aynı isimde "mısır (ülke)" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
  • günümüzde çeşitli formlarıyla, yediğimiz neredeyse tüm paketli gıdalarla, indirekt şekilde yediğimiz hayvanların besini olarak bedenimize giren mısır, endüstriyel hububat yelpazesini domine etmektedir.

    mısırın moleküler ve verimi etkileyen bir avantajı vardır. bitkiler havadan karbon atomunu, topraktan suyu alır ve bunları organik bileşenlere, yani bizler için besine dönüştürür. bitkilerin çoğunluğu fotosentez sırasında üç karbon atomu içeren bileşen yaratır, mısır ise dört karbon atomu yaratmaktadır(tüm bitkilerin sadece %3 kadarı bu fotosentetik yolağı kullanır)
    bu bitkinin yapısal ekonomisi için bir avantajdır çünkü daha az su kaybederek daha fazla karbon elde eder.

    ışık, su ve temel elementlerden mısır kadar yüksek miktarda organik bileşen elde etmek nadir olduğu için bu durum bitkiyi avantajlı konuma sokar. bu da bitkinin insan tarafından tercih edilir hale gelmesini ve üretiminin artmasını sağlar.

    böylece biz insanlar, mısırı kendimiz için gıda olarak ve belki daha da önemlisi hayvancılıkta besin kaynağı şeklinde kullanırken o da bizi kendisini üretmek, yaymak, ve hatta genetik olarak geliştirmek için kullanır.

    dipnot: bu mısır için bizlere kıyasla daha iyi bir anlaşmadır. insanoğlunun fizyolojisi için bu denli yüksek miktarda hububata maruz kalmanın çok çeşitli sakıncaları vardır. mısır ise her canlıda varolan çoğalma, gelişme ve yayılma ihtiyacını, insanlar üzerinden karşılamayı başarır.
  • bu sebze midir her ne ise onun aracılığı ile buradan tüm tohum şirketlerinin anasını avradını sikeyim diyorum. biyogenetikle uğraşıp güzel bitkinin dnasının amına koydunuz orospu çocukları. yemeye adam akıllı mısır bulamıyorum lan. nerde o eski mısırlar? aldığımız bütün mısırlar hep şekerli, şekerli, şekerli, tatlı mısır. alayınız götünü sikeyim amına koyduğumun götveren orospu çocukları.
  • patlami$i vardir, ha$lanmi$i vardir, bi de yanmi$i vardir ki onu cok az insan sever. yanmi$ bir $ey ne kadar lezzetli olabilir ki?
  • hele bi de o yanmis kozlenmis misiri tuzlu suya batirip cikar, o zaman daha guzel oluyor
  • beta karoten bakımından zengin bir besin maddesidir. bu yüzden tavuk besiciliğinde önem taşır. tane mısırdaki karotenler yumurtanın sarısının güzel renk almasına yardımcı olur. köy yumurtası kadar albenisi olmasa da mısır sayesinde güzel sarılı yumurtalar üretmek mümkün. ancak bazen tavuklara boya yedirip renk yapıyor kimi üreticiler, allah onlarin belasını versin. sığır besiciliğinde ise mısır tane olarak fazla verilmez. çünkü eti ve yağı sarartma özelliğine sahiptir. bu sektörde sarı renk istenmeyen bir sonuç.. daha çok mısır besi yemleri ve küspenin içine katılarak yemin enerji oranını arttırmak için kullanılır. büyükbaş yetiştiriciliğinde mısırın en yaygın kullanımı silaj olarak, gövdesi ve taze koçanı ile beraber doğrandıktan sonra konserve şeklinde yedirilmesidir. kış aylarında otun bulunmadığı dönemde samandan çok daha besleyici değere sahip bir yemdir. silajlık mısır olarak piyasada bulunan bol yapraklı ve kalın gövdeli cinsler sadece bu amaç için ekilir ve koçan çıkarması beklenmeden biçilerek silaj hazırlanır.

