şükela:  tümü | bugün
  • güzel bir başlık. ne yazık ki türkiye'de hiç bir mimarın ne umrunda olan, ne de hakkında en ufak bilgi sahibi olduğu bir konudur. onlar ancak alman standardizasyon kitaplarındaki bir canlının yaşayabileceği minimum alanlara göre tasarım yaparlar. veya işte eline kağıt kalem alıp hımm ne çizsem acaba diye düşünen bir çizer gibi kafalarına göre bina çizerler. ne kadim geometri hakkında, ne geometrik formların insan psikolojisine yaptığı etkiden haberdardırlar. mimarlık öğrencilerine kızamıyorum, sonuçta hocaları 1900lerin başlarındaki mimarı akımlara takılı kalmış bildiğin nato kafa nato mermer adamlar. bu daha en iyisi, yani kıytırık üniversitelerin hocalarını düşünmek bile istemiyorum.

    neyse bu taşlama kısmını geçersek mevzu hakkında söylemek istediklerim var, aslında benim söylemek istediklerim biraz psikoloji ve algı üzerine, ama bu algı davranışı da etkilediği için konuyla ilgili olur diye düşünerek yazmak istedim;

    insan gözü gördüğü şekilleri sadece analitik olarak algılamıyor. örneğin şu an ekrana bakıp evet bu bir monitör diyor, bunu şekilsel olarak algılıyor, ama bundan sonrasını da yapıyor. bütün mekanı bütüncül olarak çizgisel olarak lekesel olarak algılıyor ve bu algı onun beyninde bazı tetiklemeler yapıyor. örneğin şimdi oturduğum yerde kafamı sağa çeviriyorum 3 metre yükseklik ve köşeden köşeye 4-5 metre boyunca boydan boya pencereler, kapı ve balkonum var. yani yukarıdan aşağı doğru dikey çizgilerin yoğunlukta olduğu bir manzara var. bu dikey çizgiler balkon demirinin ve pencere kesitlerinin yatay çizgileriyle bölünüyor. aynı zamanda pencerelerin üstündeki kesit de pencereleri yatay olarak bölüyor. sonuçta silüet olarak en üstte bir tanesi uzun 3 yatay dikdörtgen, bunların altında en solda ve en sağda pencere ve kapının oluşturduğu 2 dikey dikdörtgen ve bir büyük kare, en altta da yukarıdakinin aynısı olan 3 yatay dikdörtgen görüyoum. beynim aslında ilk olarak bu geometrik formu görüyor. daha sonra bunları analiz edip(tabi ki çok çok küçük bir zaman diliminde) bunlara pencere kapı cam vs olarak algılıyor. yani beyni çok analitik çalışmayan, objeleri analiz edemeyen bir canlı için aslında görüntü sadece bu geometrik formdan ibaret.

    bu geometrik etkilerin en yoğun uygulandığı yerler dini yapılar ve tapınaklardır. tabi akpli müteahhitlerin yaptırdığı tırt camiler değil kastım, kadim bilgiyle yapılmış mabetler. örneğin irandaki nasır el mülk camisine bakalım. şimdi bu manzarayı gören bir insanın beyninde tabi ki çok farklı tetiklemeler yaşanacaktır. buna bakarken kafası karışacak, içinde saygı ve korku belki neşe gibi duygular uyanacaktır. buralarda artık dikey ve yatay çizgiler/formlar çok daha küçük çizgi ve formlara sınırları belli bir harmoni/uyum eşliğinde bölünmektedirler. böylelikle mimarinin kendisi vahdeti vücut'u işaret etmekte(hepsi birden bir bütünü oluşturan ama ayrı ayrı da bağımsız kendini tekrar eden formlar), burayı gezen bir kişinin algısında da bu imajıı tetikleyecektir.

    gurdjieff meetings with remarkable men kitabında semerkand ve buhara'daki bugün bile belki hala bilinmeyen, veya artık yıkılan yok olan bazı kadim mabetleri gezdiğinden bahseder. anlattığına göre bu mekanlar kadim mimarinin sırlarını bilenler tarafından yapılmıştır ve mekana girildiğindeki psikolojik etki öylesine güçlüdür ki, içeriye girildiği an ağlamaya başlanmaktadır.

