1. hayata dair ilginç bir anı olmasından öte, tour de france'a aniden katılan at gibidir ; tarihe bir virgül koyabilecek küçük bir ayrıntıdır. "seks farklı bir algıdır..." der montmartre keşişleri; "biçimi, uyabildiği bir kap, veya genel geçer bir güzelliği yoktur. ama sekstir işte." derler "meme bulduysan ye, kırbaç bulduysan kaç" demeyi de ihmal etmezler. size başımdan geçen egzotik bir hikayeyi anlatmak istiyorum izninizle azizlerim, sevgili pembe meme uçlular!

    hikayemiz esin'le başlıyor. esin yurtdışında okumuş, sonrasında türkiye'ye geri dönüş yapmış bir kızdı. türkiye'deyken çok iyi iki dosttuk. birbirimizin meme ucundan makas alır, yemeğimizi paylaşırdık. hunhar bir kız. heyhat, yurtdışından döndükten sonra davranışları değişmiş, fransa'mdaki üstün kültürü özümseyememiş, kişilik olarak çatırdamalar yaşıyordu. bu yüzden de yerleştiği evlerin sahipleriyle anlaşamıyor, bol bol ev değiştiriyordu. taşındığı dönemlerden birini daha yaşıyorduk. çok değil, bir gün önce kaslı kollarımla taşınmasına yardım etmiştim. teşekkür için olsa gerek akşam için beni arayıp yemek hazırladığını ve benimle başbaşa yemek istediğini söyledi. hevesini kıramamıştım bu hoyrat kızın.

    işten çıktığım gibi evimin mahzeninde yıllandırdığım bir şarabı da kolumun altına katarak çaldım kapısını. siyah bir gece elbisesiyle karşılamıştı beni. bronz teninin parlayan kıvrımları elbiseyle bütünlük sağlıyordu. esmer, uzun boylu, okyanus kadar mavi ve dalgalı bakışlara sahipti. sıcak bir gülümsemesinin daveti yetti içeriye adımımı atmak için. kültür olarak şaraplığının olmaması bir an için "bu şişeyi nereye koysam" endişesine sürüklemişti beni. heyhat fransızcadan gelme olan komodin bu işi görecekti. komodine yerleştirdikten sonra şişeyi, girdim salona.

    masa hazırlanmıştı. bir meme ucu gibi titrek ve çapkın mum ateşleri titriyordu rüzgarımda. yavaş yavaş çalan müzik ( http://fizy.com/…/pierre-bachelet-emmanuelle/1dlf3q) doldurdu kulağımı ve yeni pişen yemeğin yaydığı enfes koku... bir kez daha minnettardım esin gibi bir arkadaşım olduğuna. siyah elbisesinin telaşını belli eden kıvrımları gibi dalgalanan saçlarla daldı salona, ellerinde sıcak yemekler. centilmenliğin bana verdiği yetkiye dayanarak takip ettim peşinden mutfağa. fırından yeni çıkmış, rokalı tavuk parçalarını aldım. salona doğru taşırken esin'in de çıplak omzuna bir öpücük kondurdum. birbirimize karşı fiziksel temasda bir sınırımız yoktu. ince belini sarışımda kalkan penisim onun için bir tehlike değildi, heyhat bir erkekle bir kadın arasında arkadaşlık asla mümkün değildi, bunu ikimiz de biliyorduk. orada her zaman tutku, arzu, nefret, tapma, ihtiras vardı ama arkadaşlık asla yoktu.

    elimdeki tepsiyi salondaki masanın yanına yerleştirdikten sonra koltuğa doğru uzandım. pierre bachelet'in enfes sesinin tadını çıkaracaktım, yüzeyi bir kadın bacağı kadar huzurlu ve sahiplenici koltuk teninde. tam koltuğa oturmuştum ki bir sertlik hissettim popo kaslarımla. bir süpürge sapı gibiydi, yoksa bir kumanda mıydı? ilgisiz bir şekilde elimi arkama doğru götürüp popoma batan şeyin ne olduğunu çözmeye çalıştım. evet bir saptı. kavrayıp önüme doğru çevirirken girdi esin salona. yüzünde bir şaşkınlık ve panik ifadesiyle. artık çok geçti. elimde siyah püsküllü ve siyah saplı bir kırbaçla salonun ortasında oturuyordum. esin ise sağ elinin narin dört parmağını ağzına götürmüş, gözlerini büyütmüş bir şekilde izliyordu olup biteni. şoku geçtiğinde girdi söze; "kusura bakma montmartre sakini, o orda mı kalmış yaa!" dedi hayıflanır bir ifadeyle. "jokey oldugunu bilmiyogdum esin" dedim sarkastik bir ses tonuyla.

    esin'in yüzü kızarmış bir şekilde oturduk sofraya, koltuğun üzerine bıraktığım kırbaç mum ışığında parlıyordu. esin ise mahçup bir yüz ifadesiyle karşımda duruyor ve nedenini anlamadığım bir şekilde "tüm planlarım bozuldu yaa" diye kendi kendine söyleniyordu. merağımı oynamaktan sıkıldığım bir memeyi kenara atar gibi attım. derin sessizliğimizi getirdiğim şarabı kadehlere dolduruşum bozdu. ikimiz için de konu değişmişti. artık şarabın yılını, hangi fıçıda saklandığını, peçetedeki rengini tartışıyorduk. ilk önce şaraptan yudum almak elzemdi. çünkü fransız şarapları ıssız adamın ucuz şaraplarına benzemezdi. hepsinin bir yaşanmışlığı, bir tarihi vardı. tabiki bunu içmenin de bir adabı.

