şükela:  tümü | bugün
  • haggard'ın progressive albumunun 2 numaralı şarkısı.

    --- spoiler ---

    "a teardrop falls down from eyelash
    the abusion has begun
    say, is this the way you love me?
    all my might is gone...
    if your eyes are blind, i'll tell you
    i am one of the human race
    don't you see that wounds of violence
    slowly leave their trace?"

    help? from neighbours?
    no chance: they ignore
    don't dare to discover
    a little boy must suffer

    listen...
    "you're scum since your day of birth!"
    - hammered in his head -
    receiver of second-hand emotions
    degraded in slow motion
    it's an unforgivable crime
    what they're doing to their child
    did you ever hear about the right to live?

    did you ever see:
    you are dangerously sick?
    and you never learned
    controlling your frustrations
    exit: mind mutilation

    listen...
    after hours of heaviest violence
    a little body had no chance
    an explosion of brutality
    is the sad reality
    can't you see, your child is dead?

    to the most around they seemed to be
    a family in harmony
    one point others couldn't see:
    they're stricken by brutality...

    help? from neighbours?
    no chance: they ignore
    don't dare to discover
    a little boy must suffer

    --- spoiler ---
  • metal müzik dinlemeye başlamamın sembolü olduğuna inandığım eski haggard şarkısı.

    lisedeyken metal müziğe mesafeli biriydim, pink floyd, led zeppelin, ac/dc, guns n' roses, aerosmith, the doors falan dinliyorum; arada değişiklik olsun diye red hot chili peppers, the kovenant'ın* bir iki industrial parçasını falan dinlerdim. sanırım dinlediğim en ekstrem metal band'i metallica'ydı. onun da eski thrash metal parçalarını pek sevmezdim; daha ziyade zamanımdaki liselilerin %90'ı gibi the unforgiven, nothing else matters falan dinlerdim.

    neyse o yıllar sınıfta hoşlandığım bir kız vardı. metalci. gitar çalıyordu, sınıfta amfisiz falan takılıyordu. biz bunla laflarken ben "ya metal çok kuru gürültü yeaaaa" diye konuşuyorum ediyorum. bu söylemler kızda yer etmiş.

    bir gün bana bir ödevle ilgili doküman mı verecekti hatırlamıyorum, birkaç cd verecekti. o zamanlar flash disk yok muydu acaba? hatırlamıyorum. neyse bir de hatırlarsınız, cd yazmadan önce boş kalan yeri doldurma gibi bir adet vardı o zamanlar; israf olmasın diye.

    neyse bu cdlerin boş kısımlarına kendi arşivinden ve abilerinin* arşivlerinden birkaç albüm falan atmış, klasörün adını da "alıştırıcam seni metale lan" gibi bir şey yazmış. tabi benim haberim yok. işte eve gidince cd'nin içinde dünyaca ünlü birkaç metal band'inin albümleri vardı, bir klasörde de işte allah ne verdiyse koymuş, karışık. korn falan. hatırlamıyorum hepsini.

    tabi kızdan hoşlanıyorum ya, açtım dinledim. pek sevmedim ama ortamlarda muhabbet açmak için zorla dinledim falan, okulda yol yapacağım hatuna. "aa evet süper parçaydı o ya çok sıkı" falan diye.

    neticede öyle de yaptım. bir müddet güzel güzel müzik zevkleri üzerinden muhabbet ettik falan da sonra olmadı o iş. üzülmüştüm baya o zaman. şimdi çocuksu ve masum geliyor, gülümsüyorum. belki de kıza amon amarth'ın death in fire parçasını dinletmeye çalışmamın konuyla ilgisi olabilir bilmiyorum.

    neyse lafı fazla uzattım. haggard'ı o zaman bilmezdim. hiç duymamışım. semfonik metal'i de sadece ismen biliyorum ama dinlemişliğim yok falan. baktım cd'lerin içinde bolca haggard var, açtım dinledim. eppur si muove vardı cd'nin içinde bütün albüm. galiba awakening the centuries'ten birkaç parça, işte bu progressive demo'sundan bir iki parça falan. sanırım tales of ithiria o zamanlar daha çıkmamıştı. mind mutilation, daha o zaman haggard'ın diğer parçalarının arasından sıyrılmıştı. daha bir hoşuma gidiyordu. yani haggard'ın semfonik parçalarını genel olarak severim ama bu daha bi hoştu işte.