    çünkü bu formların insanların psikolojisi üzerine etkileri vardır. örneğin yuvarlak formlar insan üzerinde daha şefkatli ve sevgi dolu etkiler yaparken köşeli formlar tam tersi etkiler yaratır. sonuç olarak hepimiz annemizin memesini emdik ve o yuvarlak form o zamandan beri aklımızda kaldı. ama hepimiz köşeli bişeye çarptık düştük yaralandık vs. nasıl ki erkeksi hatlar köşelidir ve yuvarlak hatlar kadınsıdır , geometrik formlarda da aynı şey geçerlidir. mimar, kendi isteğine göre bunları şekillendirebilir. örneğin yuvarlak köşelerin arkların vb çembersel formların çok olduğu bir mekan insanı rahatlatacak bir mekan olacaktır, ki osmanlı camilerini buna örnek verebiliriz. mesela devlet daireleri sürekli dikey çizgilerin, ızgara ızgara formların olduğu insanın içini daraltan maskülen/erkeksi formlardır.

    bu anlattıklarıma paralel şöyle bir site buldum, http://www.design-skills.org/…chology_of_forms.html

    tabi bu yazıklarım işin geomterik silüet tarafı. bu işin bir ayağı. diğer ayakları örneğin mekansal boşluklar. mekan ne kadar dar, ne kadar geniş... mekana gelen ışık, bazı yerler karanlık bazı yerler aydınlık, bazı yerler loş. buralara güneş nasıl geliyor, yoksa içeriden mi aydınlanacak vs. içerinin akustiği nasıl olacak? malzemenin yansıması, ağırlığı, dengesi de çabası. görüldüğü gibi sonsuz kombinasyonu olan bir düzenleme. ve bunların her birinin ayrı ayrı psikolojik etkileri var. örneğin kiliseler loş iken camiler aydınlıktır.

    mimari sadece taşları üst üste koyup duvar örmek değil. ışığın, renklerin ve formların uyumla bir araya gelmesiyle oluşan ve bunun içinde kullanılan malzemenin bilgisinin(statik vs) de dahil olduğu bir sanat dalı. bütün sanat dallarında olduğu gibi sadece analitik bilgiyle üretilecek bir "şey" değil, duygularla, hislerle yapılması gereken bir iş. ne yazık ki mimarların çoğu yaptığı işi taş üstüne taş koymak olarak algılıyor, ve yaptıkları işlerin %99,9'u da yukarıda bahsettiğim alman veya amerikan standardizasyon kitaplarından arak (bkz: neufert).

    sonuç olarak önemli bir konudur mimarinin insan davranışına etkisi...
  • türkiye'de pek olumlu bir etki göstermiyor malesef. çünkü yapıların nasıl olacağını mimar ve kullanıcılar değil devlet ve sermaye sahipleri belirliyor. size sadece 30 katlı bir apartmanda çekmece gözü gibi bir kutu veriliyor. haliyle insanlarda oraya aitlik, orayı sahiplenme hissi mümkün olmuyor.

    aşağıda türkiye'de yapılan, üstelik mimari yarışma açılan bir kreş projesinin durumunu görüp neden türkiye'de mimarlık yapı(a)lmayacağının en gerçekçi örneğini görebilirsiniz.

    bu yarışmada 1. olan proje

    yapılan proje ise bu şekilde
  • insan mı yapılara şekil verir yoksa yapılar mı insanlara, paradoksunu da içeren etkilerdir.
    doğrusu önce bizler yapılara şekil katarız, sonra yapılar bizi biçimlendirir.
  • mesela penceresiz, gürültülü bir avm düşünün. ki zaten öyleler...
    yerlere döşenen karoları çapraz ve dalgalanan biçimde yerleştirilmiş olsun. üstelik bir de daha keskin algılanması için siyah-beyaz tercih edildiklerini hayal edin.
    binanın şekli de yer biçimi-arsa-enteresan olma çabası vs sebeplerle bilinen bir geometrik şekilde olmasın.
    tüm bunlar yetmezmiş gibi girişini de -2 kat aşağıda 3 tur attığımız karanlık park yerinden yapalım...

