şükela:  tümü | bugün
  • babaannem kendi köyünden neredeyse hiç çıkmamıştı. yan köyden insanlara pek güvenmez, onları pek sevmezdi. kendi köylüsü onun gözünde daha güvenilirdi.

    babam orta anadolunun bir şehrinde okumuştu. oturduğu şehirden neredeyse hiç çıkmamıştı. kendi şehrinden olmayanlara pek güvenmezdi. heleki çorumlulara, kayserililere... hemşerisi onun gözünde daha önemliydi.

    abim türkiye'de bir çok şehir gezdi. izmir'de doğdu, lise'yi ankara'da, ünivesite'yi istanbulda okudu. doğuya hiç gitmedi. gördüğüm kadarıyla tüm arkadaşlarıda türkçe konuşuyordu. türkçe konuşmayanları pek sevmezdi. kürtleri, yunanları, ermenileri, arapları pek sevmezdi. kendi milletinden olanlar onun için daha değerliydi.

    ben türkiyenin doğusundan batısına her yerini gezdim. kürtçe konuşan arkadaşlarım da oldu, ermenice konuşan da. üstüne uluslararası bir organizasyonda çalıştım üniversitedeyken. paris, lizbon, new york, beyrut, kahire, moskova... hepsine gittim. bir çok milletten insan görme şansım oldu. dünyayı çok iyi tanıdım.

    açıkça konuşmak gerekirse anasını siktiğimin yeşil marslılarından nefret ediyorum. hele ki andromedalılar... ulan bir canlı nasıl bu kadar şerefsiz olabilir? bir de siriusluları görseniz. amına koduğumun itlerinin taharet musluğu bile yok. götlerini lazerle siliyorlar. lan bok lazerle çıkar mı? ayrıca marslı diye bir millet yoktur. marslılar yörünge dünyalılarıdır. dünyalılar yörüngede tavla oynarken bir birlerine mars diye diye "marslı" ortaya çıkmıştır. yoksa tüm marslılar dünyalıdır.

    işte bu yüzden uzaylıları sevmiyorum sevgili kardeşlerim. dünyalılar benim için daha güvenilir, önemli ve değerli yaratıklardır. şunu unutmayınki dünyalının dünyalıdan başka dostu yoktur. yaşasın ooo * *

    yani uzun lafın kısası sevgili okur; milliyetçilik, insanların sadece etrafında gördüğü, konuştuğu, anlaşabildiği insanları insan zannetmesi; diğerlerini orospu çocuğu ya da orospu çocukluğuna meğilli sanmasıdır. * *
  • "milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. insan ırkının kızamığıdır.
    eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.
    emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum.
    ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi...
    benim anlayışıma göre, savaşta adam öldürmek cinayetten başka bir şey değildir.
    aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz.
    yalnız bir pasifist değil, militan bir pasifistim. barış için savaşmaya gönüllüyüm. insanların kendileri savaşa gitmeyi reddetmediği sürece hiçbir şey savaşı durduramaz."

    albert einstein

    edit: öyle bir milliyetçilik ki işte einstein falan tanımaz, anlamaz, kötüler durur. zevkle kabul ederim.
  • kimilerince cinayetlere baglanan ideoloji.

    oysa onlar bilmez ki, 60'larda, 70'lerde öldürülen ilk 10 kişinin 10'u da solcu, ilk 100 kişinin 76'sı solcu, ilk 1000 kişinin 721'i solcuydu. komünist katliam böyle bir şey iste.

    alevi oldukları için kahramanmaraş'ta öldürülen yüzlerce insanı katleden, cesetleri sunnet etmeye calisanlarin ideolojisi neydi.
    aynı katliamları her yerde sürdürenler kimlerdi?

    16 mart'ta istanbul üniversitesi ögrencilerine bomba atan kimdi mesela.
    gazi'de kahveleri tarayanlar kimdi
    abdi ipekçi'yi vuran kimdi....
    saysak kac bin ornek cikar acaba.

    kendini en onemli, en buyuk sayan, mozaik degil ulan mermer diye bagiran, ya sev ya terk et diye uluyanlar, kendilerini tek kilmak için baskalarini katlediyorlar. uc tane c isareti ciziyorlar duvara, cete, cehalet ve cinayeti simgeleyen.

    kanlı ideolojileri uzakta aramaya hic mi hic gerek yok.
  • gonulden inananlarin ve hayatlarini adayanlarin, irkimiza (edit:insanliga demek daha dogru olur) bulastirdiklari igrenc bir hastaliktir. eger siddetle savunuluyorsa, iki sekilde olsun:

    -pratik nedenler: komsu ulken fasist ve irkciysa, sen de kalkip onlara herkese davrandigin gibi davranmazsin, kendini korursun.

