şükela:  tümü | bugün
  • senelik 250 lira ödeyip üyesi olduğunuz kurum olmasına karşın, bu kuruma üye olduğunuza dair sizden bir a4 belgeye 50 lira isteyen oluşum. mimarlığın ve mimarların tartışılması gereken meseleleriyle zerre alakaları yok. varsa yoksa dişe tırnağa dokunmayan, tamamen bağnaz politikalar güden eylemler.

    -- 'yeni mezun mimar 1500 lira alıyormuş? - bize ne canım, biz onlardan senelik aldığımız paraya bakarız. aidatlarını yatırsınlar yeter.'

    -- 'genç mimarlar piyasada yer edinemiyormuş? - amaan ne önemi var, proje yarışmalarına falan girerken gelip bizden 50 lira karşılığında belgelerini alsınlar da. hiç olmazsa şu açacağımız on bininci çok önemli davanın parası çıksın.'

    -- 'mimarlar ücretsiz fazla mesai mi yapıyormuş? - ama piyasa böyle azizim, herşeyi de mimarlar odasından bekleyemezsiniz ki :( '

    -- ' acaba mimarlar odasının yönetimi değişse ve daha çok meslek odaklı hale getirilse nasıl olurdu? -akpli yobazlaar, hepiniz odanın düşmanısınız, tek derdiniz odayı bitirmek!!!!1!!1! '

    yukarıdaki dört dialog da gerçek kişi ve olaylardan kesitler. mimarlar odası yıllardır aynı zihniyette, aynı kişiler tarafından yönetiliyor. olası bir muhalefete karşı tavırları, akp'yi bile geride bırakacak sığlıkta ve çirkinlikte maalesef. olan tabii mesleğine bir şekilde tutunmaya çalışan genç meslektaşlarımıza oluyor.

    ölse üzülmem derler ya; mimarlar odası mimarlar için tam da öyle şu sıralar. sonsuza dek açılmamak üzere kapatılsa; mimarlar olarak kaybedeceğimiz hiçbir şey olmayacak. o yüzden 'mimarlar odasının elinden yetkileri alındı, akp hükümeti bizi bitirmek istiyoor, direntmmob :( ' diye hiç ağlamasınlar bir zahmet. ziraa odanın arkasında durup destekleyecek bir tane mimar tanımıyorum.

    hayır ne yaptınız da ne bekliyordunuz.
  • ne işe yaradığını anlamadığım, 4.5 yıldır yararlı bi iş yaptığını görmediğim. mezun olduğum halde üye olmamak için direndiğim sakat olşum.

    mimarlar odası ankara şubesi, 2004 yılı başlarında odtü mimarlık fakültesi kubbealtında bi tanıtım yaptılar. bu tanıtımdan benim anladığım şu ki: odamıza üye olunuz. çünkü olmak zorundasınız. bilmemne kanununa göre başka seçeneğiniz yok! işte şöyle politik, böyle karşıt, öyle yararlı bir kuruluşuz. yılda şu kadar aidat ödemeniz gerekiyor. ödemezseniz de nasıl olsa biz bir gün hepsini birden ödetiyoruz.
    şimdi gene bu tanıtımdan anladığım kadarıyla: bu arkadaşlar bir devlet kurumu statüsünde değiller. özerk bir kuruluş. yani mimarlar toplanıyorlar, aralarından bir yönetim seçiyorlar. sonra bu yönetim, kendi görüşleri doğrultusunda aldığı kararları diğer mimarlara maletmeye çalışıyor. bir de her nasılsa zamanında mimarların türkiye'de mimarlık yapabilmeleri için bu odaya üye olmalarını gerektiren bir kanunla ellerini güçlendirmişler. şimdi ben mimar olarak yetkinliğimi, fakülteden aldığım diplomayla ortaya koymuş durumdayım. neden bu hakkımı kullanmak için üzerimde ikinci bir otorite tanıyım.

