekler var mı? barbienin erkek arkadaşı*tabii ki.
    niye ebeveynler ,erkek çocuklarına asker kıyafetleri giydirir...

    daha bunun gibi örnekler günlük yaşamdan sunulabilir ve daha sorgulayacı bir bakış açısı içerisinde militarizmin, günlük yaşamda kendini temsil edecek birçok ögeye bulaşmış olduğunu farkedebilirsiniz...
  • toplumsal sorunlari toplumlari oldurerek veya sekle sokup* rutbelendirerek cozebilecegine inanma ideolojisi.*
  • ayşe gül altınay'a göre sözcük ilk defa 19. yüzyılda anarşist pierre joseph proudhon tarafından kullanılmış ve kavramsallıştırılmıştır.
  • militarizm konusunda ayşe gül altınay tarafından yapılmış detaylı bir çalışmayı şu linkten okuyabilirsiniz: http://www.savaskarsitlari.org/…9713&arsivsayfano=1

    not: sitenin çökmediği ve belki de hacklenmediği zamanlarda tıklamayı özen gösterin.
  • * adalet sizin için ne ifade ediyor?
    - zaman kaybı.
    * peki ya din?
    - zayıflık.
    * ahlak?
    - tanımıyorum.
    * ya politika?
    - iğrenirim.
    * peki neye inanırsınız?
    - benim için bu dünyada iki şey önemlidir. birisi yurt sevgisi, diğeri de cesaret. gerisi boş(...)

    [cezayir'de fransız işgaline karşı 1945 -1962 arasında verilen 1.5 milyon cezayirlinin katledildiği hürriyet mücadelesi sırasında fransız ordusunda görev yapan ve birçok katliama, işkence hadisesine karışan general paul aussoresses ileyapılmış le monde'da yayınlanan kasım 2001 tarihli röportajdan bir bölüm.]
  • tarihçe ve tanım
    ordu kavramının fransızca karşılığı olan militaire (ingilizce, military) etimolojik olarak latince ‘askerlik ve savaşa dair’ anlamına gelen militaris’e dayanmaktadır. dolayısıyla, militarizm (fr. militarisme, ing. militarism) kavramını türkçe’ye orduculuk veya askercilik olarak çevirmek mümkün.(1) militarizm kavramı ilk olarak 1860’larda fransız anarşist düşünür pierre joseph proudhon tarafından kullanılmaya başlanmış; bu kavramın yüzyılı aşan tarihçesi bir yandan tarihsel olaylar, bir yandan da düşünsel gelişmelerle şekillenmiştir. tarihçi volker r. berghahn’a (1982) göre militarizm tartışmalarının önemli bazı referans noktaları şöyledir: 19. yüzyılda zorunlu askerlik pratiğinin gelişmesi ve yaygınlaşması, iki dünya savaşı, japon ve almanya’nın militarizm deneyimleri, liberalizm ve marksizmin farklı militarizm tanımlamaları, özellikle ‘üçüncü dünya’ ülkeleri bağlamında yürütülen ‘asker-sivil ilişkileri’ tartışmaları ve batı’da gelişen ‘askeri-sinai kompleks’. berghahn’ın 1980’lerin başında yaptığı bu listeyi güncellemek gerekirse, uzaya kadar uzanan silahlanma yarışı ve nükleer silahların yaygınlaşması (1980’ler), soğuk savaşın sona ermesi, feminist ve post-yapısalcı militarizm eleştirileri, israil-filistin çatışması ile amerika birleşik devletleri’nin küresel askeri hegemonyası eklenebilir.

    militarizm ve militarizasyon (veya militaristleşme) kavramları çoğu zaman eşanlamlı olarak kullanılmışlardır.(2) ancak, son yıllarda birçok yazar, ideolojik oluşumları incelerken militarizm kavramına, militarizmin yaygınlaşma ve kurumsallaşma süreçlerini incelerken ise militarizasyon (veya militaristleşme) kavramına başvurmaktadırlar (chenoy 1998, 101; enloe 2004, 219).