    -onemli olmayan, aliskanliklardan ileri gelen durumlar: turk mutfagini ustun tutmak, bunu bir tartisma konusu yapan ozellikle bir ingilizse onu odunla dovmek, hayat arkadasi secerken ruslari hintlilerden bir nebze ustun tutmak, zenci muziginden nefret etmek (hiphop), sarhos ve kusmakta olan yedinci sinif irlandali turistlere sempatiyle bakmamak, zenci muzigine hayran kalmak(caz), vs.

    bunlarin disinda yurekten inanarak kendi irkinin ustunlugunu iddia edersen, gunes dil teorisini bilimsel teori bellersen, uluslararasi politikayla ilgili tartismada retorikten oteye gitmeyen bos laflarla idare edersen, o guzelim noronlarina ihanet etmis olursun. sonucta irklarin ve milletlerin ustunlugu dogustan gelen birsey degildir. iklime, cografyaya ve bazi random olaylara bagli, neden sonuc iliskileri cercevesinde aciklanabilen hususlardir.

    ( zaten oyle olmasaydi, turk milliyetcileri epey ciddi ayarlara maruz kalirlardi. ne de olsa biz daha mal mal at ustunde dolasip ok atmaya baslamadan bin yil once, elalem sehirler kurmus, demokrasiye gecmis (tabii zamane demokrasisi, kadinlarin insandan sayilmadigi, seks icin bile ikinci sinif olduklari zamanlar) bir de utanmadan felsefe yapmis. o cok anli sanli cengiz hanin at surusu daha yaziyi bile 1100lerde mi ne aliyorlar, tipki ruslar gibi. kiclarinin dibinde cin uygarligi varken -edit: ki o uygarligin bir kismini da kisa sureligine yonetmisken (bkz: tembel enteller icin cin uygarligi ve hanedanlari) tarih nedir, karmasik kultur nedir bilmeden yasiyorlar)

    iklim ve cografya bitki ortusunu, salgin hastaliklari, hayvanlarin cesidini belirler ve buradan da tarima gecis, sehirlerin kurulmasi, yazinin bulunmasi, burokrasi gelisimi, duzenli ordularin kurulmasi, buyuyen sehirlerin uzmanlasmayi zorunlu kilmasi, kultur bilim sanattaki gelismeler hep birbirini izler.

    tarih bakip ovunulecek bir sey degil, hatalardan ve gelismelerden ders cikarmada kullanilacak en onemli aractir.

    dolayisiyla en yukarida belirtilen nedenlerin otesinde luzumsuz bir milliyetcilik duygusuyla yanip tutusan biri icin, bu hastaliginizin tedavisi soyledir: once biraz mantik dersi alinir, sonra dunya tarihi okuyup benmerkezcilikten kurtulunur. daha sonra matematik ve fizikle edinilecek bilimsel kafa yapisi, evrimsel biyoloji ogrenerek kullanilir. artik felsefeye haziriz. kitaplari ardi ardina devirirken, bir teleskop alip, astronomiye ve astrofizige merak salinir. evrende ne kadar onemsiz oldugumuz kavranir. bunlar yetmediyse teorik fizik imdadimiza yetisecek, kuantum muantum derken kendimizi sasiracagiz. artik turkculugun ve genel olarak her turlu milliyetciligin, pratik nedenler haricinde, bir bok ifade etmedigini gorecek ve sevincimizden ilk gordugunuz yunanliya borekler acacagiz.
  • "en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü; insan neden milyonlarca insanla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal, gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar."