    eğer mimarlar odası özel bir kuruluş olsaydı; diyebilirdi ki: efendim biz size şu şu ek olanakları sağlıyoruz. bu olanaklardan yararlanmak istiyorsanız o süre için olan aidatı yatırıp üye olmalısınız.. (spor salonu üyeliğinden farksız.) evet bunu diyebilirler. ama gelip de mimarlar odasının iyi yönlerinden dem vurup, aynı zamanda aba altından sopa göstermeleri fena halde sinirlerimi bozmakta. kimsiniz siz?

    bana hiçbir yararı olmayan, dahası beni sırf yaptığım iş nedeniyle kendi görüşleri doğrultusunda bir kalıba sokmaya çalışan zihniyetin bir parçası olmayı reddediyorum.

    derdini anlatamayan edit: benim mimarlar odası'yla ilgili en önemli eleştirim, bu oluşumun tekel konumunda olması. zaten mimarlar odası ile ilgili çarpıklıkların da çoğu bence bu nedenden kaynaklanmakta.

    öncelikle ben böyle bir oluşumun gerekliliğine aslında inanmıyorum, ama madem bir kanunla belirlenen görevleri var, ve eğer mimarlar odası bu görevleri yerine getirmek için kurulması zorunlu bir oluşumsa; yine aynı nedenden ötürü mimarlar, mimarlık yapabilmek için bu kuruluşa üye olmak zorundalarsa; mimarlar odası, yapması zorunlu olanlar dışında hiç bir faaliyet yapmamalı. çünkü kimseyi bu faaliyetlere zorunlu olarak katılmaya zorlamamalılar; veya zorunlu olarak orada bulunan üyeler üzerinden abuk-subuk şeyler yapılmamalı. burada bu faaliyetleri onaylamadığım anlaşılmasın, benim derdim bunların "dayatılması". (bu kelimeyi sevmiyorum) illa ki mimarlıkla ilgili faaliyet yapılacaksa, bunun daha uygun ortamları var. dernek, vakıf türü bişey kurarsınız. dersiniz ki, biz bir grup mimar biraraya geldik; bizim şöyle şöyle dertlerimiz var; bu nedenle bunları bunları yapıcaz. buna saygı duyarım. ama kimse beni o derneğe üye olmaya zorlayamaz değil mi? oda için de aynı şey geçerli.

    durum yalnızca kanuni zorunluluktan doğan bişeyse, bunu bir devlet kurumu da yapabilir. ya da özerk bir kuruluşun bu işi yapması gerekiyorsa, bunun en az bir alternatifi de bulunabilmeli. mimarlar, alternatif odalardan istediklerine üye olabilmeliler. (bkz: rekabet)

    mimarlıkla, dalma sporu arasında paralellik kuracak olursak;
    dalmak için o bölgenin yerel yönetimi dışında hiç bir yerden izin almanız gerekmez. (zaten o da, o bölgede dalmaya izin verilip verilmediğini anlamak için, yoksa kimse sizin dalmaya yetkin olup olmadığınızı sorgulamaz.) ha eğer bu yaptığınız işi onaylatmanız gerekiyorsa, (mesela rekor kıracaksanız falan) bunu yapabilecek birbirinden bağımsız 3 tane uluslarası organizasyon var (aida, cmas, free?) bunlardan birine üye olmanız gerekir. artılarını-eksilerini tartar size uygun olanı seçersiniz. (bkz: rekabet)