    militarizmin birçok tanımında ‘savaş’ ve ‘savaş hazırlığı’ ön plana çıkmaktadır. örneğin, michael mann’a göre (1988, 124) militarizm “savaş ve savaş hazırlığını normal ve arzu edilir bir sosyal etkinlik olarak algılayan tüm yaklaşımlar ve kurumsal oluşumlardır.” mann’ın tanımındaki ‘savaş hazırlığı’ ifadesi önemlidir zira militarizmin savaşlarla özdeşleştirilmesi, yalnızca savaş bağlamında düşünülmesi yanıltıcıdır. geçtigimiz yüzyılda militarizm üzerine en kapsamlı çalışmalardan birini yapmış olan tarihçi alfred vagts’ın (1959, 15)deyimiyle, “militarizm savaş zamanından çok barış zamanında gelişir.” başka militarizm tanımlarında, ordunun siyasal ve toplumsal hayatta etkin rol alması, sorunların çözümünde şiddet kullanımının meşru görülmesi, hiyerarşinin yüceltilmesi, erkekliğin şiddet kullanımı kadınlığın ise korunma ihtiyacı ile özdeşleştirilmesi gibi özellikler de vurgulanmaktadır (bkz: shaw 1991, lutz 2002, enloe 2004).

    militarizmin en genel tanımlarından birini avrupa tarihçisi michael howard (1976, 109) yapmıştır: “askeri altkültüre ait değerlerin toplumun egemen değerleri olarak algılanması.” bu ifade biraz daha genişletilerek militarizm, askeri değer ve pratiklerin yüceltilmesi ve sivil alanı şekillendirmesi olarak tanımlanabilir. ancak bu şekillendirmeyi tek taraflı, öznesi belli bir ilişkiyle sınırlı görmek yanlış olacaktır. askeri darbelerde olduğu gibi bazı durumlarda ordu veya askeri kesim militaristleşme süreçlerinde doğrudan etkin bir rol oynarken birçok başka durumda militarizm, öznesi/özneleri belli olmayan, sivillerin aktif katılımı ve rızasını içeren süreçlerle yaygınlaşır. bu tespitlerden yola çıkan araştırmacılar, son yıllarda militarizmi incelerken savaşlar ve askerler kadar ‘barış’ dönemleri ve ‘sivil’ pratikleri de ciddiye almaya başlamışlardır.

    ordu
    militarizm tartışmalarında ön plana çıkan başlıkları incelemeye geçmeden önce ordu ve militarizm arasındaki ilişkiye kısaca bir göz atalım. militarizm çalışmaları ile ordu çalışmaları birebir örtüşmemektedirler. orduyu bir kurum olarak merkezine alan çeşitli araştırma alanları vardır. bunların başında gelen askeri tarih, tarih disiplininin önemli bir alt dalıdır. alfred vagts’a göre askeri tarih militarizmi sorunsallaştırmak bir yana, orduların ve savaşların meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır (vagts 1959, 26)(3). bunun yanında 20. yüzyılın ikinci yarısında, orduya ilişkin kurumsal incelemelerde bulunan çalışmalar ordu sosyolojisi adı altında yaygınlaşmış; hatta bu alandaki araştırmaların bir kısmı bizzat orduların talebi ve desteğiyle gerçekleşmiştir.(4) vagts’ın askeri tarih için yaptığı gözlemin büyük ölçüde ordu sosyolojisi alanı için de geçerli olduğu söylenebilir.(5) bu alanda militarizm analizlerine çok ender rastlanması bunun en çarpıcı göstergesidir.

    siyaset bilimi alanında gelişmiş olan ‘asker-sivil ilişkileri’ tartışmalarında da ordunun son derece merkezi bir yeri vardır. ancak bu çalışmalarda genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları ve diğer askeri karar alıcıların siyaset alanıyla ilişkileri ele alınırken ordu kurumu üstdüzey subaylarla sınırlandırılır. orduların çoğunluğunu oluşturan erler ve ordunun iç yapılanması bu analizlerin dışında bırakılır.(6)

    militarizm çalışmalarına baktığımızda, bazı yazarların ordunun kendisini militarist bir kurum olarak ele aldığını ve orduların varlığına topyekün karşı çıktığını, başka yazarların ise orduyu devletin diger kurumlarından biri olarak değerlendirdiğini ve bu kurumun militarist ve militarist olmayan biçimlerde örgütlenebilecegini savunduğunu görürüz (bkz: shaw 1991). örnegin, tarihçi alfred vagts, sivil militarizm ile askeri militarizmi birbirinden ayırarak, askeri militarizmi, ordunun askeri çıkarlar değil askerlerin çıkarları yönünde hareket etmesi olarak tanımlamıştır (1959, 15). bu görüşe göre, ordu bağlamında militarizm ancak askeri çıkarlardan sapıldığı ölçüde geçerlidir. ordunun sivil hayata etki etmesi, askerlerin ve askeri değerlerin siyasette ve toplumsal hayatta yüceltilmesi ise sivil militarizm başlığında incelenmektedir.