    mısır 3200 kalori/kg ile tahılların içinde en yüksek enerji değerine sahiptir. aynı şey bizim için de geçerli. mısır ekmeğinin kalorisi buğday ekmeği başta olmak üzere diğer unlu gıdalardan yüksektir. böyle kumlu yapısına bakıp da bu kesin şişmanlatmaz deyip fazlaca tüketmemek gerekiyor.

    bitkinin kendisine gelince, aslında türkiye şartlarında mısır üretmek hem teknik hem de piyasa açından bakıldığında zor bir iş. bitki koçan çıkarmak için diğer tüm tahıllardan fazla suya ihtiyaç duyuyor. sulama olmadan mısır yetiştirmek mümkün değil. arpa, buğday ve yulaf mısıra göre çok daha az suyla idare edebilir. mısırı sulamak için kaynak olsa da sulama tekniği masraflı.. salma sulama bitkinin kök yapısı ve tarlaya ekiliş düzeni nedeniyle verimsiz. baş taraf bataklık olsa dahi tarlanın sonu kupkuru kalıyor. yağmurlama sulama tekniği de bitki uzadıktan sonra bir işe yaramıyor. çok güçlü fıskiyeler lazım. yoksa dallara çarpan sular olduğu yere birikiyor. damlama sulama denen her köke ayrı çalışan sistemler kurmak gerekiyor ki bunu tesis etmek de büyük para demektir.

    mısırı ilaçlamak da ayrı bir problem. bitki uzayınca tarlaya traktör sokmak mümkün olmuyor. dış devletlerde uçaktan ilaçlama yaygın olarak kullanılsa da bizdeki arazi bölünmesi nedeniyle hem pahalıya geliyor hem de yan tarlalardaki mahsüllere ve doğaya zararı olan bir yöntem.

    mısır türkiye'nin ithal ettiği en önemli tarım ürünü.. birinci kalem olarak istatistiklere geçmiş durumda, hatta evelki yık ihtiyacın yüzde kırkını ithal etmişiz. nedeni üretim zorluğu ve fiyatlardaki dengesizlik.. üretici bir sene 30 kuruşa sattığı mısırı bir sonraki sene 22-23 kuruşa vermek zorunda kalıyor. fiyat yükselir beklentisiyle ambarına koyduğu mısır ithalatın açılmasıyla birlikte değerinin yüzde otuzu kadarını kaybediyor. hali hazırdaki piyasa şartlarında mısır tarımı yapmak hem masraflı hem de kumar gibi, ne kazanacağın belli değil. bu yüzden her yıl rekolteler dalgalı gerçekleşiyor.

    türkiye'de mısır tarımında bir olumsuz nokta da iklim şartlarının ürünü olumsuz yönde etkilemesi. çiftçiler mahsülü biçmeden önce tarlada uzun zaman bırakma huyuna sahip. bitki tamamen kuruduktan sonra biçiliyor. belki hepimiz yol kenarından geçerken kurumuş mısır tarlasına rast gelmişizdir. tarlada bekleyen mısır kasım-aralık ayında biçilmeyi beklerken şayet yağmurlu bir sonbaharla karşılaşırsa nemleniyor. yem firmaları başta olmak üzere işletmeler yüzde 14-16 aralığında rutubete sahip mısır tercih ediyor. fazlası hem boşa para hem de başta aflatoksin olmak üzere küf üremesine zemin hazırlıyor. yağmura kalmış bir mahsulün nem miktarı ise yüzde 18den başlayıp yüzde 24 e kadar yükselebilir. bu da üreticinin malının elinde kalması demek. tam bir değer yok gerçi ancak, türkiye her sene ürettiği mısırın yaklaşık beşte birini rutubet nedeniyle kullanamıyor.