    omurgalı canlıların ortak özelliklerinden biri tehlike algıladıklarında göz teması kurma ve ardından ters yönde uzaklaşmaktır.
    bunun aksi bir istisnai davranış sözkonusu değildir ve omurgalı birey yön algısı karıştığında diğer herşey yolunda gidiyor olsa bile anlamsızca huzursuzlanır, o bölgeyi terketme davranışı sergiler.
    işte rota çizme duygusunu karıştıran kapalı, gürültülü, şaşırtıcı zemin renkleri ile dizayn edilmiş alanda bir omurgalı olan insan memelisi fazla vakit geçirmek istemez.

    nice alışveriş merkezleri sırf bu yön duygusunu bulandırması sebebi ile hemen yanındakine göre anlamsızca boş kalıyor...
    ondan sonra davranışçı, reklamcı, halkla ilişkilerci bilmemne ağzı süt kokan, ancak 1-2 bilemedin 3-5 bin yıllık geçmişleriyle bol laf/az deneysel veriye dayanan bilim dalları izaha uğraşıyorlar mimari ile davranışın korelasyonunu...
  • çocuklar üzerine olan etkisini bu ted konuşmasındaki videodan da izleme şansınız olan mimari tasarım.
  • avrupa'dan neden daha fazla sanatçı çıktığının sebebidir...

    adamların köyleri bile düzgün, herhangi bir avrupa şehrinde, şehrin merkezinde 30 dakikalık bir tur atan ne dediğimi anlar, o güzelliğin içinde yetişen kişi de doğal olarak düzgün şeyler yapıyor...
  • direkt alakası olduğunu düşünüyorum.

    şu binaya giren öğrenci ile şu binaya giren öğrencinin hissiyatı aynı olabilir mi sizce?
  • kullanilan malzeme, renk, form, aydınlatma, doğal havalandırma vs... bunların her biri kullaniciyla yapi arasındaki ilişkiyi doğrudan şekillendiriyor. lakin oraya gelene kadar katedecegimiz çok yol var.

    öncelikle; (bkz: gated community)
    birkac ev yapalim, etraflarina boyumuzu asan duvarlar orelim. kuaforunden marketine her şeyi de tikistiralim duvarlar arkasına. güvenli yasam teranelerine girmeyecegim, herkesin hassasiyet boyutu farklı. ancak kendi adima sunu diyebilirim; yanlis hatirlamiyorsam michel de montaigne'in bir sözü vardi: "kapilari kilitlemek sadece hirsizlari tahrik eder." iste bu gated communitylerin etrafimizi sardigi kentte, sokak diye hicbir özelliği olmayan beton setlerin arasında yuruyoruz.

    belirtmeden geçemeyeceğim, bir ara eğitim yapilarini çevreleyen duvarlarla, parmakliklarla, döşenen dikenli tellerle bozmustum kafayi. "and our schools look like prisons / and our prisons look like malls"*
    neymiş efendim, cocuk okuldan kacmasin. eğer bir çocuğu okulda tutan şey dikenli tellerse, zaten duvar orup, tel doseyene kadar konusmamiz gereken çok daha ciddi sorunlarimiz var demektir. ben bunun farkinda olarak son derece rahatsız bir sekilde gidip geldim okula. umursamayan çocukların psikolojisine, bilinçaltına işlemiyor mu peki? simdi bu çocuk nasil okulu sevsin? hele de tam protest caglarindaki lise öğrencileri.

    bir diğer iç yarasi; copy-paste toki konutları. bu modern zaman hapishanelerinin içinde kisisel muebbetimizi yasiyoruz adeta. her yer ayni, hicbir şahsiyet yok, robotlastiriliyoruz. tarlabasi, sulukule yok ediliyor yerine kent hafızasinin yedi ceddine sovercesine basmakalıp binaları serpistiriyorlar. buna da kentsel dönüşüm diyorlar. bu mevzu daha da cok su götürür.

    velhasilkelam, derdim büyük. sıkıntı ondan da büyük.
  • cok guzelce yazilmis bir makalede ele alinan durum.

    okuyun, okutun.