şükela:  tümü | bugün
  • çevresel faktörlere bağlı olabilir ama olmayabilir de.
  • eşyaya hükmetmeyi, eşyayı yönetmeyi becerebilen ancak insanlarla geçinmeyi, insanların yaptıklarına alınmamayı bir türlü beceremeyen biri olarak, anaokuluna hiç gitmemiş olduğum, ve çocukluğumu sınırsız bilgisayar ve video zamanıyla geçirmiş olduğum için mi her geçen gün daha fazla hissettiğimi merak ettiğim, ruhumu kaplayan durum. yıllar önce bir gün, o zamanlar çalıştığım kuruluşun yemekhanesinde, yeni tanıştığım ve sanırım benzer bir durumun içine sık sık yuvarlanan bir meslektaşım açığa vurmuştu bu durumdan mustarip olduğumu, o gün reddetmiştim, ama itiraf edebilirim artık.
  • sartre'ın le mur isimli öykü kitabında bu konuyla ilgili bir öykü de var idi. adı da erostrates idi. etkileyici idi. seul contre tous'yu izlerken aklıma geldiydi. idi. id. id ego süperego. kamil contafalsky.
  • içinde misanthropy lafının geçtiği bir şey yazdım, buraya da görünmez bakınız ekleştirdim ama ekleştirmez olaydım, bu ne aymazlıktır. bir ergenlik sızıları, iki müphem ifadelerden müteşekkil manasız lakırdılar. nedir bu lafın anlamı ne değildir net bir tarif, izah yok.
    misos (nefret) antropos (insan) biraraya gelince, el mahkum insandan nefret etmek anlamına geliyor. insan derken elbette karşımıza çıkan ilgili ilgisiz beşerden bahsetmiyoruz. bir bütün halinde insanlıktan, insan doğası denen muğlak yapıdan, insanın bulaştığı medeniyet vb. her türlü kavramdan nefret etme yahut bunlara karşı tümel bir tepki duymadır bahsettiğimiz kavram.

    hormonların sapıtmasına bağlı ergenlik bunalımlarında pek sahiplenilir falan da onu aşan bir yanı var elbette. aslında ergen arkadaşlar içlerindeki karmaşayı buraya akıtarak iyi bok yiyorlar! ne yaptıklarının farkında olacak halleri olmadığından bir şey de diyemiyorum, neticede ben de o yıllardan geçip geldim.

    genel hatlarıyla şunu diyeyim: insan herşeyi mahveden, doğası itibariyle felaketten başka bir şey getirmeyen, yeryüzündeki en gereksiz canlı türüdür. böyle düşünenler bu kulübe girebilir. bunun yanısıra insan bedeni, şu, bu gibi insanın maddi boyutuyla ilgili kısmı da olabilir, o taraf beni ilgilendirmiyor.
    hulasa, bana kalırsa daha ziyade soyut ve ahlaki bir temelde yükselen bir bakış açısıdır ve doğrudan doğruya, bin yıllardır yok etme ve yeniden inşa etmeye çalışma kısır döngüsünde yuvarlanıp giden yeryüzünün en hızlı üreyen türüne yönelik mantıklı temelleri olan ama büyük çelişkileri de beraberinde getiren bir bakış açısıdır. jonathan swift, açlıktan ölme noktasına gelen irlandalılara (kendisi de irlandalı) çocuklarını kesip yemelerini salık vermişti bir yazısında. ironi var tabii işin içinde. (bunu da buraya yazmak zorunda kalmak elektriklenme yaratıyor bende.) gulliver'in seyahatlerini yazan adam hani. katıksız bir misanthrope olabilir mesela bakmayın siz satirist matirist dediklerine.

    bir de bu ülkede tonla insan var, insanı misanthropy'e sürükler.
  • uyumakta olan kediyi kutusundan çıkarıp tekmeleyerek ve kafasını ezerek öldürebilen bir canlıyı; dahası bu canlının yaptığını normal görebilen ve umursamayabilen birçok canlıyı barındıran türün insan olması mizantropinin sebeplerinden yalnızca biridir.
  • önce kendinden nefret etmekle başlar ve gerisi gelir.
  • ing insanlara karşı nefret duyma.
  • (bkz: misantropolis)
  • "dünyayı sarmalayan ince tabaka üzerinde hastalık vardır. bu hastalığın adı insandır"
  • bu bir hastalıksa, tedavisi empatidir. hastalık olup olmadığına karar veremedim henüz.