şükela:  tümü | bugün
  • çalıştığım bir sürü mimarda gördüğüm ukalalık mı desem ne desem? sorsan birazcık da araştırsan kendisi de aslında bilmem nerden esinlenmiştir.
    hep esinleniş hep bir üretim, hı hı evet evet aynen öyle.
    bi özgün bişey görünce ellerini öpesim geliyor o ayrı.
    bunları gördükçe kendimi sanatçı sanasım geliyor o da ayrı. bu açıdan bakınca iyi oluyor tabi bi yerde.
  • arkadaşım bak, şimdi senin içindeki inanılmaz ve bir o kadar da gereksiz nefretle böyle salvolar atman tabii hoş güzel. ama bi soluklan aslan. bi sakin ol. arasam her meslekte, kendini bi bok sanan, artist, ukala, mesleğinin gerçeklerini özümsememiş, temel bilgilerinden bihaber insanlar bulurum.

    asıl anlamadığım nokta şu, evladım, siz nasıl genelliyorsunuz böyle. ulan biri çıkıp ananızın doğduğu köye, "olum o köyün kızlarının hepsi orospu" diye genelleme yapsa, birden kükreyen bir sel gibi bendinizi çiğneyip aşacağınızdan şüphem yok.o yüzden sakin biraz.

    mimarlık öğrencilerinin ukala, artist vs. olmasının temel nedeni şudur. adamların 4 yıl (şanslıysa) aldığı derslerin %90'a yakını subjektif değerlendimelere tabiidir. ne demek istiyorum. senin bölümünde çok çalışmak = iyi not ya da verimli çalışmak = iyi not iken, mimarlık bölümünde böyle bir denklem kurma olanağı yoktur. yani sen bir finalinden düşük aldıysan -çoğu zaman- (bazı öğrenciyi sikmeye programlanmış amın oğlu estebanları saymazsak) hata sendedir. ya çok ya da gereği kadar ya da verimli çalışmamışsındır.(zaten aksi halde sen kocaman bir gerizekalısındır ki ona hiç değinmedim bak)

    mimarlık öğrencisi ise, götünü yırtar, çalışır -en az senin kadar- çalışır emin ol. ama 3 gün geceli gündüzlü çalışıp yaptığı tasarım, her hafta olan jürilerde (ki bu jüriler şu şekildedir: takriben 1 prof+2 doçent+3 asistan+20'ye yakın öğrencinin karşısında projeni asıp anlatıp soruları cevaplarsın) rezil edilebilir, "senden bi sikim olmaz" denilebilir. yani neymiş, "olm ben hocalarla iletişim kurmam, çalışır notumu alırım, abi sıra sende, koz işeme" diye kantininde batak oynarken, adam o kadar çalıştığı, el emeği olan projesini bir de satmaya çalışır. bu nedenle biraz ukalalık bence hakkıdır. ama tabii kendini le corbusier'nin asistanı zannedenlerin ağzına vurup, rezil edilmelidir o ayrı.

    bir diğer sözüm de, "olm adam perdeyi 3 doğrultuda burdurmuş, dedim koççum bu böyle olmaz" cı arkadaşlara. eğer bir mimar dediğim gibi mesleğinin temel bilgilerini haiz değilse, taşşağını geç. ama eğer kalburüstü bir üniversiteden mezunsa en azından statik, mukavemet, betonarme, çelik, yapı statiği, yapı malzemesi dersleri alır, temel bilgileri hatta fazlasını öğrenir. sen o adamla taşşağını geç ama kendine de dönüp sor, neden ülkemizdeki çok büyük inşaatlarda hep yabancı mühendislik ofsileri tercih edilir, neden şöyle taşşaklı bir mühendis+mimar ortaklığı bir ofisimiz, markamız yok, neden devlet köprüleri, marmarayı vs. japonlara falan yaptırıyor? (şimdi bazı çemçükler "ama onlar ortaklık" demesin, o şantiyelerde çalıştık bilgimiz var)

    demem odur ki, mimarlar hayata hep ama hep subjektif bakar, bakmalıdır da, sen "eki eki 20cm'e dişsiz kiriş istiyor" diye kendince dalga geçerken adam büyük ihtimalle, o dişin kullanıcıda yaratacağı etkiyi düşünüyordur. oldu mu aslan? hadi devam genellemeye şimdi.

    (bkz: zamanında çok siktiler ondan bik bik ötüyoruz)

    edit: imla, hidrellez'e teşekkürler.
  • arkadaş satmada ve işine geldiği gibi hareket etme konusunda çok yaratıcılardır doğru. yok projem yok workshopım diye öterken size gayet yaratıcı yalanlar söylerler. bölüme girmeden saf temiz olan bu insanlar bölümde şark kurnazı olurlar. ama bilmezler ki ne onlara inanıyoruz ne de hak veriyoruz
  • bazıları yaptıkları eserlerle değişik mesajlar verirler. mesela bunu tasarlayan arkadaşın mesajı neydi acaba?
  • imkan verildiğinde aslında ne manyaklıklar yapılabiliyor;
    http://insapedia.com/…iyle-yapilmis-muthis-yapilar/