    mimarlar odası'nda ise tekel olmaktan kaynaklanan çarpıklıklar var:
    - bir zorunluluktan dolayı üye olmuş mimarlar üzerinden siyaset yapılması. bir insanın mimar olması o politikaya katıldığı anlamına gelmez. (uia 2005 kongresi sırasında ntv'de yayınlanan bir tartışma progamında, mimarlıktan söz etmemeyi başarabilen tek konuk mimarlar odası başkanıydı.)
    - görünüşte yönetim demokratik de olsa, mimarlar odası yönetiminde, bir insanın sesini duyurabilmesi, ciddi seviyede bir zaman ve organizasyon gerektiriyor. bu da aslında mimarlık "yapanlar" yerine mimarlık hakkında konuşanların yönetimde etkin olmaları anlamına geliyor.
    - her bencil sistemde olduğu gibi; mimarlar odası'nın da birincil amacı kendisini güçlendirmek. bu amaçla faaliyetlerini anlatan bir dergi çıkartıp, bütün üyelerine "bedava" gönderiyorlar. sorun şu ki; hiç bir şey bedava olamaz. sonuçta üyelerden toplanan aidatların büyük bir kısmı bu derginin finansmanına gidiyor olmalı. oda, faaliyetlerini böyle üyelerin kafalarına vura vura üyelere anlatmak yerine, dergiyi satışa çıkarsa da isteyen satınalsa, ya da dergiyi basit bir pdf dosyası halinde web sitesinde yayınlasa, daha güzel olmaz mıydı? aslında olmazdı, çünkü kimse dergiyi okumazdı. bunun da gayet farkındalar. mimarların, mimarlar odasını önemsememelerinin nedeni, odanın aslında gereksiz bişey olması olmasın?
    - mimarlık yapmak için odaya üye olmak zorundayım. farzedelim, mimarlık yapmaya karar verdim, odaya üye olmak isiyorum, üye olduğum süre için aidat öderim değil mi? değil işte. okuldan mezun olduğum tarihten itibaren bütün aidatları toptan istiyorlar. çünkü çarpık sistem, onlara bunu yapma hakkını veriyor ve benim başka alternatifim yok!

    edit 2: ldp parti programındaki bir madde: "oda ve sendikalara mecburi üyelik kaldırılacak; gönüllü üyelik ihdas ve teşvik edilecektir. bu anlayışla ki, oda veya sendikanın görevi, üyeliğini talep ettiği kişi ve/veya kuruluşa hizmet vermektir. ve bu hizmetin mükemmeliyeti oranında üye kaydedebililir ya da üye sayısını artırabilir." (işte bunu anlatmaya çalışıyorum)
  • her hafta cumhurbaşkanlığı sarayı hakkında yeni bir asparagas ortaya atan sözde sivil toplum kuruluşu. bu hafta da sarayın lale giderinin 400 000 tl olduğunu ve tohumların israil'den geldiğini iddia etmişler. israil seçimi zekice ama kabul ediyorum. orantısız zeka kötü.

    bence sağa sola asparagas sallamak yerine amblem tasarlasınlar en başta. koca 'mimarlar' odasına yakışmıyor. hacıoğlu şarküterinin amblemi bile daha iyi.
  • iplerinin kimin elinde olduğu belli olmayan bir çoğu -özellikle yönetim kadrosu- narsist insanlardan oluşmuş topluluk. işin kötüsü bu gizli işsizleri hezeyanlarından dolayı sorgulayacak soruşturacak bir kurum falan yok sanırım. yasaların kendilerine verdiği olağanüstü yetkileri memleketin aleyhine ne kadar iş varsa sonuna kadar kullanıyorlar gibime geliyor. hadi sarayı falan geçtim, nasıl olur da yarısından fazlası bitmiş işler için seçimin ertesi günü proje iptalleri falan yaptırabiliyorlar, bu nasıl bir hukuk, nasıl bir adalet? sadece tesadüf mü bu kararlar? üstüne üstlük neden "projenin tamamı iptal aslında" falan diye zırvalayıp ağızları kulaklarına varmış bir halde utanmadan demeçler falan veriyorlar?
    neden orman içlerindeki villa kentler, 80'leden sonra gecekondu çöplüğüne dönen bir dünya kenti, boğazın incisi(!) gökkafes hakkında bir girişimleri olmaz da, memleket meselesi projelere köstek olurlar. bence ciddi şekilde soruşturmaları, dış bağlantıları gündeme getirilmelidir bunların.
    acaba dağıttıkları kınalar, garsonun elini zor kurtardığı sandviç izdihamına benzer şekilde kapışılmış mıdır, merak ediyorum doğrusu.
  • serbest çalışan bir mimar olarak hiç bir hayrını göremediğim oda. boyuna kaz niyetine zavallı mimarları yolup kendi ceplerini dolduruyorlar. partilerde, yurt içi ve yurt dışı gezilerde yiyorlar. üstelik bizi de çağırmıyorlar. (çok teesüf ederim) odaların yetkileri ellerinden alındığı zaman hadi odamızı geri alalım diye mesaj atıp eyleme çağırıyorlar.
    her eyleme giderim ama senin yanında durmam sevgili mimarlar odası. hiiiç kusura bakma sosyalist havalarını da başkalarına sat. yeterince paramı aldın, partini, toplantını, gezini düzenledin. ama bir soru sorduğumda oflayan poflayan devlet memuru kılıklı elemanlarınla beni başından savdın. her sene ceza keser gibi harçları kestin. piyasada mimarların sorunları ile ilgilenmedin. onların çalışma şartları, kazanamadıkları paralar ve davalar umurunda olmadı. şehir için duyarlı olmak önemliydi elbet ama senin öncelikle mimarları kendine bağlaman gerekiyordu. tek başına değil birlik içinde güçlü olabilirdin. bu parayla aidatla olacak iş değildi. ilgi, emek ve çalışmak ile mümkündü .
    sen bunu başaramadın...
    şimdi beni benimle bırak ve cep telefonuma mesai saatinde çağırdığın etkinliklerini göndermeye ara ver. düşün bakalım ben nerede hata yaptım bu mimarlar bizi niye desteklemiyor, diye. benim asıl amacım neydi de yerine getiremedim diye bir sor artık! sonra başkalarını eleştir...
  • cenaze ve ölüm haberi vermek için yılda 216 tl isteyen, bunun dışında yegane işlevi olan etkinlik düzenleme işini de beceremeyip mimarların çalışma saatlerini bilmez gibi hafta içi gündüz vakti etkinlik yapan oluşum.
  • yaklaşık 2 sene oluyor sanırım. projeleri ilgili belediyeye ruhsat almak üzere vermeden önce mimarlar odasından onay almak resmi olarak kaldırıldı. yani projenizi odaya onaylatmadan belediyeye direkt götürüyorsunuz ve işlem bu şekilde devam ediyor.