    (bkz: arthur schopenhauer)
  • aynı coğrafyada yaşayan, dil ve din birliği tarzı vurgularla bütünlüğü perçinlenen majör insan aileleri kendilerine ortak bir kimlik oluştururlar (türk, ingiliz gibi). kendilerini bu ailelere mensup kabul eden insanlar kendi içlerinde birbirini tutarken, bir yandan da diğer insan aileleri ile çekişirler. çıkarları kesişen aileler birbirine düşman olurken, çıkarları örtüşenler ise devlet kurumları aracılığıyla iletişim kurup anlaşırlar. bu ortak çıkar antlaşmasını tanıyan ve bu geleneksel sözleşmeye sadık kalan kimse milliyetçidir.

    sosyalizm ile birbirlerine ilke olarak zıt dursalar da, çıkış noktasında her ikisi de kitlelere (halka/millete) yönelik bir politik akımdır. bireyler ikinci plandadır. zaten popülerliğini de bu sayede elde etmiştir. akım, dünyada fransız ihtilâli ile kıvılcımlanmış, faydalı ömrünü yaklaşık 150 sene gibi bir süre zarfı boyunca sürdürmüştür.

    19. yy başında dünyaya yayılan ırk/ulus bilinciyle birlikte, birbirlerine yakın yaşayan ve benzer etnik arkaplana sahip olan insanlar kendi aralarında gruplaşmaya başlarlar. böylece bunları tek çatı altında birleştirmekte başarısız olan ülkeler (imparatorluklar) bir bir bölünür. milletlerin çekişmesi 20.yy'da iyice kızıştığında bu durum dünya savaşlarına yol açar. savaşların ardından milliyetçilik düşüncesi sebep olduğu yıkım sebebiyle çağdaş batı dünyasında popülerlik kaybedip yumuşar. dünya çapında direkt sömürgeciliğin (kolonicilik) resmen son bulmasıyla da vazifesini tamamlar (bkz: antiemperyalist milliyetçilik).

    milliyetçilik, ulus-devletlerin elindeki en değerli manipülasyon aracıdır. ve bu aracı kendine "amaç" edinen bilinçsiz kesimi manipüle etmeye yarar. günümüzde halen tüm dünyadaki erken eğitim kurumlarında aşılanan başlıca dominant öğretidir. bu öğreti, devletin hükmettiği halktaki ortak değerleri ve ortak korkuları vurgulayarak onları bir arada tutma ve kendisine sadık bir birey yaratma çabasına hizmet eder. sonucunda ise bireylerin standartlaşması (bkz: tek tip insan), toplumdaki farklı öğelerin törpülenmesi (bkz: asimilasyon) ve toplumun dış dünyaya yabancılaşması/düşmanlaşması (zenofobi) gibi tatsız durumlara yol açar.

    ortaya çıktığı dönemde, monarşik yapıyı çökertme ve sömürgeciliği engelleme gibi devrimsel bir misyonu olmasına rağmen, günümüz versiyonunun temelinde taraftarlık güdüsü, sürü psikolojisi ve biat kültürü gibi insanî zaaflar yatmaktadır. bireysel bazda bu zaaflar, kendini gerçekleştirememiş * veya bu yönde bir umudu/isteği olmayan kimselerde gözlenir.

    bilinçsiz ya da imkan yoksunu olan birey, ait hissettiği kitle içerisinde kendi benliğini eritip din ya da milliyet gibi ortak bir kimlik içinde kendini ifade etme gereği duyabilir. milliyetçilik, bu bireyleşememe durumundan kaynaklanan kendine güven eksiği problemini, kibir, hırs ve nefret duygularını bileyerek tedavi eder. sanal bir ego pompası görevi görür.

    milliyetçi düşünce, halklar arası iletişimin kolaylaşmasının ve çok uluslu şirketlerin baskın politikasının* kaçınılmaz bir neticesi olarak nesilden nesle azalmaktadır, azalacaktır; ancak ne kadar marjinalleşse de, zannımca asla sonlanmayacaktır.
  • (bkz: george carlin)
    (bkz: it's bad for ya)

    - amerika'da hâlâ daha inanmanızı ve kabul etmenizi istedikleri şeyler var, şahsen ben bunlarla sorun yaşıyorum ve bu olayları sorguluyorum. örnek verecek olursak:

