şükela:  tümü | bugün
  • ikisi apayrı kavramlar olduğundan arasında çizgi yoktur.

    milliyetçilik batıdaki "nationalism" teriminin türkçe karşılığı değildir. millet ve milliyetçilik; ümmetten türeyen bir sözcük olarak topluluk "communitarianism" anlamına gelir. eğer nationalism'e vurgu yapmak istiyorsak cumhuriyet döneminde moğol çadırı sözcüğünden türetilen ulus ve "ulusçuluk (ulusalcılık değil)" terimlerini kullanmak daha doğru olacaktır. ya da öztürkçedeki haliyle "budun" ve "budunculuk" kelimeleri bile kullanılabilir. budun sistemi, klasik geleneksel çağda görülen, modern anlamdaki ulusçuluğa en yakın oluşumdur.

    ulusçuluk temelde teorik olarak objektif ve subjektif olarak ikiye ayrılır. objektif ulusçuluk nazi almanyası'nın yaptığı şeklidir. bu akımda çok daha belirgin özellikler ulusçuluğa kaynak teşkil eder örneğin; ırk, kan ve genetik benzerlikler ve bu düpedüz ırkçılıktır. bir bağlamda diyebiliriz ki objektif ulusçulukla ırkçılık arasında ip ince bir çizgi vardır ve bu çok rahat aşılır. çünkü kapsayıcı değildir, kendinden olmayanı daha doğrusu kendine gerçekten benzemeyeni reddeder.

    subjektif ulusçuluk ise fransız ulusçuluğu'dur ki teori babası ernest renan'dır (sümerler ve türkler arasında dil bazında bağlantı ortaya çıktığında, sümerler turan orijinli bir medeniyettir tezine sert şekilde karşı çıkmıştır. buna müteakip bu tez, sümerler ne hint avrupalı ne de asyalı bir medeniyetti şeklinde değiştirildi). bu tip ulusçulukta daha çok dil ve kültürün etrafında gelişen oldukça öznel değerler göze çarpar ve bir o kadar da kapsayıcıdır. kültüre aidiyetinizi bildirdiğiniz an o ulusun mensubu olabilirsiniz. bugün bu ulusçuluk tipi "pasaport ulusçuluğu" halini alan bir yapıdadır. örnek olarak fransa'ya baktığımızda, kimlik ve ulus tanımı tamamen "fransız kültürü'dür". 1924 anayasası'ndaki kimlik tanımı da buradan esinlenilerek göre yapılmıştır.

    edit: iş bu başlık, sahibi tarafından terkedilerek başıma bırakılmıştır.
  • milliyetçilik yüzyıllarca dini bir kimlik gibi algılama yanılgısına düşmüş ve bu uğurda nice kanlar dökmüş bir düşünceye mantıklı ve gerçek alternatiftir. birleştiriciliği dinde değil milliyette arayan insanlardan korkan din adamları özellikle gerçekten devrim olarak niteleyebileceğimiz ikinci meşrutiyetimiz-hürriyet- ilan edildiği sırada meşrutiyeti şiddetle bastırmakla meşgul iran'daki din adamlarının milli devlet korkusundan çok açık bir şekilde görülebilir. mesela şöyle bir kaynağı okumak lazımdır.
    uyar mazlum, 2008, iran’da modernleşme ve din adamları – meşrutiyet örneği, emre yayınları, istanbul, 331s.

    ırkçılık ise cahilliktir. ister adem'den olalım ister evrimin tezahürü farketmez. sonuçta köklerimiz bir iken böyle bir düşünce cahillik oluyor maalesef.
  • bizim tatlı su solcularımızın maalesef aradaki farkı anlayamama sorunu devam etmekte dostlarım milliyetçilik,bir ırkın üstünlüğünü içermez veya faşizm,baskı veya birilerine saldıracak kadar paranoya falan gibi şeyleri desteklemez bunu bilin yeter eğer derseniz ki ülkücüler falan diye,o adamlar lise çıkışlarında sen reise ne dedin,kalkın burası bizim yerimiz falandan öteye gitmeyen mafya özentisi adamlardır ve milliyetçilikle alakaları yoktur eğer gerçek milliyetçi görmek isterseniz uğur mumcu,atatürk ve aziz sancar gibi adamlara bakmanızı öneririm nihat doğan ne kadar sosyalistse o ülkücü dediğimiz barbar sürüsüde o kadar milliyetçidir.
  • laksatif etki ile pürgatif etki arasındaki çizgiden kalın değildir. ilkinin bilinçsiz uygulanması ikinciyi doğurur; halbuki kafayı kullanarak kabızlığın önüne geçilebiliyor, fark atıp ishal dahi olunabiliyor bugün. hülasa dikkat edilirse ikisine de gerek yoktur.
  • ölen masum bir kişinin kendi milliyetinden olmasindan dolayi uzuntun artiyorsa milliyetçi, ayni şekilde masum olan ama baska milletten olan birisi oldugunde seviniyorsan ırkçısındır.
  • biri organik milliyetçiliktir. etnik kimliği vücudunuza yükler. mesela tahtakale'de gezerken senin benim kadar akıcı türkçe konuşan bir zenciye bakıp onun türklüğünü sorgulamak buna örnektir.