    milliyetçilik: zorunlu askerlik, eğitim ve toplumsal cinsiyet
    son yıllarda yapılan militarizm tartışmalarında milliyetçilik merkezi bir yere sahiptir. milliyetçilik ve militarizm son iki yüzyılın kaderini tayin etmiş, bunu yaparken de birbirlerini tamamlamış, içiçe geçmiş ideolojiler olarak ele alınırlar(7) . bu ilişkiye iki ana eksende bakılabilir. birincisi savaşlar, ulus-devletler ve modern milliyetçilikler eksenidir. sosyolog charles tilly’nin (1985) gösterdiği gibi tarihsel olarak bakıldığında avrupa’da modern, ulusal devletin kurulması savaşlar sonucunda olmuştur. bu durum bağımsızlık savaşları sonrasında kurulan üçüncü dünya devletleri için de ulus-devletlerin doğduğu yer olan avrupa için de böyledir. bu yüzdendir ki belirli savaşlar (ve savaş meydanları) ulus-devletlerin simgeleri haline gelmiştir: marengo, austerlitz ve jena fransa’nın, trafalgar britanya’nın, 1812 zaferi rusya’nın, gravelotte ve sedan almanya’nın ulusal simgeleridir (howard 1978:9). türkiye için bu savaş sakarya savaşı’dır; daha geniş anlamıyla milli mücadele’dir. ancak türkiye cumhuriyeti’nin savaş sonrasında kurulmuş olması onu, çoğu zaman düşünülenin aksine, dünya üzerinde biricik ve özel kılmaz. hemen her ulus-devlet için savaşlar ve ordular kurucu bir rol oynamışlardır.

    milliyetçilik-militarizm ilişkisini anlamak açısından önemli ikinci bir eksen ise vatandaş orduları, zorunlu askerlik ve eğitim eksenidir. ulus-devlet anlayışı yeni bir orduyu ve savaşma biçimini de beraberinde getirmiştir: vatandaş ordusu (citizen-army). vatandaş ordularına ilk örneği fransa vermiştir. 19.yüzyılın başından itibaren fransa’yı örnek alan avrupa’da paralı askerlik üzerine kurulu imparatorluk orduları, yerlerini zorunlu askerlik görevine dayalı milli vatandaş ordularına bırakmaya başlamışlardır(8) . bu ordular uluslaşmanın hem sonucu hem de aracı olmuşlardır. sosyolog eugen weber’in (1976) deyişiyle, fransa’da köylülerin “fransız”a dönüşmeleri sürecinde askerlik ve eğitim merkezi rol oynamışlardır. her iki pratik de 18. yüzyıldan itibaren önce avrupa’da daha sonra (veya eşzamanlı olarak) başka coğrafyalarda özel alanlarından sıyrılıp belirli sınıfların tekelinden çıkmış, herkesi kapsayan (en azından niyet bazında) ve hatta “zorunlu” bir nitelik kazanmışlardır. yeni bir “disiplin” anlayışının geliştirilip uygulandığı bu iki kurum aracılığıyla, aynı üniformayı giyen, aynı dili konuşan, aynı marşları söyleyen itaatkar ve üretken bedenler (foucault 2000), milliyetçi ve sadık vatandaşlar yaratmak hedeflenmiştir (mosse 1993).

    ulus-devlet sisteminin gelişimiyle yaygınlaşmış olan zorunlu askerlik uygulaması toplumların ve uluslararası ilişkilerin militaristleşmesinde önemli bir rol oynamış (tolstoy 1905, vagts 1959), eğitim kurumları da bu süreçte etkin olmuştur. türkiye’de 1926’dan beri müfredatta bulunan zorunlu milli güvenlik bilgisi (eski adıyla askerlik) dersleri bu etkileşimin en çarpıcı örneklerindendir. benzer uygulamalar başka ülkelerde de görülmüş, eğitimin militaristleşmesi önemli bir tartışma alanı yaratmıştır (bkz: langdon-davies 1919, lutz ve bartlett 1995). eğitim felsefecisi john dewey, birinci dünya savaşı sonrası amerika birleşik devletleri’ndeki beden eğitimi derslerinin askeri eğitim amaçlı kullanılmasına karşı çıkmış, burada amaçlananın gençlerde savaşmayı teşvik edecek bir duygusal donanım yaratmak olduğunu savunmuştur (dewey 1990, 124). kısacası, zorunlu askerlik anlayışına dayalı vatandaş orduları ile ulus-devletler, militaristleşme ile uluslaşma, militarizm ile milliyetçilik modern dünyanın birbirini etkileyen, hatta şekillendiren kurum, süreç ve ideolojileri olmuşlardır diyebiliriz.

