şükela:  tümü | bugün
  • bir parcayi soylerken ses tonu, yuksekligi ve agiz hareketlerinden kisarak ona yakin sesler cikarmak.
  • agzi acmadan, ceneyi oynatmadan sadece dudak hareketleri ile konu$mak.
  • benim için "hıaaaaaooıııııııııııııaaaahaaaa-ı-ı-ı-ı" şeklinde devam eden sonsuz döngü. özgürlüğün kalesi.
    (üstelik) efkar belirtisi.
  • çevrenizdeki herkesin üzerine alınıp "hı?", "efendim?", "ne dedin?" sorularıyla meraklanacağı, sizin de bundan hoşlanıp aynen devam etmenizi sağlayacak gizemci bir eylem.
  • dilin hareket özgürlüğünün sekteye uğradığı yer ‘değildir’ mırıldanmalar!
    ve bütün mırıldanmalar çok önemli şeyleri taşırlar ama kendileri taşmazlar,
    mırıldanma bir hareket değildir, bir çeşit sendelemedir.
    mırıldanmalar taşmadan duraksarlar bir yerde ve geri dönerler geldikleri yere.
    bunu, bir şeyin dile gelmemesi ya da ağızdan kaçırılmaması olarak görmek hatalıdır çünkü, mırıldanma başka bir durumda ortaya çıkar, nadiren ortaya çıkar ve
    kelimeler açısından “sendelemek” demektir.
    nasıl ki sendelemek, “durmak” ilâ “düşmek” arasındaki korkunç bölgeye tekabül ediyorsa
    mırıldanmalar da konuşmakla susmak arasındaki bölgeye denk gelir ama,
    asla bir yarım-kalmışlık değildir, bilinmesi gereken budur.
    kelimeler,
    elimizde başka hangi ifade şekli var ki?
    bir şeylerin [mesela mecazların] altına gizleniliyor olsa da
    yalın gerçeği, kişiye gerçek gibi görüneni ifade eder yazı ve şu halde “söyleme biçimleri” değişendirler; bütün söyleme biçimleri farklı tınılar taşırlar.
    bu açıdan mırıldanmalar değerlidir çünkü en saf, arı, duru, engellere takılmadan süzülürler dil ile bilincin arasından.. evet, geldikleri yer dil ile aklın arasındaki yerdir.

    peki nedir mırıldanmak, tam bir tanım verilebilir mi?
    kişi mırıldandığında anlam birliği ya da bütünlüğü gözetmeksizin bölük pörçük düşünme eylemindedir demektir bu,
    birbirinden ayrı bütün parçalar farklı şekillere bürünüp dile gelirler ve geri dönerler,
    oysa ortaya çıkan sesler başkadır, çoğunlukla anlamları yoktur.
    bu yüzden bir kişi mırıldandığında genellikle söylediğini tekrar etmesi istenir ama
    ‘yok bir şey, bir şey yok’ gibi geçiştirmelerle geçiştirilir durum ama var olan bir şey vardır, hem de yalın halde..
    insanın, kendisine iç sesiyle bile söyleyemediğini söyler dil! bu bir devrimdir, dil devrimi değil elbette, dilin gerçekleştirdiği bir devrimdir!

    insan, arzular üreten bir makinadır azizim, hem de öyle bir makinadır ki, ürettiği arzuların sınırı yoktur.
    mesela ben klavyenin tuşlarına basmaktan, yazdıklarımız geri almaktan kurtulmak istiyorum, bu bir arzudur! sonra omuzlarımın ve gözlerimin masada oturmaktan ağrımamasını da istiyorum bu da bir arzudur ama, bunlar zararsız arzular olabilirler. oysa arzular artık ihtirasa dönüşürlerse, nefret ya da inat olurlar!
    ne demektir bu?
    bir şeyi arzularız ve ona karşı olan arzularımız korkunç bir ihtirasa dönüşürse,
    bu zorlu ve yakıcı bir süreçtir, bu süreçlerin tamamı enkazla sonuçlanır, etkileri asla gitmez.
    diyelim ki bir erkeği ya da kadını arzuluyoruz, arzular üretebilen bir makine olarak,
    makina olmanın, görünen en doğal [oysa hiç de doğal değildir] işlevini yerine getiriyoruz, belirli bir zaman diliminde.
    oysa, insan olmanın onuruna düşen, yani ki mevcudiyetin haysiyetine yakışan şey arzulamadan üretmek, üretebilmektir; her türlü üretim.

