şükela:  tümü | bugün
  • mühendislik olarak yanıtlıyorum ikisini de denemiş biri olarak. mimarlık çevreye ve sosyal statüye bağlı ne yazık ki. ancak mühendislikte statün olmasa bile bilginiz ve başarılarınızla mutlu olabilirsiniz. ikisinde de statüyle önemli yere gelinir ancak liyakat mühendislikte daha fazla.
  • mühendislik tanimindan, diger kelimenin mimarlik olmasi ötürü, insaat mühendisligi cikartimini yaparak bu yaziyi giriyorum.

    ıki meslekte de reasoning denilen algilama, analiz ve refleksiyon kapasitenizin güclü olmasi lazim.

    ınsaat mühendisliginde sonuclari hizli alirsiniz, cözüm ve tepki odakli(reaktif) bir yaklasim vardir. zaten islemekte olan sizin baslatmadiginiz bir sürecte (proje) bilimin, normlarin, ekonominin parametreleriyle karar alirsiniz. akademide kalmaniz durumu haricinde daha cok pratik bir meslekle karsilasacaksiniz.

    mimarlikta ise, baslatici konumunda olacaginiz icin daha proaktif planlama yapacaksiniz, cevresel kosullar (ekonomik, normatif, ve bilimsel konjonktürler) bunda da mevcut olmasina ragmen, mühendislerden bir adim önce sürece dahil olacaksiniz, bu da planlamaya sarf edilen eforu ve sorumlulugu arttiracak.

    ıki meslekte de fark yaratmak istiyorsaniz, ömür boyu egitim modunda olmaniz gerecek. kendinize ben oldum dediginiz an bilin ki artik beyniniz donmustur, ve arkadan gelenlerin sizi gecmesi kacinilmazdir. ınsaat mühendisliginde ilgili oldugunuz alanin akademik yayinlarini düzenli takip edersiniz, mimarlikta ise güncel mimari felsefe tartismalarini takip edersiniz.

    ınsaat mühendisligi klasik fizik üzerine kurulu, cizgisele yakin bir gelisme gösteren, dalli budakli alanlara sahip, pozitif bir bilimin uygulamasidir.

    mimarlik ise daha subjektif; temel bilimleri, sosyal bilimleri, ve doga bilimlerine belli oranda hakimiyet gerektiren, ama kendine has felsefeye yani düsünce yapisina sahip olan, normlara(yasal degil konjonktürel) boyun egmese bile hayatta kalabilecek kendini ilerletebilecek bir düsün etkinligidir.

    ek: (adaylar icin)

    ıkisini de denemis, ve ikisini de yogun emekler sonucunda eli yüzü düzgün okullarda bitirmis biri olarak yanitliyorum ki okudugunuz okul cok önemli. bilinclenmek ve farkindalik iki egitimde de zaruri. bunu da gencecik yastayken okudugunuz cevre size kazandiriyor. olay vizyon meselesi acikcasi. güncel durumda da imkaniniz var ise yurtdisinda, rankinglerde iyi olan üniversitelere gitmeye calisin. ben rankinglere „neye göre siraliyorlar ki abi?“ diye camur atan biriydim - cahillige bak- yurtdisindayken üniversite degistirdim, ve farkettim ki, siralamalarda 30 sira oynamasi kaliteyi farazi olarak ikiye katliyor. yasadim ve gördüm.

    burada mimarlik basligi altinda yapilan söylemler ve okumuslarin yazdiklarina bakinca türkiyedeki piyasa ve mesleki algilar avrupanin ve özellikle italyanin 50leri 60lari, heleki mühendislik sadece kopyala yapistir, düsünme ve üretme sifir.
    bana müteahhitler ama rererö demesin kimse, öngermeli elemanlarin para tasarrufu icin icadi da, müteahhit domineli piyasada mimarligin tekrar diriltilmesi de yasanilmis görülmüs olaylar.

    kissadan hisse, vizyon en önemlisi, ve bu vizyon seni hirslandirarak sonsuz bir okumaya ve egitime yönlendirmeli. bu bilincle ne okusan büyük keyif alirsin.

    anne babalara da tavsiye olarak,
    o tarla o ev o yazlik size birsey getirmeyecek, almanyada 5 sene egitime 50bin euro harcarsiniz, bunun zaten iyi bir kismini türkiyede de harcayacaksiniz düsününce, bu cocuk okulu bitince net en az 25000 (bahsedilen kur hala euro, aylik 2100 civari net disposable income) senelik kazanacak, amortisman iki sene, (bu kismi egitime yapilan yatirimin geri dönüsü bakimindan tüccar ebeveynlere yönelik yazdim - ben tarlayi sattim cidden, cakili civim kalmadi türkiyede) kafa yapisinin cagdaslasmasi, vizyonunun ve akil capinin genislemesi ve hayatinin kurtulmus olmasi ise paha bicilemez.