    adamın birinin arabasında bir yazı gördüm: "amerikalı olmaktan gurur duyuyorum." bu da ne demek şimdi? amerikalı olmaktan gurur duyuyormuş. ulusal ve ırksal gururu hiçbir zaman anlayabilmiş değilim. ben irlanda asıllıyım ve bütün dedelerim irlanda doğumlu, dolayısıyla tamamen irlandalıyım. ve küçükken aziz patrick günü kutlamalarına katılırdım. ve orada "irlandalı olmaktan gurur duyuyorum" yazan bir rozet gördüm. o rozeti hiçbir zaman anlayamadım çünkü biliyordum ki kolomb gününde (bkz: columbus day) "italyan olmaktan gurur duyuyorum" yazan başka bir rozet gördüm. daha sonra "gururlu zenciler" ve "gururlu porto rikalılar" geldi, ama ben hiçbir zaman etnik ya da ulusal gururu anlayamadım. çünkü bana göre gurur kendi başına kazandığın veya ulaştığın bir şeye ayrılmalı, doğum kazası sonucu oluşan bir şeye değil. irlandalı olmak bir yetenek değil ki, lanet bi genetik kaza! "1,60 olmaktan gurur duyuyorum" ya da "kalın bağırsak kanserine yatkınlığım olduğu için gurur duyuyorum" demeyiz ki? ne diye irlandalı olmaktan gurur duyasın ki? ya da italyalı ya da amerikalı ya da herneyse? bak, eğer mutluysan tamam, onu yap, arabana onu yaz: "amerikalı olmaktan mutluyum", mutlu ol, ama gurur duyma, yeteri kadar gurur var zaten. gurur düşüşten önce gelir. asla atasözlerini unutmayın tamam mı?

    şimdi de karşılaştığımız başka bir slogan: "tanrı amerika'yı korusun". bir kez daha kendime soruyorum: bu da ne demek şimdi? "tanrı amerika'yı korusun" mu? bu bir istek mi? talep mi? öneri mi? politikacılar her konuşmalarının sonunda bunu söyler, sanki bir türlü kurtulamadıkları bir sözlü tik gibi: "tanrı seni ve amerika'yı korusun" sanırım düşünüyorlar ki bunu söylemezlerse birileri onların kötü bir amerikalı olduğunu zannedecek. size tanrı hakkında küçük bir sır vereyim dostlar: amerika tanrının s.inde değil. umursamıyor. bu ülkeyi umursamıyor, umursamadı umursamayacak. bu ülkeyi moğolistan'ı, transilvanya'yı, pittsburg'ü, süveyş kanalını ya da kuzey kutbunu umursadığı kadar umursuyor. gayet de umursamıyor, tamam mı? dünyada 200 ülke var, bu insanlar gerçekten de tanrının oturup da en sevdiği ülkeleri seçtiğini mi zannediyor? neden böyle birşey yapsın? tanrının neden sevdiği bir ülke olsun? bi de hepsinin içinden neden amerika'yı seçsin? en fazla para bizde diye mi? ulusal marşımızı sevdiği için mi? bunlar saplantılı düşünceler, yanlış inançlar ve amerikalılar bu saplantılarda tek başlarına değiller. dünya çapındaki bütün askeri mezarlıklar tanrının onlardan yana olduğunu düşünen beyni yıkanmış ölü askerlerle dolu. amerika düşmanlarını yok etmek için tanrıya dua ediyor, düşmanlar amerika'yı yok etmek için tanrıya dua ediyor, birileri hayal kırıklığına uğrayacak! birileri lanet zamanını harcıyor. acabaa, herkes olabilir mi?

    insanlar "tanrı amerikayı korusun" demek istiyorlarsa desinler onların bileceği iş, beni bağlamaz, ama anlamadığım şey şu: eğer "tanrı amerika'yı korusun" diyorlarsa tahminen tanrıya inanıyorlardır. ve inanıyorlarsa da tanrının herkesi sevdiğini duymuş olmalılar. tanrı öyle diyor, herkesi seviyor ve eşit olarak seviyor. o zaman neden insanlar tanrıdan kendi öğretisine ters düşecek bişey yapmasını isterler ki? bu "tanrı amerika'yı korusun" insanları ne yapmalılar biliyor musunuz? şu çok deli olduklar isa kişisine danışmalılar. her zaman isa'nın ne yapacağından bahsederler. "acaba isa bu durumda ne yapardı?"... yapmak için öğrenmek istemiyorlar, öğrenmek istiyorlar ki başkalarına yapmasını söyleyebilsinler! size isa'nın ne yapacağını söyleyeyim, empire state binasının tepesine çıkıp "tanrı dünyadaki herkesi sonsuza kadar korusun" derdi. ve bu insanlar da bunu demeliler, ya da "tanrı amerikayı korusun" lafının gerçek bir anlamı olmayan boş bir slogan olduğunu kabul etmeliler. "bol şans!" gibi. "bol şans amerika! tek başınasın" ki bu gerçeğe daha yakın.

