şükela:  tümü | bugün
  • adam phillips'in 2012 basım tarihli psikanalitik/ psikoterapötik edebi denemeler kitaplarından biri. türkçe'ye 2015'te kaçırdıklarımız yaşanmamış hayata övgü* adıyla metis'ten ve selin siral çevirisiyle kazandırılmış. phillips kitapta belli başlı birkaç başlık altında (hüsran üzerine, kavrayamamak üzerine, yanına kar kalmak üzerine, çıkıp gitmek üzerine, tatmin üzerine, deli rolü üzerine) ruh sağaltımı ile edebiyat ve düşünce arasında köprüleri kurup incelemeye devam etmiş.

    metinde sıklıkla başvurulan düşünür ve sanatçılar william shakespeare, sigmund freud, andre green, slavoj zizek.

    bazı dikkat çekici alıntılar:

    * freud "kutu seçimi" (1916) başlıklı yazısında lear hakkında şöyle der: "ölümün pençesine düşmüş bu adam, kadınların sevgisinden feragat etmeye yanaşmaz; onların kendisini ne ölçüde sevdiğini kulağıyla işitmek ister."

    * sevgi talebi her zaman sevgi konusunda bir şüphe içerir ve tüm şüphelerin temelinde de sevgi şüphesi yatar.

    * belki daimi bir öfke içindeyizdir ve kendimize yetmediğimiz için kendimizden, istediğimiz şeyi hiçbir zaman tam anlamıyla vermedikleri için de başkalarından intikam alıyoruzdur.

    * kendimizi hüsrana sürükleme yollarımızdan biri de kendimizi kandırmamıza yarayan tatminler yaşamaktır.

    * var olan tek fobi kendini bilme* fobisidir.

    * (toplum eleştirmeni theodor adorno asthetische theorie [estetik kuramı] adlı eserinde modern sanatın vazifesinin, "ne olduğunu bilmediğimiz şeyler yapmak" olduğunu söylemiştir.)

    * bize anlaşılmayı istemek öğretilmiştir ama bu dilek en kindar talebimiz, yetişkinliğe geçtikten sonra da annelerimize duyduğumuz hınca sarılma, her ihtiyacımızı karşılamadıkları için onları asla affetmeme yöntemimiz de olabilir.

    * psikiyatrik tanılar kavrayamadığımız insan kalmasın diye vardır.

    * esasen psikanaliz insanları anlama ve anlaşılma ihtiyacından vazgeçirme terapisi, kavrama yolunda "gecikmiş bir eğitim"dir.

    * thoreau* 1842 yılında tuttuğu günlüğüne, "eleştirmenler shakespeare'i* yüceltebilmek için onun çağdaşlarını azımsamıştır," diye yazmıştı.

    * hayatın gerçeklerini bilebiliriz ama o kadar. cinsel münasebette bulunabiliriz ama cinselliği kavrayamayız.

    * mesela psikanaliz seanslarında, insanların yaşadıkları deneyimleri anlatırken yaşayamadıkları deneyimlerden bu kadar çok bahsetmeleri ve mahrum kaldıkları şeyler hakkında bu denli otoriter, tutkulu ve kendinden emin bir tavırla konuşmaları bana çarpıcı geliyor.

    * neyin içinde olduğumuzu anlamadan çıkıp gitmek isteriz. bu durumun en uç örneğine fobi diyoruz.

    * sevgiyi önceleyen, ne istemediğimizi, neyin dışına çıkmak istediğimizi bilmemizdir.

    * tony tanner'in bir keresinde belirttiği üzere, tüm romanlar zina hakkındaysa, demek ki hepsi de katlanılmaz hale gelmiş bir şeyden çıkıp giden insanlar hakkındadır. yaradılış öyküleri, tüm yunan tragedyaları, bütün büyük epik şiirler, shakespeare'in eserlerinin tamamı ve daha niceleri de öyle.

    * sadece kelimelerle alimi mutlak olunur. ve alimi mutlaklık, göreceğimiz üzere, tatminin düşmanı, sabotajcısıdır.

    * tatminin dili son derece fakirdir, klişelerle ve ünlemlerle doludur, " mehteşemdi!" gibi şeyler söylenir durur.

    * tatmin fantazilerimiz -tatmine ilişkin öngörülerimiz- gerçek tatmin olasılığından saklandığımız yerlerdir.

    * lacan*, seminerler'inde şöyle yazar: "analitik bir bakış açısından, insanın suçlu olabileceği tek şey arzusundan kaçınmasıdır."

    * sevgi/aşk insanlara başlangıçtaki eşitsizliği hatırlatır ve onları o konuma sokar.

    * delilik denen şeyin bu denli korkutucu olması, kısmen yaşamadığımız bir hayatı, başımıza gelme ihtimali taşıyan bir olayı, yapma ihtimalimiz olan bir şeyi, çok vahim bir durumun tek çözümünü temsil etmesinden kaynaklanır.

    * delileri ya disipline eder ve cezalandırır ya da kahin mertebesine yükseltiriz - veya onları oyun kahramanı şeklinde sahneleyerek estetize ederiz ki seyirciler (ya da okurlar) olarak asla başımıza gelmesini istemeyeceğimiz şeyler karşısında coşkuya kapılabilelim.