    a.b.d'de 90 lı yıllarda genetik olarak kurcalanmış mısır yetiştirme denemeleri yapıldı. burada amaç bitkinin zararlı böceklere karşı dirençli olmasını sağlamaktı. hatta böcek dna ları ile kombine edilen mısırlar üretildi. başlangıçta her şey iyi gelişse de sonradan bu mısırların gövdelerinin hiç esnemediği ve rüzgarlı havalarda hepsinin kırıldığı, tarlanın deyim yerindeyse yattığı gözlendi. türkiye'de böyle girişimler olmasa da bazı firmaların verdiği deneme tohumlarını arazilerde görmek mümkün. tarlanın başına tabela koyarak bu mısırın tohumu bizim diye reklam yapma girişimleri de var. ancaaak mısırların normal mi yoksa oynanmış mı olduğunu anlamak çok güç. piyasada ilginç koçanlara rastlıyoruz. taneleri üst üste binmiş, koçanda milimetre kadar boş yer olmayan ürünler, eşşek kadar koçanlar, boylu gövdeler, bodur gövdeler... belki bu dönümüne daha fazla verir umuduyla herkes başka başka şeyler ekmiş, ya tutarsa diye hasat zamanını bekliyor..
  • abd'de, özellikle 1950'lerde, mısır çiftçilerinin yoğunlukla yaşadığı, seçimlerde önem teşkil eden bazı ortabatı eyaletlerine sus payı babında inanılmaz sübvanse edilmiş besin. peki ne var bunda diyeceksiniz, şu var: yetişen fazladan mısır, yüksek fruktozlu mısır şurubu elde etmekte kullanıldı ve bu inanılmaz sağlıksız madde ucuz olduğu için şeker yerine pek çok yiyeceğin bünyesine girdi. sonuç: artan obezite ve kalp hastalığı vakaları.

    abd mısır sübvasyonunun yüksek fruktozlu mısır şurubuyla alakasız bir başka sonucu da, ucuz mısırın nafta çerçevesinde meksika'ya yığılarak meksikalı mısır üreticisini perişan etmesidir ki, zapatista hareketini mısır satamadakları için beş parasız kalan çiftçiler başlatmıştır.

    mısır deyip geçmeyin yani, dünyayı ve milyonlarca insanı derinden etkilemiş bir besindir kendileri.
  • misirda gdo varmis. ya da misir gdo'luymus. hangi kullanim dogru bilmiyorum. misir severdim aslinda. simdi ne zaman salatalarin icinde konserve misir taneleri gorsem sucluluk hissediyorum. bu sucluluk cok kisa suruyor olmali ki (yarim saniye falan) hemen abaniyorum salataya. salataya kasikla abanan insanlar vardir, onlardan degilim. suyuna ekmek de banmiyorum. demek istedigim, manyak gibi salata duskunu biri olmadigim halde, icinde bu kucuk hinzir misir tanelerini gorunce salata istahim kabariyor. heh, iste o anda gdo, misir surubu, obezite, amerika gibi imgeler ucusuyor beynimde. hemen sonra (yarim saniye falan) "neyde gdo yok ki" gibi tamamen temelsiz bir genelleme ile kendimi kandiriyorum.
    bir de su var, annem pazara gitse, sut misiri alsa, guzelce kaynatsa ve biz onu yesek. ses cikara cikara, dislerimizin diplerinde kala kala, karsimizdakini kiskandira kiskandira... iste o misiri yerken bu gdo imgeleri hayal olur, yok olur, namevcut olur. bu da boyle garip ama bir o kadar da yaman bir celiski. bu arada annem artik pazara gitmiyor, evde de misir kaynatmiyor. kaynatiyorsa da benim haberim olmuyor. eskiden de yengem kaynatir bize yollardi. bu serbest yazi stili beni nereye goturecek bilmiyorum:/

    bagliyorum... sut misirini yedikten sonra bol bol su icmeyin, ishal olursunuz, allah saklasin.
  • nemli bölgelerde yetişen tek yıllık bitkidir. mısır taneleri koçan denilen silindirik odunsu bir şeyin üzerindedir. tanelerinde üzeri yeşil yapraklarla kaplıdır. uç tarafında saç gibi püsküller bulunur. mısır fazla yenildiğinde gaz sancısı ve karın ağrısı gibi etkiler gösterebilir.
  • her öğün bıkmadan, usanmadan yiyeceğim
    -herhalde- tek besindir.

    haşlanmış süt mısırın askerleriyiz!
  • olay sisi değil sisi yi orada tutan güç türkiye ile anlaşmasına karşı sen sisi ile dost olsan ne fayda