şükela:  tümü | bugün
  • insan nefreti/düşmanlığı, dünyayı tümüyle insandan boşaltmayı arzulamak.
  • (bkz: misanthrope)
  • cinsiyetçi olmadığı için takdirle karşılanması gereken bir saplantı. ayrıca dc comics'den tanıyıp sevdiğimiz ra's al ghul de bir misantrof örneğidir.
  • kusup kurtulsam olur mu? olmuyor. çünkü kustuktan sonra içmeye devam ettiğim de oldu, uykusuzluğa devam ettiğim de, titreyerek uyuduğum da... ezeldendir alkole yatkın bir midem yok. dolayısıyla son olmayacak bu, ilk olmayacağı gibi... yazarken de böyleydi bu, sevişirken de, serserilik yaparken de, düzgün bir ilişkiye başlayıp kendimi kandırdığımda da, hiç bir şeyin sonu olmaz. bu yüzden ilkler özeldir. bizse kendimizi kandırırız hayattayken sonlandırdığımıza dair.
    kişisel bazda devam edersem nefret veya kinin de sonu gelmiyor bende galiba.
    ----------------------------------------------------
    -ne yaptın ne yaptın?!
    (duymamıştı, tekrarlayıp üstüne basa basa anlatmam için sormuyordu... taksim'de metroya yürüyorduk basit bir akşam ertesinde)
    -ürolojiye gittim. bir şikayetim olmadığını ancak ne olur ne olmaz diye test yaptırmak istediğimi söyledim. adam da aval aval bana baktı... bakteriyel olabilir mi dedim. o da "bakteriyel olsa akıntın veya kaşıntın olur." şeklinde salakça bir sebeple geçiştirdi.
    -ee?
    -serum testi yapın o zaman dedim ben de. kan testi yaptırdım yani hepatit, hiv falan sorgulamak adına. temiz çıktım.
    -hayırlısı be gülüm.
    -oğlum sanırım temiz çıkmasam kadınlarla birlikte olmaya devam ederdim. korunmalı ya da korunmasız.
    -oha, neden?
    -insanlardan nefret ediyorum?
    -ben kendimi misantropik sanırdım; sen daha fenaymışsın lan! öldürecek misin hepsini?
    -bilmem. geliyorlar bazen işte bazı bazı...
    alkolün gazıyla söylediğim bir çift laftı. acaba alkol gerçekten bilinçaltımızı mı yansıtır; yoksa amacım o an arkadaşımı rahatsız etmek miydi; hatırlayamıyorum. zaten biraz bira, biraz şarap önce değil; bayağı bir takım bira önceydi.
    ama düşünüyorum da, oraya giderken karşılaştığım dünyalar tatlısı mendilci bir kızın elini şişeye doldurduğu suyla yıkamasını, sırf tepkisini merak ettiğim için "bu kadar para var üstümde"(örneğin bir iki lira eksik) dediğim taksicinin "canın sağolsun." cevabını aldığımda, yaşlandığı için oturarak namaz kılan; beyinsiz evlatları yüzünden kendi işini halletmeye çalışan ihtiyarları gördüğümde, ailemi veya arkadaşlarımı düşündüğümde (o küçücük çevreyi yani) insanların o kadar da kötü olmadığını; nefretin gereksizliğini sorguluyorum kendi içimde. sonra diyorum ki; "istisnalar kaideyi bozmaz."
    bir gün, bir soru gelmişti ve bayağı başarılıydı.
    -madem sevmiyorsun, neden o kadar aptal kadınla diyaloğa giriyorsun? veya tanımadığın heriflerle barda otururken muhabbet ediyorsun? sevmiyorsan neden barlara gidiyorsun, onları görmek için değil mi?
    cevaplamıştım...
    -erkekler bana içki ısmarlamak için, kadınlar ise peynirli whopperıma üflemek için varlar diye.
    muhtemelen benden beklediği cevap: "her insandan öğreneceğin bir şeyler vardır." idi. ancak o cevap gelmeyince sessizlik kapladı ortamı.
    özendiğim ve idol tuttuğum üç büyük yabancı yazardan biri(diğer ikisi palahniuk ve fante'dir) olan bukowski'nin harika bir lafı var ki durumun özeti...
    "insanlardan nefret etmiyorum. sadece onlar etrafta değilken kendimi daha iyi hissediyorum."

    http://bosmideyeikidubleviski.blogspot.com/…38.html
  • "siz insanlar" diye başlayan bir cümle kurabilmeyi istediğinizde aklınızın bir yerlerinde yattığının farkına vardığınız his.
  • istanbul trafiğine çıkan hemen herkesin sahip olduğu duygu. lanet olsun içimdeki insan sevgisine düşüncesinin tersi.