    (bkz: this be the verse/@ibisile)
    (bkz: deli/@ibisile)
  • çok da bir şey kaçırmamışız.

    ben örneğin bu kitabı bugüne kadar okumayarak çok da bir şey kaçırmamış olduğumu düşündüm.

    hatta okuduktan sonra "ne okudum ben şimdi?" dedim.

    daha önce üzerine hiç düşünmediğim konular hakkında (hüsran, kavrayamamak, yanına kar kalmak, çıkıp gitmek, tatmin, deli rolü) yazar yorumlarını, görüşlerini, aklına takılanları çeşitli edebiyat eserlerinden alıntılar yaparak yazmış.

    *

    diyor ki hüsran üzerine:

    "şayet birisi sizi tatmin edebiliyorsa, hüsrana da uğratabilir. sadece tatmin edebilen biri hüsrana uğratabilir sizi."

    "aşık olduğunuz insan aslında rüyalarınızın erkeği ya da kadınıdır; daha tanışmadan önce onu hayal etmişsinizdir.(...) o kişiyi o denli net bir biçimde ayırt edebilmenizin sebebi onu bir anlamda zaten tanıyor olmanızdır; onu bunca zamandır beklemiş olduğunuz için ezelden beri tanıyormuşsunuz gibi gelir."

    kavrayamamak üzerine:

    "kimse bir şeyi -yapılan espriyi, ne dendiğini, neler döndüğünü- kavrayamayan kişi olmak istemez. kavranamayan şey yine bir arzu nesnesidir. onu istediğimiz için kavramak isteriz. istediğimiz, esprinin verdiği hazdır, bu haz esprinin komik gelmemesinden kaynaklanıyor olsa bile. her koşulda kavramamız gerektiğini düşünürüz."

    "kavramamak çoğunlukla dışarıda bırakılmak anlamına gelir. dışında kaldığımız şey kavrayanlardan müteşekkil grup ve kavramanın sağladığı hazdır."

    "var olan tek fobi kendini bilme fobisidir. (...) kim olduğumuz her daim ziyadesiyle gözümüzü korkutur."

    yanına kar kalmak üzerine:

    "size ait olmayan bir şeyi alırsanız ve bu yanınıza kar kalırsa o şeyle ne yapabileceğinizi bulmanız gerekir. kurallar onları çiğnemek mümkün değilse bir anlam ifade etmez."

    "searle insanları ulus-devletleri için ölüme yollamanın hükümetlerin yanına 'organize şiddet tekeli' vasıtasıyla kar kaldığını söyler."

    çıkıp gitmek üzerine:

    "okur hep başka bir yerde olmak, en azından kendi düşüncelerinde kaybolmak ister. her okumada bir kaçış kipi vardır."

    "çekip gittiğimizde, sanki çok biliyoruzdur: kalırsak ne olacağı hakkında, bilebileceğimizden çok daha fazlasını biliyormuş gibi davranırız."

    "bazen -belki de çoğunlukla- deneyimlediklerimizden ziyade deneyimlemediklerimiz hakkında daha fazla şey bildiğimizi düşünürüz; deneyim yaşamama tecrübesine taktığımız ad 'hüsran'dır."

    "insan ancak bir durumdan kurtulamadığı, çıkıp gidemediği takdirde ne olacağını bildiğini düşünüyorsa çıkıp gitmeye kalkışır."

    "çıkıp gitmek, kalırsak ne olacağı hususunda tahmin yürütmeyi içerir ve bu tahmin neleri kaçıracağımızla ilgili bir hikayedir her zaman."

    "neden yaşamadığımız olaylar hakkında yaşadıklarımızdan daha fazla şey biliyormuş gibi görünürüz? çünkü çıkıp gitmeyi sadece bu mümkün kılar."

    tatmin üzerine:

    "tatmin gerçekleşmeden önce zihnimizde vuku bulur."

    "çocuk, karnı acıktığında kendisini tatmin edecek nesnenin kontrolünün onda olmadığını anlamaya başlayınca, buna çare olarak memeyi hayal eder."

    deli rolü üzerine:

    "delilik ve deliymiş gibi davranmak bariz biçimde hüsranla, kavrayamamakla, yanına kar kalmakla ve tatminle ilintilidir."

    "deli rolü yapmak insanların ilgisini başka türlü çekmekle alakalıdır.(...) tiyatro deliliğin panzehiri olmuştur."

    "delilerle ilgili bizi dehşete düşüren şey öngörülemez olmalarıdır."

    dedim ya, daha önce hiç bu kavramlar üzerine düşünmemiştim. yazar bunları düşündürmekle kalmayıp bir de garip gureba sorular sormuş:

    örneğin:

    "kavramak bize bir çeşit haz veriyorsa, kavrayamamanın, dışarıda bırakıldığımız ya da hiçbir fikrimizin olmadığı durumların getireceği hazlar nelerdir?"

    "kitaplar bizim okumamızdan ne öğrenir?"

    "tatminin ne olduğunu zaten biliyorken, neye benzediğini nasıl keşfedebilirsiniz ki?"

    "kimse anlamıyorsa delinin sarf ettiği sözler söz müdür?"

    *

    ne bileyim ben?