    şimdi de anlayamadığım bir yurttaş geleneği, belki anlamama yardım edersiniz: bir bayrağın önünden geçerken ya da hıyarın biri baseball sahasında ulusal marşı söylemeye başladığında kafandaki şapkayı çıkarmanı söylerler. bi şapkanın yurtsever olmakla ne alakası var? örtülmemiş bir kafayla kalbinde yaşaması gereken bir duygunun ne tür bir ilişkisi olabilir? diyelim ki kırmızı beyaz ve mavi bir şapkan var, ya da bayraktan yapılmış bir şapkan! neden bayrağı şereflendirmek için kafandan çıkarasın ki? kafanda bırakıp bayrağa doğru göstermez misin? ayrıca şapkaların ne kötülüğü var ki çıkarmamız lazım, neden donunu çıkarmayasın? ya da ayakkabıların, artık havaalanlarında diyorlar ki "ayakkabını çıkar, ulusal güvenlik meselesi!", öyleyse ayakkabını çıkarmak da gayet yurtsever bir davranış olabilir!
  • milliyetçilik bir ideoloji olarak teorik yanı en zayıf, ancak siyasal bir pratik olarak oldukça etkili bir harekettir. milliyetçiliğin diğer ideolojilerden farklı olarak, ünlü teorisyenleri, ideologları yoktur. her milliyetçiliğin kendine ait tarihçileri, edebiyatçıları, gazetecileri yani bir entelektüel/seçkin grubu vardır, bunlar milliyetçi ideolojiyi kuran yazarlar değil, çeşitli milliyetçiliklere rengini veren kalemlerdir. sosyal bilim, milliyetçiliği, milliyetçi metinlerden itibaren kavramaz, daha doğru bir ifadeyle, milliyetçilik sadece milliyetçi fikirlerden ibaret değildir. hatta milliyetçi fikirlerin anlaşılması milliyetçi fikirlere mesafeli olunmasıyla mümkündür çünkü milliyetçiliğin söylemiyle kendini gerçekleştirmesi arasında belirgin bir uçurum, gerginlik ve çelişki vardır. milliyetçilik tam da bu çelişkinin kendisinden itibaren kavranabilir.

    son iki yüzyıllık siyasal gelişmelerin temel çatısını milliyetçi ilkelerin belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. bu kadar belirleyici olmuş bir ideolojinin kendisinin oldukça amorf ve muğlak olduğunu saptamak ilginç gelebilir ama milliyetçiliğin kitlelere ulaşma gücünün arkasında bu muğlaklık yatar. milliyetçilik içi boş bir ideolojidir, içi boş olan bir şey, koşulların gerektirdiği her şeyle doldurulabilir. kendi başına var olan, sabit, evrensel nitelikli milliyetçi ilkelerden bahsetmek mümkün değildir. milliyetçilik her zaman bir "söylem koalisyonu" olmuş; liberalizm, muhafazakarlık, faşizm ya da sosyalizm gibi farklı ideolojilerin her birine eklemlenmekte zorluk çekmemiştir. hangi ideolojiyle ittifak yaptığına bağlı olarak, milliyetçi ilkeler de farklılaşmaktadır. dolayısıyla tek bir milliyetçilik yoktur, milliyetçilikler vardır.

    alıntı.

    kaynak: `19. yüzyıldan 20. yüzyıla modern siyasal ideolojiler`. istanbul bilgi üniversitesi yayınları, 2007, s.309.
    makale: inci özkan kerestecioğlu, kitabı derleyen: h. birsen örs

    milliyetçilik, "uyuyan güzel" ile başlayan, "frankeştayn'ın canavarı" ile biten bir öyküdür.
    k.r. minogue, nationalism, londra, batsford, 1967.
    (yukarıda sözü edilen eserde dipnot olarak kullanılmıştır)
  • teorisi hakkında hiçbir bilgisi olmayanların, eleştirdiği ideolojidir.

    aynı ezberlerden bir kurtulup bi kere çerçevenin dışına çıkıp açık fikirle bakılmasını tavsiye ediyorum.

    milliyetçilik denilen olgu aslında içgüdüsel ve bu yüzden sonuna kadar insani ve doğal bir düşünceyi yansıtır. bu yüzden gerçektir ve herhangi bir yanılsama içermez.

    milliyetçiliğe yönelik ontolojik soruların başında "x olmayı seçmedin ki x milliyetçiliği yapıyorsun, pekala y de olabilirdin o zaman y milliyetçisi mi olacaktın" sorusu gelmektedir. bu aslında şunu sormaktan farksızdır, "anneni sen mi seçtin ki anneni seviyorsun, annen başkası olsaydı bu sefer de onu sevecektin?" ee, yani? bundan doğal bi beklenti olabilir mi?