    vay mk ara editi: arkadas millet neresiyle okuyor, yuro mu diyim ne diyim, avro mu? iki kisi mesaj atmis 2000 tl az degil mi? kuru nereden takip ediyorsunuz arkadas, ne ara euro 1 oldu? arkadasin biri de demis top-ranking uni sonra kuaför maasi mi - ki burada standardi verdim, yani garanti olanini 5 seneye o para katlaniyor. keza top ranking #4 olan uniden sonra 5.senede 5.basamak görülüyor diyeyim. ( he bu da tl 5. basamak mk, böyle diminishing returns her tarafimiz)

    eger coktan basladiysaniz okumaya, yüksege gidin. zaten sadece lisans yapmayi artik unutun, yurtdisinda meslek odasina kayit kosulu bile yüksekle; (sadece lisansla kayit yapmak istersen inanilmaz bürokrasi ve test süreci basliyor) artik lisansin seviyesi eskinin lise diplomasindan biraz hallice. hele ki türkiye gibi, genc ve okuyan nüfusun büyük oranda oldugu yerde öne cikmak istiyorsan doktoraya kadar yolun var.

    eger ki finansal kosullar hic ama hic elvermiyorsa (keza ben olsam arabayi gectim tek bir evim varsa onu satar kiraya gecer okuturdum da - bu kadar banko bir yatirim olamaz cünkü) o zaman kendi vizyonunu kendin acip okumaya kendini gelistirmeye baslayacaksin.

    türkiye evet gelisiyor ilerliyor, ama baslangic datum‘u nerede? öncelikle oradaki rakipleri gecmen lazim, sonra piyasanin ucuna gelmen ve 40-50 sene önündeki avrupadaki rakiplerini yakalaman lazim. bu gercekleri bil ama korkma, yaptikca tadini alacaksin, hayat ne olursa olsun emek verip azmeden ve en en en önemlisi düsünen insanlar icin daha güzel olacak.

    edit: altta bir güzel insan hukuk ve tip ile gelmis, dogrudur prestiji olabilir ama prestij subjektiftir. kafama tugla yiyip, dogu bati gitgel yapmaya calisip, özgürce dünyanin her yerinde calisamayacaksam, benim icin mutlu bir hayat söz konusu olamaz, dedigim gibi subjektif. - affola, meslegin kendisine ve verilen emege saygim sonsuz, yalniz baslikla alakasiz bir girdi olmasi ve argümanin bu kadar hizli cürütülebilecek olmasi nedeniyle yazmis bulundum, yoksa her meslege hakkiyla yapildiktan sonra saygim var-

    bir de gencler bir seyi prestiji icin okumayin. prestij icin hayal kurarak okumak elalemciliktir, hicbirseyden tat alamazsiniz tatmin olamazsiniz. ego temelli hayal kurmanin ve özenmenin siniri yok! prestij icin yaparsaniz, elbet birgün sizden daha iyisi karsiniza cikacak ve o sizin „ortamlarda“ havaniz sönecek egonuz zedelenecektir. ya da gidersiniz ücra bir yere kralcilik oynar oldugunuz yerde sayarsiniz. bu dedigim mimarlik ve mühendislik icin de gecerli.

    eger hakkini vererek yaparsaniz, elalem degil de kendiniz icin yaparsaniz, sizden daha iyi olanlarla karsilasinca hasetinizden catlatacak egonuz olmadigi icin o kisiden birseyler ögrenebilir belki vizyonunuzu genisletebilirsiniz, mutlu ve tatmin dolu bir hayat yasarsiniz.

    edit 2: kur birimi belirtildi, maksat da zaten hala hedonistik sekilde ekonomik düsünen ebeveynleri bir nebze kutunun disinda düsünebilmeye itmek icindi, yoksa anlatmaya calistigim para kazanmak icin okuyun degil
  • bu devirde ikisi de ünvan ve maddi gelir olarak kendini geliştirmene bağlı tabi ama bir hukuk ve tıp bölümü değildir. iyi bir hukuk ve herhangi bir tıp fakültesi iki bölümü de dünyanın her yerinde prestijiyle geçer
  • ne zaman bu konular açılsa, devamlı aklıma projelendirme yapan mimarların binaya kolon koymaması geliyor.
    tamam, biz inşaat mühendisleri genelde estetik yoksunuyuz, eyvallah, ama yapılar kendini havada taşıyacak teknolojiye ulaşmadı henüz.
  • sanatci olan mimar hicbir hesabi umursamadan kafasina gore cizer.garibim muhendis ise mimarin cizimini fizik kanunlarina uyumlu hale getirmek icin totosunu yirtar.
    evet.
    çünkü.
    (bkz: tespit sıçası gelmek)

    gelen mesajlar uzerine edit:bir ustteki entrye tas atma,ironi vs yoktur.1 e 1 gorusumdur.sıçılan tespit bana aittir.
  • turkiye'de universite olduguna inan insanları gordukce bana bir gulme geliyor.
  • mimarlik taskisla'dir, muhendislik gumussuyu, ayazaga...

    (bkz: itu)
  • sanat vs zanaat
  • itü için konuşacak olursam,

    mimarlık= taşkışla fakültesinin yemyeşil orta bahçesinde süs havuzu etrafında bol hatunlu insan grupları, düzenlenen etkinliklerde dağıtılan şaraplar vs ile cennet tasvirine yakın bir ortam iken,

    mühendislik= gümüşsuyu fakültesinin dışarısı günlük güneşlik bile olsa ışık almayan, loş, içeri girince insanı buhranlara sürükleyen, geniz yakacak kadar yüksek oranda testesteron barındıran, atölye vb kısımları harabe gibi olup içinde tinerci yaşasa fark bile edilmeyecek bir ortam.

    işte böyle farklı ortamlarda öğrencilik hayatı sunar bu iki bölüm, itü'de okuyacaklar için.
  • biri sanatçıdır, diğeri ameledir.