    zorunlu askerlik yalnızca "yurdun müdafaasına" yönelik bir uygulama değil, aynı zamanda erkeklerin ve kadınların devletle aralarındaki vatandaşlık ilişkisini belirleyecek (ve kadınlar asker olmadığı için farklılaştıracak) bir uygulamadır. bu farklılaşma, devlet eliyle yapılmış olması ve devlet kavramını toplumsal cinsiyet bazında biçimlendirmesi açısından toplumda yaşanan kadın-erkek farklılaşmasından ayrılır. bu yolla erkeklik-devlet-askerlik arasında güçlü bir bağ kurulmuş, "en kutsal vazife" olan askerlik yoluyla birinci sınıf vatandaşlık erkeklere bahşedilmiştir (bkz: enloe 1993 ve 2000, feinman 2000, altınay 2000). kadınların bu kurguda iki ayrı konumları vardır: kutsanan annelik (özellikle de asker anneliği) ve istisnai durumlarda savaşçılık(9) . bu konumlardan birincisi her kadın için her koşulda belirleyicidir. ikincisi ise izin verildiği ve ihtiyaç duyulduğu ölçüde mümkün olacaktır.

    militarizmin toplumsal cinsiyet bağlamında ilk analizlerinden birini 1938 yılında virginia woolf yapmıştır. günümüzde yapılan feminist analizler de woolf’la benzer bir çizgi izleyerek kadınların askerlik uygulamalarından ve savaşlardan dışlanmalarını sorunsallaştırırken çözümü kadınların da bu süreçlere katılmalarında değil, toplumsal hayatın, erkeklerin ve erkeklik anlayışının sivilleşmesinde aramaktadırlar(10) . bu anlayışa göre farklı biçimlerde de olsa militarizm, kadınlara olduğu kadar erkeklere de zarar vermektedir. birinci sınıf vatandaşlığın ve egemen erkeklik anlayışının askerlik ve savaşma üzerinden tanımlanması yalnızca kadınlar ve erkekler arasında bir ayrım yaratmaz, aynı zamanda sakat erkekler, eşcinsel erkekler ve vicdani retçiler gibi askere gitmeyen veya gidemeyen erkekleri de ikincil bir konuma indirger.(11) güney afrika’lı sosyolog jacklyn cock (1991, 91) erkekliğin şiddet ve saldırganlıkla özdeşleştirilmesini ‘zalim bir efsane’ olarak tanımlar ve şöyle devam eder: “birçok erkek savaşa kahraman olma umuduyla gider. oysa savaş, erkekleri her türlü bireysel özerklik, sorumluluk ve seçimden yoksun bırakarak onları iktidarsızlaştırır. askeri eğitim, sorgulamadan itaat etmenin öğretildiği bir çeşit sosyal programlama işlevi görür. savaşta erkekler kurta değil kuzuya dönüşürler; izler ve itaat ederler.” benzer bir analiz yüzyılın başında yazar leo tolstoy tarafından yapılmıştır. tolstoy’a göre (1905, 41) askerlik “içerdiği aşağılanma ve kaybın derecesi açısından eski zamanların kölelik koşullarıyla bile karşılaştırılamaz. ”

    ekonomi, güvenlik, ve uluslararası siyaset
    ekonominin militaristleşmesi 20. yüzyıl boyunca özellikle soğuk savaş döneminde gelişen ‘askeri-sinai kompleks’ bağlamında çok tartışılmıştır. bu alanda yapılan çalışmalar, militarizm-kapitalizm ilişkisinin kuramsal olarak irdelenmesinden, silah lobilerinin siyasete etkilerine, uluslararası silah ticaretinden savunma sanayiinin kalkınmayla ilişkisine kadar geniş bir alana yayılmıştır (bkz: shaw 1991). türkiye’de de son yıllarda gelişen bu çalışmalar, oyak’ın (ordu yardımlaşma kurumu) özel konumuna ve savunma bütçelerine dikkat çekmektedir (bkz: parla 1998, insel ve bayramoğlu 2004).