    bunları tartıştığımız elit bir anda sert bir lokma ısırdığımı farkettim. dişime sert bir cisim gelmişti tavukların arasından. gayet kabaca olsa da büyük bir merakla elimi ağzıma götürerek çıkardım ısırdığım meme ucundan daha sert olan cismi. altın renkli minyatür bir anahtardı. esin ise bunu gördüğüne şaşırmamış, tam tersine "off yaa" diyerek elini alnına koymuştu. "kusura bakma montmartre sakini ama bu sana bi sürprizdi, kırbaç her şeyi bozdu" dedi. şaşkınlığıma yenik düşüp sordum; "neydi bu sügpgiz?" tam o sırada, gece elbisesinin arkasında sakladığı pembe tüylü kelepçeyi çıkardı. "ben çok yaramazlık yaptım montmartre sakini belki beni cezalandırırsın diye düşünmüştüm" dedi, kaldırdığı kaşları, cümlesine bir soru şekli katıyordu. lokmayı ağzıma götürmek için kaldırdığım çatalı ağzıma götüremeden geri indirmiştim. şaşkınlık tüm penisimi sarmıştı.

    heyhat her kan pompalanışında bir kez daha baş kaldıran penisim bu şaşkınlığı da üzerinden attı. "sevişme vaktimiz geldi diyogsun ha?" dedim, zaten bu günün geleceğini bilir bir ifadeyle. "evet" dedi, kaçınılmaz sonu işaret eden yüz ifadesiyle esin. "en azından yemegimi bitigeyim mademoiselle" dedim çapkın bir göz kırpışla. birkaç dakika boyunca konuşmadan yemeğimizi bitirdik. kucağımıza koyduğumuz mendillerle ağzımızı silerek ikimiz de ayağa kalktık ve birbirimize doğru bir adım attık. artık birbirimizin nefesini hissedebiliyorduk. ellerimi hızlı bir hamleyle gece elbisesinin kollarından içeri soktum ve dilimle koymuş gibi buldum kopçanın yerini. tek bir "klik"le açılmıştı. kollarını geri çekerek sütyenin vücudundan akıp gitmesine izin verdi. ayaklarımızın üstüne düşmüştü, siyah ve dantelli sütyen. fransız manikürü yaptırdığı elleriyle yüzümü sarmıştı, bir yandan öpüşüyorduk bir yandan birbirimizi hissediyorduk. daha sonra kalkmış penisimi onun vücuduna dayadım. karnına denk geliyordu, bana yaklaşarak daha da hissetmeye çalıştı penisimi, google earth gibi damarı damarına bir map çıkarıyordu sanırım, penisimin haritasını...

    gece elbesesini omuzlarından düşürerek bıraktım iki omzunu da açıkta. elbisesini dirsekleriyle sıkıştırmıştı. pembe ve dolgun göğüsleri önümdeydi. ellerini saçlarıma doladı, arkadan. ben ise bir elim poposunda, bir elim sağ göğsünde hayatın anlamını çözüyordum. daha sonra ellerini pantalonumun kemerine indirdi, pantalonumun üzerinden okşuyordu kırbaca muhtaç penisimi. boynumu emerek açtı fermuarımı. yarına bir iz bırakmak istiyordu, yarın sabah uyandığımızda yaşayacağımız soğuk sessizliği bu izle süslemek istiyordu. artık sevişmemiz sertleşmişti. ne istediğini bilen ve sert ellerimi poposuna yerleştiriğ esin'i kendime iyice çektim. poposunu sıkıyordum, elimi daha da aşağıya indirip vajinasının girişini elliyordum. en az bir kasım yağmuru kadar ıslak ve ılıktı. "te quiero" diye fısıldadı kendini koltuğa bırakırken. bacaklarını açmış, elleriyle tutuyordu. açıkta bir vajina vardı. dilimin en tat alan yeriyle saldırdım bu dünya mutfağının nadide parçasına. pembe vajinadan akan aşk suyu dilimi sarmıştı. g noktasına bastırdığım işaret parmağım ve klitorisine dayadığım dilim hakimiyet altına almıştı esin'in vücudunu. her hamlemde titriyordu, pürüssüz bacakları yavru bir ceylan gibi çaresizce olanı biteni izliyordu.

    sırılsıklam olmuş vajinasına yerleştirdim sertleşmiş penisimi. artık tek vücuttuk, birbirine ait. sevilmeye susamış tek vücut. açtığı bacaklarını ben de tutmuştum artık. vücudumun ağırlığını veriyordum, vajina daha da ortaya çıkmıştı. her gidiş gelişimde tenlerimizin birbirine çarparken çıkardığı ses hızlanıyor ve artıyordu. yüzümden akan terler damlıyordu çıplak göğüslerine. artık tamamen üzerindeydim, altımda kaybolmuştu, bronz teni kızarıyordu zevkin eşliğinde. zevk çığlıklarının arasında "bi dakika montmartre" dedi, koltuğun üzerinde duran kırbacı aldı, "belki seversin" dedi bana uzatırken. ben ise kırbacı aldığım gibi fırlatmıştım, gerçek bir erkeğin çıplak teninden başka seks oyuncağı olamazdı. benim seks oyuncağım adonisimdi, sert popo kaslarım, senin bacağına bastırdığımda ortaya çıkan kanatlarımdı. senin ise sevgilim; çıplak tenindi, yaratılış harikası bacakların, her gidip gelişimde kesilen nefesin...

    bu gece bir başkaydı...

    au revoir!
  2. çok alakasız bir şekilde başıma gelmiş olandır.
    seks eylemek için kullanılmıyordu, heyecanlanmayın.
  3. sekshikayeleri.com gibi mecralarda epey sükse yapabilecek bir hadisedir.

misafirliğe gidilen kızın evinden kırbaç çıkması hakkında bilgi verin