    mimarlar odası o tarihten bu yana bu uygulamaya karşı. çünkü projelerin teknik çizim açısından incelenmesi bir yana proje başına m2 ye göre hesaplanan bedeli alamıyor artık.

    odaya proje onaylatma zorunluluğu kaldırılmış olmasına rağmen mimarlar odası ısrarla projeleri takip ederek onaylatılmayan projeler için ceza kesmeye devam ediyor. bu uygulamanın sonu nereye varacak doğrusu merak ediyorum.

    hatta öyle ki odanın yönetim kurulunda olmasına rağmen odaya projelerini onaylatmayan mimar arkadaşlarım var.

    son zamanlarda ne yaptığını, niye yaptığını tam olarak anlayamadığım, mecburiyetten ara sıra gitmek zorunda kalıp her seferinden canım sıkılarak ayrıldığım, hayatın gerçeklerinden çok uzakta, kendi ütopik dünyasında yaşayan bir oluşum benim nazarımda.
  • ali ağaoğlunun açıklaması ile ilgili bir basın açıklaması yayınlamış.

    mimarlar odasi
    basin açiklamasi

    26 mart 2011

    meslek odalarını ve sivil toplum kuruluşlarını kapatmayı öneren ilkel ve çağdışı anlayışı kınıyoruz..!

    trt haber’de ekonomi kulübü programında, ağaoğlu şirketler grubu yönetim kurulu başkanı a.ağaoğlu, 24 mart 2011 tarihinde yaptığı konuşmasında; çağdaş ve bilimsel bir planlamaya dayalı ve toplum katılımını esas alan bir şekilde kentlerimizin sağlıklı gelişimi için özverili çabalar gösteren mimarlar odası’nı ve sivil toplum kuruluşlarını suçlamak suretiyle bildik bir “karalama” kampanyasının parçası olmuştur. bu çerçevede “yetkim olsa mimarlar odası’nı ve stk (sivil toplum kuruluşları)'ları kapatırım.” gibi tehdit ve kapatmaya davetiye çıkaran nitelikteki açıklama ise demokratik değerlere ve hukuka tahammül edemeyen yasakçı bir anlayışın ulaştığı boyut bakımından endişe vericidir.