    militarizm bağlamında son yıllarda gelişen bir başka önemli tartışma ‘güvenlik’ kavramı etrafında dönmektedir. soğuk savaş döneminde yaygınlaşan ‘ulusal güvenlik’ anlayışı, soğuk savaşın bitmesiyle birlikte daha yoğun sorgulanmaya başlanmıştır. başta uluslararası ilişkiler disiplini olmak üzere sosyal bilimlerde yaygın olarak kullanılan ‘ulusal güvenlik’ kavramı bir yandan ‘kimin güvenliği?’ ‘ne tür güvensizliklerin pahasına?’ gibi sorularla yapısökümüne uğratılırken, bir yandan da yeni kavram arayışları ortaya çıkmıştır (bkz: weldes vd. 1999). uluslar veya ulus-devleti değil insanları merkezine alan ve gelir dağılımındaki eşitsizliklerden çevre kirlenmesine, cinsiyetçilikten ırkçılığa pek çok bağlamda ‘güvensizlik’ üreten süreçleri aynı anda sorunsallaştıran ‘insan güvenliği’ kavramı gerek akademik tartışmalar, gerekse siyasal yapılar (örneğin birleşmiş milletler ve avrupa birliği) düzeyinde yaygınlaşmaya başlamıştır. uluslararası hukukun gelişmesi de militaristleşmiş güvenlik anlayışının sivilleşmesine katkıda bulunmaktadır.(12)

    soğuk savaşın sona erdiği, güvenlik anlayışının sivilleşmeye başladığı ve uluslararası hukuk mekanizmalarının etkinlik kazanabileceğine dair umutların arttığı 1990’ların ardından dünya siyaseti tekrar hızlı bir militaristleşme sürecine girmiştir. 11 eylül 2001 sonrası amerika birleşik devletleri’nin başını çektiği oluşumlar önce afganistan (2001), sonra irak (2003) savaşlarıyla büyük yıkım ve kayıplara sebep olmanın yanı sıra uluslararası hukuk alanını ve birleşmiş milletleri işlevsizleştirmişlerdir.(13) artık birçok düşünür, dünya siyasetinin yeni bir ‘imparatorluk’ çağına girdiğini, bu yeni dönemin belirleyici özelliklerinden birinin ise gerek uluslararası gerekse ulusal ve yerel düzlemde yıkıcı bir militarizm olduğunu savunmaktadırlar (hardt ve negri 2001, chomsky 2003, johnson 2004).

    kısacası, militarizm gerek 20. yüzyılı gerekse günümüz dünyasını anlayabilmek için ihtiyaç duyduğumuz ana kavramlardan biridir diyebiliriz. böyle olmasına karşın bu kavramın yaygın olarak kullanılmaması düşündürücüdür. bunun çeşitli sebepleri olabilir. birincisi, feminist düşünür cynthia enloe’nun (2004) ısrarla vurguladığı gibi militarizm –diğer ideolojiler gibi- normalleştiği ölçüde etkin olur. içerdiği değerler ve varsayımlar normalleştikleri sürece sorgulanmazlar; hatta görünmez kalırlar. militarizmin yaygın ama militarizm analizlerinin seyrek oluşunun önemli bir sebebi militarizmin toplumsal hayat kadar entelektüel hayatta da normalleşmiş olmasıdır diyebiliriz(14) . ikinci bir sebep milliyetçiliğin gündelik hayatın ve kimliklerin şekillenmesindeki rolünde aranabilir. milliyetçiliğin birçok ifadesi militarizmi normalleştirme işlevi görür. örneğin türkiye’de zorunlu askerlik, vatandaşlık sözleşmesinin bir maddesi olarak değil, ‘ordu-millet’ teziyle, milletin özü olarak tanımlanmıştır. bu kültürelleştirilmiş askerlik kurgusu zorunlu askerliği tartışmayı zorlaştırmaktadır (bkz: altınay ve bora 2002). militarizmin anlaşılması ve eleştirilmesi yönündeki üçüncü bir engelin cinsiyetçiliğin yaygınlığı olduğu söylenebilir. militarist değerler ve pratikler (örneğin askerlik) erkeklikle özdeşleştirildiği ölçüde onları sorgulamak hakim erkeklik anlayışını sorgulamayı gerektirmektedir. feminist eleştirinin ve analizin gelişmesiyle birlikte militarizmin daha yaygın gündeme gelmesi rastlantısal değildir. son olarak, militarizmin görünür kılınması önündeki engellerden bir başkası muhalif siyasi kültürlerin militarizminde aranabilir. antimilitarizm yüz yıllık tarihi boyunca sağ siyasi hareketler kadar sol siyasi hareketler tarafından da yadırganmış, yok sayılmıştır. militarizm eleştirileri ağırlıklı olarak tek taraflı (egemen siyasete yönelecek şekilde) yapılmış, muhalif siyasi oluşumların militaristleşmesi çok ender sorunsallaştırılmıştır.(15)