    çerçeveyi yavaş yavaş genişletirsek şöyle bakabiliriz.
    kişi kendisini dünyaya getiren, kafasını kaldırdığında ilk gördüğü kişileri anne ve babasını, onların kendisini yetiştirmek için girdiği mücadeleyi görüp onlara derin bir sevgi besler.
    bir adım geri çekilip bakarsa, bu sefer çevresindeki diğer insanları değer verdiği kimseleri eşini dostunu akrabasını görür. bunları dünyadaki diğer insanlardan başka türlü seviyor değer veriyor olması kimseyi şaşırtmaz.

    ve nihayet bir adım daha geri çekilip bakarsa, bu sefer kendisini yetiştiren bir millet olduğunu ve bir takım ortak değerler etrafında bu insanlar ile birleştiğini görür. bu küme insanlarını da dünyadaki diğer insanlardan başka türlü seviyor olması da başta söylediğimiz gibi, insani ve doğal bir yaklaşımdır.

    şimdi buraya kadar bir sorun yok, sorun insanların milliyetçilik anlayışını ırkçı tezlerle çürütme çabasında oluşuyor. milliyetçilik kavramsal olarak bir milleti esas almak zorundadır. yani ben "milliyetçiyim" demeniz bir anlam ifade etmez. "ben x milliyetçisiyim" dediğiniz anda, bizler hangi milletin milliyetçisi olduğunuz anlarız. işte burada x'i tarif eden şey, milliyetçiliği kötülemeye çalışanlara göre sadece bir ırkı tarif eder. oysa gerçek böyle değildir.

    millet'in oluşumunda etkili olan unsurlar vardır, bunları başlıca şu şekilde sıralayabiliriz;
    * ırk ve köken birliği
    * dil birliği
    * tarihi birlik
    * kültür birliği
    * ahlaki ve dini birlik
    şimdi, bunların tümü bir toplumda yaygın olurak görülürse biz ona millet deriz. ama bu demek değildir ki, o toplumu oluşturan tüm bireylerin o millete mensup sayılması için bunların hepsini haiz olması gereksin.
    yani bir kişi örneğin, etnik olarak yaygın gruba dahil olmayabilir, ama diğer unsurları ile yaygın grubun içindedir. bu onu millet tanımının dışına itmez. ya da başkası dini olarak yaygın gruba dahil olmayabilir, ama diğer özellikleri ile millet tanımının içinde kalır. yani millet dediğimiz şey bütüncül bir yapıyı tarif eder, milleti tarif eden özellikler her bir bireyde tek tek aranmaz, bunların toplumun genlinde yaygın olarak var olması beklenir.

    şimdi buraya kadar milliyetçiliğin bir hastalık olmadığını ve neden insani ve doğal bir düşünce olduğunu görmüş olduk.
    o zaman bir diğer soruya geçelim, milliyetçiliğin ne faydası var?
    kabile hayatı yaşandığı dönemlerden beri insanoğlu rekabetçi özellikleri ile öne çıkmaktadır. insanı gelişmeye yönelten şeylerin içinde, başka bir çok parametrenin yanında, toplumların birbirlerine üstünlük sağlama çabalarının ayrı bir yeri vardır. sadece insan için bile değil, diğer canlı türlerinde klanlar arasında bile bu üstünlük kurma çabası gözükür, bu açıdan milliyetçiliğin hayvani bir dürtü olduğu pekala söylenebilir, ancak insan sosyal bir hayvan değil miydi zaten.
    her neyse, işte bu rekabet gücü, yenilikçiliğe ve yaşam standartlarının yükselmesine ön ayak olmuştur. insan topluluklarının birbirlerine üstünlük kurma yarışı olmasaydı, acaba insanlık bu kadar gelişimi gösterebilir miydi? işte milliyetçilik aslında bu üstünlük kurma yarışından farklı birşey değildir. eğer siz hala milliyetçiliği başka milletlere olan nefret duygusu, kendi gibi olmayanları katletme amacı olarak anlıyorsanız kendinize bi reset atmanızı tavsiye ederim. belki burada başka bir başlığa geçmekte fayda var. (bkz: faşizm) şimdi burada o konuya girmeyeceğiz. sadece faşizmin bir yöntem olduğunu ve milliyetçilik ile kavramsal olarak hiç alakalı birşey olmadığını söyleyip devam edelim.