    neyse hatunla mevzuya giremedik, ama ben o cd'deki müzikleri dinlemeye devam ettim, üzerine yenilerini ekledim falan. dinledikçe sevmeye başladım. zamanla haggard, dream theatre'a; oradan opeth'e falan uzandı. tabi arada pink floyd falan dinlemeye devam ediyorum ama aerosmith'leri, red hot chili peppers, the doors, guns n' roses'ları falan unuttuk hep.

    lise bitti üniversiteye gittim şehir dışına. müzikal zevkim ciddi değişime uğradı. birden bire kendimi lamb of god, ciddi manada amon amarth falan dinlerken buldum. melodeath ve viking metal ile tanıştıktan sonra folk metale yöneldim. o ara obituary ve dolayısıyla gerçek death metalle tanıştım. o yıllar obituary'i severdim de şimdi bakınca keşke sadece enstümantel olsalarmış diyorum. vokal ve lirikal temaları çok ergen geliyor amk. bu sebeptendir ki redneck stomp obituary'nin hala dinlediğim tek parçasıdır. minimalist, düz, güzel.

    işte folk metal ve viking metal'le birlikte***norse mitolojisi falan derken bir gün kendimi burzum dinlerken buldum. amk üniversitede iki üç eleman vardı eski black metalhead, pagan falan. o zaman dalga geçiyordum bu elemanlarla, raw black metal, blast kick falan olaylarıyla. sonra baktım ben de dinlemeye başlamışım.*

    sonra black metalden de yavaş yavaş sıkılmaya başladım. aslında çok çabuk sıkıldım. biraz old school takılayım dedim, işte venom'lar geldi bathory'ler gitti, celtic frost'lar geldi falan. kısa bir süre bunları dinledim. hala arada dinlerim. hala thrash, folk, viking, melodeath falan dinlerim ekstrem metal olarak. en sevdiğim folk bandi ensiferum. tabi bir de yaşru var. uzun yıllardır doğru düzgün türkçe müzik dinlemem, sanırım bunca yıl sonra yaşru, dinlediğim tek türk band'i. güzel müzik yapıyor.

    ayrıca
    (bkz: at avrat amon amarth)

    bu aralar bir de iskandinavların heathen akımından etkilenmeye başladım öte yandan. wardruna ve heilung falan dinlerim. çok da severim. tabi bununla birlikte antik turkic müziğe de merak saldım birkaç yıl önce. throatsinging, şamanik müzikler falan güzel ambiyans oluşturuyor. üniversite'deyken beyazıt'ta sokak performansı yapan portekiz asıllı kızıldeirili bir grup eleman vardı. isimlerini düşünüyorum yarım saattir ama hatırlayamadım, ayıp. genelde akşam 5-6 gibi beyazıt'ta çalıyorlardı onları dinlerdim denk geldikçe. baya severdim müziklerini; bir albümlerini aldım ama pek hoşuma gitmedi. sokaktaki performansları daha iyiydi. gruptaki elemanlardan biriyle biraz konuştuk, facebook'ta ekleştik falan. sağ olsun her hafta söylüyordu, yarın şu saatte beyazıt'ta çıkacağız; yarın öğlen beşiktaş'tayız, yarın akşam kadıköy'deyiz falan diye. ama ingilizcesi kötüydü elemanın detaylı iletişim kuramadık araya mesafe girdi.

    vay amk nerden nereye. masum lise aşkından başlayan tutku yıllar sonra bana burzum darkthrone falan dinletti. işin komik yanı da, hatun lise bittikten sonra demet akalın, rihanna falan dinlemeye başladı amk. *

    peşin edit: black metal'i genel olarak sevmem. death gibi o da fazla ergen. ama dinlediğim birkaç black metal vardır. burzum'dan spell of destruction'ın 2010 versiyonunu; en ring til a herske, dunkelheit falan, windir'den journey to the end, darkthrone'dan quintessence (bir müddet dinleyince vokaller kulağıma batmamaya başladı ve bence metal tarihinin en güzel rifflerine sahip parçalardan biri) sanırım hala dinlediğim en ekstrem parçalar. bununla birlikte tesadüfen denk gelmiştim, eldamar - spirit of the north görece daha sakin ve atmosfpheric güzel bir parça. genelde biraz thrash, bayağı folk/melodeath/viking ve biraz da progresif dinlerim. bir de neopagan grupları falan.

    peşin edit2: müzik icra etmem. gençken herhangi bir enstrüman çalma gibi bir merakım yoktu, sanırım artık iş işten geçti. üretmek yerine nihai tüketici olmayı tercih etmiş bulundum.

    peşin edit3: kafa siken entry oldu ama bu entry burada kalsın, 10 yıl sonra bakarım, duygulanırım falan belki. belki de duygulanmam.