şükela:  tümü | bugün
4946 entry daha
  • şükela modunun hakkını verdiği denemelerdir. bazı insanlar gerçekten çok yetenekli. bu başlığa zamanında bir öykü denemesi yazmıştım. sabah uyanıp tekrar okuduğumda bok gibi olduğunu iliklerime kadar hissedip silmiştim :) söz sanatı sahibi ve duygusal zekası yüksek insanlar kalp diyerek ayrılıyorum.
  • küçük kedi mutluydu. serçecikleri kovalıyordu. havanın karardığını fark etmedi. ailesi nerede bilmiyordu. kayboldu. gece çöktü. koca dişli köpeklerden kaçmak için bir arabanın altına saklandı. açtı ve korkmuştu. yağmurlu bir günde, maymunların yanına gitti. anne maymun onu evine aldı. artık karnı tok ve güvendeydi ama serçeleri sadece pencereden izleyebiliyordu.
  • ıslık, orta hakkı'yı, ikinci kıraathanenin tam beş adım ilerisinde yakaladı. tenine diken diken battı; gönlüne dokundu, hal hatır sordu. sonra tuttu, onun ağır adımlarını sarıp sarmalayarak dur etti. panzehiri yalnızca masallarda kalmış bir zehre tutulmuşçasına zangırlamaya başladı orta hakkı bunun üzerine. kolları zangır zangır titredi, geniş alnı ter boşandı öylece. kalın parmakları belindeki uçkura yöneldi ve bir dakika düşünmeksizin, tek hareketle, kumaş tumanını alaşağı etti.
  • ...sonra o geniş caddede insanların yüzüne dikkat kesildim mahur bey. ama fark etmek zor olmadı ki dikkatli olan sadece bendim mahur bey, onlar değil. direklerdeki asılı o vesikalık fotoğrafımı incelerlerdi yoksa uzun uzun. oysa boş vermişliği benimsemiş bu insanlar önemsiz biriymişim gibi baktılar fotoğrafıma. sahi, kayıp biri önemsiz midir mahur bey? yoksa önemsiz birisi mi kaybolur hayatta her zaman? ben hangisiyim mahur bey? siz tanıyorsunuz ya beni, hangisiyim ben? ha unutmadan mahur bey, tamam, ben ki ben kayıp falan değilim galiba ama kelimeler kayıp mahur bey, kelimeler kayıp! bildiniz evet, bazı anlamlara gelmeyen o kelimeler, onlar kayıp. nasıl mı kayıp? ne kadar istesem de konuşamıyorum mahur bey. kelimeler, dilime gelmiyor ne yapsam da. sadece içimde bir yerde gizlendiklerini biliyorum, gerisi yok. iyi de mahur bey, ben kelimeler olmadan insanlara kayıp olmadığımı nasıl söyleyeceğim? nereden bilecekler benim kayıp olmadığı mı? of, aklım yine çok karıştı mahur bey...
  • bir oda bir salondan ibaret evde 6 yaşındayken doğan kardeşin aileyi kurtarma çabasının bir sonucu olmasıyla birlikte daha sıkı sarılıyorum kitaplara. babamı hiç kazandım mı bilmiyorum ama ilk bu zamanlar kaybettim, sonra her sene daha çok kaybettim. tek amacım evi terk etmek ve bunun bana iyi geleceğini biliyorum. henüz 12 yaşında görece yeni bir ergen olarak tek bir kırıntı hüzün hissetmeden annemi, babamı, kardeşlerimi geride bırakarak yeni hayatıma tutunuyorum.
  • ağlıyor mu ?

    o; bana arkası dönük bir şekilde televizyon izliyordu. ben; elimde telefon, gündemdeki mimlere kendimi fazlaca kaptırmış gülmeye başlamıştım. kahkahamı hem gecenin ilerleyen saati hem de onu rahatsız etmemek sebebiyle hafifçe bastırma ihtiyacı hissettim.
    ağlıyormuşum gibi çıktı.
    ağlıyor muyum yoksa gülüyor muyum ayırt edemedi ve gayet ciddi bir suratla kafasını bana doğru çevirdi, hiç konuşmadı, birkaç saniye bakıştık ve öylece döndü. gündüz bir arkadaşımın ölüm haberini almıştım.
  • sivri zekası hep başına iş açıyordu, oysa önünde duran tepsiye öylece bakmayı ne kadar da çok isterdi. ama o, tepsinin tüm ayrıntılarını gözleriyle süzüyordu, öyle ki tepsinim kenarlarında oluşan eziklerin nedenini düşünürken, çarpma anında yere düşen bardakları bile izleyebiliyordu. halbuki o sadece çiçek desenli bir tepsi görmek istiyordu. ayrıntılar zihnini bulandırmak, kafasını sürekli meşgul etmekten başka birşey yapmıyordu...
  • başlık: kısa öykü.

    öykü: hayatımı anlatmak isterim sana. ama genç öldüm.
  • fırın poşetinde sebzeli tavuk pişirmiştik, pişmiş havucu özellikle çok severdim. televizyonda, geçirdiği kaza sonucu sıkışan kolunu keserek hayatını kurtaran dağcının hikayesinin anlatıldığı belgesel tarzı bir yapım vardı. yemek hazır olduğunda torbayı yırtmak için hamle yaptığında bir süredir ötelediğim bir korkum bir daha gitmemek üzere gün yüzüne çıktı. kendimi teselli etmek için; "daha 26 yaşındasın, askerden geleli 3 sene oldu, daha vaktin var." diye içimden geçirip durdum. akşam boyunca bu düşünceler kafamda yankılanıp durdu. sonra gözlerimi kapattım.
    "daha 27 yaşındasın askerden geleli 4 sene bile olmadı, daha vaktin var."
    "daha 28 yaşındasın askerden geleli altı üstü 5 sene oldu, daha vaktin var."
    "daha 29 yaşındasın, 30 bile olmadın, daha vaktin var kurtulabilirsin."
    gözlerimi tekrar açtığımda 38 yaşındaydım ve artık çok geçti.
  • her yolculuğa çıktığında o parıldayan dolunayın da onunla birlikte geleceğini söylerlerdi o da mutlu olurdu. yol boyunca dağın tepenin arkasından ay'ı gözler, arka koltukta uykuya dalarken göz kapaklarına yansıyan ay ışığıyla kurduğu hayallerini aydınlatırdı. bir daha hiç bu kadar mutlu olamadı.
13 entry daha