    (1) türkçe’de bu kavramın neden militarizm olarak yerleştiği ve neden ordu veya asker kavramları üzerinden üretilmiş herhangi bir analitik veya eleştirel kavramın olmadığı tartışılmaya muhtaç sorulardır.
    (2) bazı tartışmalar çerçevesinde ayrışmışlar; örneğin, militarizm siyasal alanla, militarizasyon ise silahlanma ile özdeşleşmiştir (bkz: shaw 1991).
    (3) benzer analizler için bkz. scarry 1985, shapiro ve hayward 1996.
    (4) 1973 yılından beri çıkmakta olan journal of political and military sociology ordu sosyolojisi alanının ana yayın ayaklarından birini oluşturmaktadır.
    (5) uluslararası ilişkiler disiplini için de benzer eleştiriler yapılmıştır (bkz: weldes vd. 1999). şüphesiz aynı zamanda her iki alanda da militarizm tartışmalarına önemli katkılar olmuştur.
    (6) türkiye’de sivil-asker ilişkilerine dair burada bahsedilen zaaflara teslim olmayan nüanslı bazı analizler bkz. insel ve bayramoğlu 2004.
    (7) bu bölümdeki analizler daha önce yayınlanmıştır: altınay ve bora 2002. benzer analizler için bkz. altınay 1999, 2000, ve 2003; sinclair-webb 2000.
    (8) bu çerçevede yapılmış önemli bir çalışma için bkz. zürcher 2003.
    (9) bu istisnaların en çarpıcı örneklerinden biri dersim'in bombalanmasına katılarak dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan sabiha gökçen’dir (bkz: altınay 2000).
    (10) bunun yanında kadınların ordulara katılımlarının artması gerektiğini savunan ve ‘liberal feminizm’ olarak adlandırılabilecek bir akım da vardır.
    (11) türkiye’de de 1990’lardan bu yana bu ilişkileri sorunsallaştıran bir vicdani ret hareketi gelişmiştir (bkz: altınay 2004). 2005 yılında tutuklanan gay hakları savunucusu ve vicdani retçi mehmet tarhan üzerinden bu konu daha yoğun tartışılmaya başlanmıştır (bkz: www.bianet.org ve www.savaskarsitlari.org)
    (12) etkinliği henüz tartışmalı olsa da uluslararası savaş suçları mahkemesi’nin kurulması veya pinochet’nin başka bir ülkede tutuklanması gibi gelişmeler hukuki bağlamda insan güvenliğinin ulusal güvenliğin önüne geçmesi yolunda atılmış önemli adımlardır.
    (13) bu konuda yapılmış önemli bir çalışma için bkz. www.worldtribunal.org
    (14) türkiye’de militarizm olgusuna ilk dikkat çeken düşünürlerden biri taha parla olmuştur (1991 ve 1998). araştırmacı serdar şen’in çalışmaları da bu alandaki ilklerdendir (1996, 2000). birikim dergisi ve 2004’te ahmet insel ve ali bayramoğlu (2004) tarafından derlenen türkiye’de ordu kitabı, ordu ve militarizm çalışmalarının derlenip yaygınlaşmasına önemli katkılar yapmışlardır.
    (15) şüphesiz ki bunu söylerken antimilitarist analizlerin katkılarını azımsamak gibi bir niyetim yok. yalnızca, neden daha fazla yaygınlaşamadıklarını tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. türkiye bağlamında her türlü militarist oluşuma eleştirel bakan bir çalışma için bkz. ülker ve üsterci, 1998.

    ayşe gül altınay