    diğeri kültürel milliyetçiliktir. etnik kimliği hareketlerinize ve karakterinize yükler. mesela amsterdam'da gezerken bir kebapçıda gördüğünüz tüm müşterileri türk zannetmek buna örnektir.

    ikisinde de yaptığınız şey insanlar arasında ayrımcılıkdır. ikisi de ayırmak için vardır, birleştirmek için değil.

    ve ikisinin de modern alternatifi mevcuttur:

    (bkz: patriotism)
    (bkz: vatandaşlık)
  • patriotizm yetersizdir ve birleştirici değildir. paralı ordulara, kralcılığa, feodallliğe dönüştür bence.
    yani şehri başka bir ülke işgal ettiği anda yaşasın yeni kralımız veya zito venizelos diyeceğiz. askerliği milli değil, devlete yönelik bir vazife olarak göreceğiz. bir toprak parçası veya aidiyet duygumuz olmayacak. bizi kim idare ediyorsa ona kulluk edeceğiz. bizim işimiz sadece günlük ekmeğimizi temin olacak ve iktidar birkaç aristokrat yahut plutokratın canı sıkıldığı zaman oynadığı bir oyun masası olacak. canları sıkıldığı zaman bir yere saldırıp kan akıtacak ve biz de devletin paralı iti olarak vazifemizi yapacağız.
    halbuki milliyetçi için toprağın da, vatanın da kültürel-manevi bir anlamı vardır. insanları birbirine bağlayan ortak bir bağ olması lazımdır. bunları gözardı etmemek lazımdır.
    din ise özellikle ortaçağda bir takım zorlamalarla böyle bir bağı temin etmiş olsa bile aslında bir gönül ve vicdan bağı olduğu için şahıslar nezdinde fikir olarak antitezlerine, karşıtlarına, düşmanlarına karşı gerçekte yeterli ve etkili bir bağ değildir. nitekim rousseau bunu toplum sözleşmesi isimli kitabınının sonunda açık açık anlatmıştır. savaşa kazanmaya yönelik bir inançla giden biri ile şehit olmaya giden bir dindar arasındaki farkı güzelce anlatmıştır.
    vatansever için herhalde en güzel kıyaslama ikinci dünya savaşı cephelerinde ölümlerden kat kat fazla zayiat veren, veya taraf değiştiren yüzbinlerce sovyet askeri örnek gösterilebilir. suni bir sovyet ismi için kimse koşa koşa ölüme gitmez.
    bizim ikinci meşrutiyet devrimimiz de bu vatancılık düşüncesinin ne kadar içi boş olduğuna en büyük delillerden biridir.
    nitekim hürriyet, müsavat, adalet, uhuvvet gibi fransız devrim sloganları asla milli bir kavram olmayan osmanlılık için kullanılmıştır. bulgarı, rum'u şusu busu aynı kubbenin altında hepimiz osmanlıyız gibi içi boş söylemler kullanılmıştır. ve nihayetinde maateessüf ki hepsi boşa çıkmıştır. böyle bir patriot bilinci kabul etmek açıkça söylemek gerekirse bizi bölecektir.
    bu vatanda hepimiz türküz diyebilmeliyiz. kökümüz ne olursa olsun. şahsen yunan mubadilleri ile akraba olarak soyumda rum ya da bulgar olmadığının ya da yahudi'nin, kürt'ün olmadığını garanti edemem. bütün bu farklılıkların araştırılması öğrenilmesi güzel bir şeydir. ama ayrı bir ortak bilinç haline gelmesi bence birliğin de mahvolması anlamına geliyor.
  • bu cizgi o kadar incedir ki zaman zaman milliyetciler (ya da ulusalcilar mi diyelim) bile cizginin oteki tarafina gectiklerinin farkina varmazlar.
  • çizgi o kadar ince değildir, sorun sizin algılarınızda...
  • akp'nin kırmızı çizgileri gibidir. yok hükmündedir.