    milliyetçiliğin tarihi konusunda, yanlış bilinen genel kanı fransız ihtilali ile başladığı görüşüdür. pek tabi ki modern anlamda milliyetçilik fransız ihtilaline bağlanabilir ama, kökleri daha önce belirttiğimiz gibi çok eskilere kabile yaşantısına kadar uzandığı gibi, daha yakın dönemde örnek vermek gerekirse, göktürk devleti'nin türk adını kullanması, tanrılarına türk tanrısı adını vermesi, bağımsızlık isyanları ve milli alfabe oluşturma eğilimleri milliyetçiliğin kökenlerinin yansımalarıdır.

    sözün özü, "millet iyidir hoştur, millet sevgisi güzeldir, ama milliyetçilik kötüdür, öcüdür" anlayışı ayakları yere basmayan düşüncelerden ibarettir. bu buz gibi olmuş yemeği devamlı ısıtıp önümüze çıkartanlar siyasi modernistler ve onların küreselleşmeci politalarına karşı ayakbağı olarak gördükleri milliyetçiliği yok etme emelleridir.
    ama gerçek şudur ki, milliyetçilik dün olduğu gibi bugün de çok güçlü bir şekilde ayakta durmaktadır, ve hiç bir modern düşünce bunu yok etmeyi başaramayacaktır.
  • %90'ı kültürel kaynaklı cahil olan; demokrasi, hukuk, cumhuriyet, devlet, milliyetçilik, sosyalizm, faşizm, tarih, coğrafya, temel sosyal bilimler kavramlarının ne anlama geldiğini bilmeyen etnik bir grubu "bak milliyetçi değiller" şeklinde tanımlamak düpedüz sığırlıktır.

    ben istanbul'da kürt mahallesinde büyüdüm. bu ülkede 13 milyon kürt yaşıyor ve 8 milyon kürt seçmen var. 8 milyonun 4-5 milyon civarı sosyalist olduğu iddiasında olan bir partiye verdi oyunu bu seçimde. işte bu 4-5 milyonun içinden karl marx'ın adını duymuş ya da sosyalizmin ne olduğunu bilen 50 binden fazla kürt gösteremezsiniz bana. 50001. kürdü gösterin sözlüğe yazmayı bırakacağım.

    birileri, görünen 50 bin kişilik beyaz kürt mikro habitatına bakarak kürtlerin içinde milliyetçi bir yoğunluk olmadığından bahsediyor. geriye kalan 4.950.000 kişi arasında nasıl bir araştırma yaptın acaba?

    kürtlerle türkler arasında insani olarak biyolojik anlamda bir üstünlük-alçaklık iddiasında bulunmak beyinsizliktir. sorun kürtlerin ilkel kültürlerinde ısrar ediyor oluşu, değişime kapalı oluşu. ve sahip oldukları kültürün başka insanların haklarını gasp ediyor oluşu. ve emin ol eğer ben onlarca yıl o mahallede yaşadı isem biliyorum ki ırkçılık, kabilecilik, aşiretçilik de kürt kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır, bir kavga olduğu anda 10 mahalle öteden adam dövmeye gelirler, milliyetçiliğin de altında bir kültür seviyesindedirler. bu ilkel kültürü aşmış, çevresine zararı dokunmayan ve etnik kimliğine dair temel haklarını demokratik platformlarda barışçıl yollarla arayan azınlığı tenzih ederim. ayrıca "yaşasaydı 8-10 ypg militanı daha doğurup türkiye'nin başına iş açacak kadındı" yorumunu yapan kişi insan değildir. ancak bu adamın insan olmayışı kürtlerin ekseriyetle kabileci ve ırkçı bir kültüre sahip bir etnik topluluk olduğu gerçeğini değiştirmiyor. ve kültürler eleştirilebilir. kültürlere ilkel damgası yapıştırılabilir. mısırda kızların klitorisini kesen bir kültüre küfür etmek caizdir. berdelci bir kültüre sövmenin caiz olması gibi.

    yani böyle zırva tespitlere gerek yok; kürtler allahtan milliyetçi değilmişlermiş de bilmem neymiş. gören de hiç kürt görmedik sanacak.