  • arkadaşlarım, ailem, kadınlarım var evet.
    bir de kocaman kocaman duvarlarım var; insanlar fark edemese de.
    o duvarların içine girmeyi başarmış; çok sevdiğim bir çok insan var, buna da tamam.
    ama dayanamıyorum. insanlara, kalabalığa, topluluklara, barlara kafelere kahvaltılara ve tanımadığım herhangi bir insan sürüsüyle aynı atmosferi solumaya...
    hastayım ben. ruh hastasıyım.
    suratınıza baktığım zaman düşündüğüm iki baskın derya var.
    birincisi, benim yakınlarım ölürken; siz nasıl yaşayabiliyorsunuz? önce sizin ölmeniz gerekmiyor muydu?
    ikincisi, siz kimsiniz? beni tanıyor musunuz tabii ki hayır da; beni tanımak istediğinize emin misiniz?
    dışarı çıkmıyorum, vazgeçtim artık o işten. evdeyken neden bu kadar rahat hissettiğimi düşünüyordum günlerdir. ama bugün onu da çözdüm. insanlar üstüme üstüme geliyor, ne zaman eğlenmeye taksim'e ya da kadıköy'e gitsem... götüm götüm ilerleyip bir masaya tünesem de aynı bu; barda otursam da aynı. çok kalabalıklar, bir zombi sürüsü gibiler. sadece bana programlanmamışlar; evet ancak ben onların arasında olmamaya programlanmışım işte.
    akşam rezil bir planımız vardı. kuzenimle dışarı çıkacaktık. önce tophane'de bir sanat galerisine, çok yakın bir arkadaşımızın galerisine uğrayacak; ardından da ayı gibi maç izleyecektik. zaten galeriyi bir kez tavaf etmemiz toplamda on beş dakikayı geçmedi. ikimiz de mühendis adamlarız, işimiz gücümüz olmaz ki soyutla; anlatımla, fotoğrafla...
    maça geçtik, "aslanım" denilen mekana. maç dışında zerre çekilebilecek bir yer değildir aslanım. yani aranızda kız arkadaşıyla ya da kızlı erkekli arkadaş grubuyla oraya gitmek isteyecek kadar aptal olan varsa; söylesin. madalya takacağım.
    çıkışta tek amacımız, nevizade'de bir yerlerde kokoreç yemek; akabinde de bir iki bira içmekti. lanet olsun.
    aval aval mekan bakınırken ya da garsonla pazarlık yaparken yolu tıkayan mı dersin; yolun ortasında öküz gibi bekleyen mi dersin... siz bana fazlasınız yahu, gerçekten çok fazlasınız. ben sizin gibi gece kulübünden önce içmelik yer aramıyorum arkadaşım. kızlı erkekli arkadaş grubumu "rakıya gidelim mi?" şeklinde gaza getirmiyorum arkadaşım. dansöz ya da fasıl ekibi yoksa; herhangi bir meyhaneden voltamı da almıyorum arkadaşım. benim tek amacım beynimdeki üç beş hücreyi öldürmek ve gecenin sonunda eve dönüp pantolonumla uyumak.
    ancak siz öyle değilsiniz. her şey sizin için zaten... fasıl da size geliyor, dansöz de, rakıyla dans ve çektirilen fotoğraflar da... ben istemiyorum bunları, istemediğim için semtimdem çıkmıyorum işte sikikler! ben rakı yudumlarken ya da biraya abanırken sohbet etmek istiyorum, sakin müzik istiyorum, zeki müren çalsın; dertleneyim istiyorum. sizse "nereden kimi kaparız ne yaparız?" derdindesiniz.
    sikeyim sizi.
    ben o üç dubleyi ya da üç litre birayı içmediğimde elim ayağım titriyor. sizin böyle dertleriniz yok. siz sigarayı da sadece alkolle bir iki tane içiyorsunuz, "alkol kullanır mısınız?" sorusuna "sosyal içici" cevabı veriyorsunuz, mezenin de en iyisini biliyorsunuz, ırish pub'ın da müdavimisiniz. futbol izlemezsiniz ama liverpool'u desteklersiniz; basketbolla alakanız yoktur ancak nba finali için sabahlarsınız (sabah sporunuzdan sonra tabii ki), sadece facebook ve twitter'a girmek için macbook alırsınız ve kadınsanız fularınız, erkekseniz boyna bağlamalık açık pembe renk fularınız eksik olmaz. siz kimsiniz ulan? ne sikime yararsınız?
    o taksi dolmuşçu abinin söylediği gibi; "nefret ediyorum insanlardan!"

    http://bosmideyeikidubleviski.blogspot.com/…of.html
  • batağına düştüğüm illet.