şükela:  tümü | bugün
490 entry daha
  • bir çılgınlık var insanımızda bugün okuduğum kitapla bağdaştırıp yazmak istiyorum. (özet geç diyenler için: çok düşünüp az hissediyoruz.)
    çeşitli değerli eşyaları olan bir adamın hikayesi. zengin biri para karşılığında tüm mallarını alır ayrıca ona çok şık bir sabahlık verir. sabah uyanir, sabahlıgı ile sandalyesinde otururken 'bu kıyafete bu sandalye olmadi' der yeni sandalye olur. ardından bu sandalyeye bu masa olmadı deyip masayı değiştirir. bu masaya halı olmadı, tv olmadı diyerek evin her eşyasını yeniler. kazandığı tüm parayla evini yenilemistir. bir sabah yine uyanır sabahlıği da eskimiştir. tüketim çılgınlığı tam olarak bu sanırım. minimalizm buna tepki olarak doğmuştur. kahvaltı hazırlarken, kıyafet giyerken o kadar çok eşya var ki bu bizi kaygilandiriyor. evdeki çok eşya zihni dağıtıyor. sürekli seçim yapmamız, karar vermemiz gerekiyor. bu anksiyete iradeyi zayıflatıyor. gün içinde o kadar çok düşünüyoruz ki asıl üzerinde durmamız gerekenlere zihnen zaman ayıramiyor, yoruluyoruz. irade kas gibidir çalıştıkca güçlenir. seçim zorunluluğu iradeyi allak bullak ediyor. sadece eşyalar değil gün içinde onlarca kararsızlık yaşıyoruz. olacak mı olmayacak mi kaygisi. her yere hızlı ulaşmaya çalışıyor ama hiçbir yere ulaşamıyoruz. yürürken çevremizde olup bitenler göz ardı ediliyor. etmesek belki hayatımızın kadınını, hoşumuza gidip bakacağımız, estetik değeri güzel şeyleri kaçırıyoruz. hakan turkcapar'in bir kitabında ilke çağda kaygı bozukluğunun olmadığını günümüz insanı kendini değerli ve konfora layık görünce anksiyetenin arttığıni söylüyor. minimalizm az eşyadan çok daha fazlası bana göre. yaşamı flashbacklerde sürmekten çok şimdi ve buradalik ilkesiyle yaşamak demektir. konu ile ilgili hoş bir video bırakıyorum, izlemek isteyen olursa diye belki.
    https://youtu.be/tg2gjzcbkoe
  • bunu yanlış anlayıp bu hayat tarzını benimsediğini sanan çok insan var.
1 entry daha