    işte sonuca yaklaşıyoruz: mırıldanmak; benim gördüğüm en saf üretim biçimidir, sabuklamak da böyledir; kişinin cevherleri * * * işte böyle bir zamanda ortaya çıkar!
    bu minör bir yaratmadır, eylemdir, isyandır;
    “huzur isyanda!”; evet isyan!

    ve, rûmi’ye teğet geçilmezse olmaz, en güzel mırıldanma tasviri o’nunkidir, hiç şüphem yok:

    “sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim;
    bütün kulaklardan gizli olan şeyler anlatacağım;
    halkın içinde söyleyeceğim ama,
    senin kulağından başka hiçbir kulak duymayacak o sözleri.”

    (bkz: sendelemek)
  • rahatlatıyor şüphesiz. gerginken, iş yetiştirmeye çalışırken ya da toplantı öncesinde sevdiğin bir şarkıyı mırıldanırsan usul usul, gevşedeğini hissedersin. de, her zaman böyle olmuyor amına koyyim. sabah muhasebe müdürüyle konuşacaz, bloom'cum bi' kaç dosya var onları halledeyim hemen müsaade edersen dedi, hı hı deyu kafa salladım. işe koyuldu hemen.. firma büyümeye karar verdi; reklam çalışmaları yapılacak ve fikir alışverişinde bulunacaz sözde. bekliyorum mal gibi.. sağa bak, sola bak derken tüm ofisini inceledim adamın.. ama yok, zaman geçmiyor. sehpasının üzerindeki dergilere göz gezdirirken çemberimde gül oya'yı mırıldanmaya başladım istemsiz. şarkının ekseninden kaymasam sorun da yoktu aslında ama.. ama işte :(( güzelim türkünün melodik benzerliği kısa bir süre sonra "al bunu alamaz mısıın, sen ne biçim delikanlısııın" derken müdürle göz göze gelmemi sağladı. neler olduğunu anlamak isteyen bir yüz ifadesi vardı. istifimi bozmadım, asansörde kimin osurduğunu anlamaya çalışırken atılan şüpheci bakışlar gibi bakışlar fırlattım ben de. işine öndü. "kasıktan dize kadar" kısmını söylemeyeydim iyiydi :/
  • en doğrudan olduğu için, en etkili beste yapma yollarından biri. bir enstrümantalist, enstrümanı dahilinde sahip olduğu dağarcıkla bir kompozisyon çıkarmaya çalışırken; mırıldanarak, kafasından geçeni en direkt olarak ortaya çıkarabilir, enstrümanına hakimse de mırıldandığı her şeyi aynı zamanda çalabilir ve bu yolla gerçekleştirebilir.
  • cortazar'ın mırıldandığım öyküler (queremos tanto a glenda) adlı kitabını akla getirir...
  • 60 yaş civarı erkeklerde sıklıkla rastlanan bir durum bu. kesinlikle kafadan atmıyorum çok ciddiyim. ne mırıldanıyorlar? şarkı. hangi şarkı? belli değil. anlaşılabilen kadarı şu; "hıyhuğğuu huuu duuuğğyhuu" işte bu noktada 60 yaş derken sallamadığım anlaşılıyor, çünkü o yaş grubunun, sabahları hanım kahvaltıyı hazırlarken radyoda musiki dinliyor olma ihtimali var. şimdi bakıyorsun alakasız herhangi bir ortam, sessizlik-ciddiyet vs. derken amca başlıyor huyuuğğ. otobüste tepende, bankamatikte kuyrukta fark etmiyor. söz yok, makam belirsiz, ıslık desen değil. anlasan ha şu şarkıymış dersin ama mümkün değil. ne ki bu abi, hepsi aynı şarkı mı yoksa bunların?