    son yıllarda kamuoyumuzun da bildiği gibi kentlerimizi “rantiyenin şantiyesi” olarak gören, yaşam alanlarımızın betonlaşmasını, tarihi ve doğal değerlerimizin yağmalanmasını “gelişme” olarak pazarlayan bir anlayış hukuku, yargıyı ve bu değerleri savunan kesimleri “engel” olarak gördüğünü giderek artan bir ölçüde açıkça dile getirmektedir. rantiyenin önündeki bu “engelleri” kaldırmak için her yol denemektedir. bu şekliyle açıklama bu antidemokratik sürecin devamı izlenimini vermektedir.

    mimarlar odası kurulduğu 1954 tarihinden bu yana kentlerin planlı ve sağlıklı gelişmesini savunmuş ve bu yolda yoğun emek harcanmıştır. bugün şehircilik ilkelerine, bilime aykırı ve toplum katılımını dışlayan imar kararları “plan” yerine ikame edilmektedir. telafisi mümkün olmayan zararlara neden olmaları dolayısı ile bu “sözde planlar”ın iptali için yapılan girişimler, içerikten yoksun ve gerçekler saptırılarak haksız yere eleştirilmektedir.

    değerlendirme ve eleştirileri ölçülerini aşan, “kapatma”ya kadar davetiye çıkaran çağdışı ve ilkel yaklaşımları kabul etmemiz mümkün değildir.

    uygarlığın ulaştığı bir düzey olarak tüm kesimlerin; insanca yaşanılan, doğa ve kültür değerleri ile barışık, afetlere karşı güvenli demokratik bir kent mekanından ve yaklaşımından yana olmaları beklenir.

    ülkemizde “yazdığı ya da yazmadığı” yazıdan dolayı gazetecilerin özgürlüklerinin dahi elinden alınması ile baskıların had safhaya ulaştığı bir dönemde bu açıklamanın yapılması çok manidardır. baskı ve yasaklarla oluşturulan siyasal iklim bu türden yasakçı, otoriter yaklaşımları beslemektedir. bu ortamı dayanak olarak görenlerin bir gün hukuksuzluğun kendilerine de zarar verebileceğini bilmeleri gerekir.

    varlıkları, kamu ve toplum yararına çabaları ile meslek odaları ve stk’lar, sağlıklı kentleşmenin, kentli haklarının, hukukun ve demokrasinin gerçekleşmesinin güvencesi olmuşlardır ve olmaya devam edeceklerdir.

    bu bağlamda meslek odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik bu çirkin tavrı gösterenleri kınıyor, söz konusu şirket yetkilisini kamuoyu önünde meslek örgütlerinden ve stk’lardan özür dilemeye davet ediyoruz.

    mimarlar odasi
    merkez yönetim kurulu
  • istanbul kadıköy şubesi'ne eşimle aidat yatırmaya gidecektik. önceden aradık sorduk öğle tatiline denk gelmemek için, "12.00-13.00 arası tatil ama o saat aralığında da gelseniz burada arkadaşlar var yardımcı olurlar." dendi.

    13.10 da şubeye gittik, aidat ödemek için odaya girdik ve daha dakka 1 gol 1 "şu an öğle tatili, sonra gelin" diye laf yedik. saate birdaha baktım, acaba ben mi saati yanlış görüyorum diye. kadına saati gösterdim, "öğle tatili 13.00-14.00 arası" diyorlar bu sefer de. başkana çıkıp şikayet etmeyi kendi aramızda konuşurken birden "gelin dışarı çıkmadan önce işleminizi yaparız" dedi kadın. işlemleri yaparken bir yandan söyleniyor hala "biz de insanız, öğle tatilimiz var" falan diye. dedim "telefonla aidat birimine bağlandım ve sordum öğle tatilinizi, odada iki kişisiniz demek ki ikinizden biriyle görüştüm, öğle tatilinizin ne zaman olduğunu mu bilmiyorsunuz?"

    neyse sonuç olarak afedersiniz sike sike yaptı işlemleri. zaten aidat almaktan başka bir bok yaptığınız yok onu da adam gibi yapamıyorsunuz şaka gibi.

    imkanınız varsa bir işlem yaptırmak için aman diyim kadıköy temsilciliğine gitmeyin.
  • her meslek odası gibi aşırı politize olmuş bir kurum.