şükela:  tümü | bugün
  • türkçeye "olmaz böyle misyon" şeklinde çevirebileceğimiz kelime öbeği.
  • görevler eskiden çanta büyüklüğünde, monitörü ve küçük optik disk oynatıcısı olan bir aletle verilirken, şimdilerde sadece bir güneş gözlügüyle veriliyor..
    malum olduğu üzere işiniz bittikten sonra 5 sn içerisinde gözlüğü atmalısınız, yoksa hayatinizin geri kalanini elinizde bir baston ve yaninizda bir kurt köpegiyle geçirebilirsiniz
  • yok adam zaten o heyecanin icinde ki dunyanin bi ucuna gitmis, binbir garip kiliga girip enteresan sifreli diyaloglara girmis senin verecegin mission icin, sen hala "should you choose to accept bidi bidi" diyosun. hayvanin evladi seni. sonra o adam cd playerimsi gudik aleti sana yedirip icinde self-destruct etmesini hu$u icinde izlemez mi saniyosun...
  • görevi öğrendikleri aletin yerini söyleyen adamları nasıl bulduklarını merak ettiğim dizi. ya bir mantık hatası var ya da beyaz saçlı eleman mahalle mahalle dolaşıyor "abi görev var mı?" diye.
  • vakt-i zamanında prag turizmine hatırı sayılır katkısı olmuştur.
  • soğuk savaş dönemi senaryo eksikliği hissetmeyen tv dizisi, konu 90'ların sineması olunca çark edilip iç çekişmelerin, para etkisinin, satışın yaşandığı, uluslararası suç örgütleri ile yapılan işbirliğinin normal olduğu, kısacası kapitalizmden beslenen bir filme dönüşür.

    uluslararası oyuncu kadrosu birinci filmin en önemli artısı. üstüne brian de palma'nın yakın plan çekimleri, yönetmenin hayranlarına hiç yabancı gelmez. cıa'nın merkezi langley'deki disk kopyalama sahnesi ise herhalde sinemalarda sessizliğin en güzel sağlandığı sahnelerden birisidir. seyirci diken üstünde 3 cm sonraki alarmın, ter damlasının gerginliğini yaşar. serinin diğer filmlerinde de bu tarz sahneler vardır ama hiçbirisi birinci filmdekine yaklaşamaz.

    tom cruıse'un yapımcı olduğu ilk filmlerdendir ayrıca ve yakaladığı gişe başarısıyla hem tom cruıse'u zengin eder hem de serinin diğer filmlerinin önünü açar. tom cruıse'un özgürlüğü, serinin diğer filmlerinde istediği yönetmeni seçmesini de sağlar.

    oyuncuların kalitesi, dönemi çok iyi ifade eden senaryosu, absürd sahneleri ile serinin en özel filmi olduğunu söyleyebiliriz ve dvd-bluray'dan filmi izleyenler jeneriğin sonuna kadar sabrederse okan isminde bir set çalışanının ismini de görürler.
  • satranç turnuvasında bir büyük usta'yı bizimkiler kaçırmıştı. ama usta'nın online olarak satranç oynaması sağlanmıştı. o devir için çok ileri bir teknolijiydi bu. hatta bağlantı kesilmişti de kritik bir hamleyi face kendisi yapmıştı. (hatırlatma)
  • bugün tam 21 yıl olmuş vizyona girmesinden bu yana. müziği ile çocukluğumuzda öyle bir yer etmiş ki, gerilim denince kafamızda o malum müzik çalardı. yaşlanıyoruz hakikaten.
  • hayatımda önemli bir rol oynamış dizidir. insanların adını hatırlayamıyorum ama şöyle bir sosyal sınıflama vardı:
    beyaz saçlı adam: ekibin lideri olduğundan pek bir iş yapmazdı,
    siyah saçlı adam: kendisi makyaj uzmanıydı ve habire başkalarının yerine geçen maskeler takardı,
    bilgisayarcı adam: teknik işlerden sorunlu bir abimizdi,
    sarışın adam: habire dayak yerdi çünkü teknik haltlardan anlamazdı
    kadın: kadındı işte
    bu sosyal üçgene göre diziden öğrendiğim iki çok önemli şey olmuştu, birincisi sosyal kademenin en üstüne çıktıkça sorumluluk artar ama fiziksel güç beklentisi azalır ve daha az yorulursun daha çok maaş alırsın, tabii kıçının kılı ağardığı için o parayı nereye harcarsın bilinmez. bu sebeple en üst kademeye çıkmayı silmiştim aklımdan.
    ama en önemlisi çocukluğum dizinin işçi sınıfını temsil eden, habire dayak yiyen sarışın adama acımakla geçtiği için en büyük kararım kalifiye eleman olmaktı ki tek becerim fiziksel güç olmasın da dayak yemeyeyim. zira diğerleri akıllarını kullanabildikleri için tüm sezon yedikleri dayak bu garibin bir bölümde yediğinin onda biri kadardı.
    bir de kadın vardı, evet insan sarışın adam olmaktan sınıfsal olarak kaçınabilirdi, bu yıllar önce charles dickens* tarafından kanıtlanmış bir durumdu ama kadın olmaktan kurtulamazdın.
    yani sınıfsal olarak dayak yemesen de dizinin büyüteçten görünüşü dünyadaki konumun hep erkeklerden bir kademe alt olacaktı. ama habire dayak yemek zorunda değildin, işyeri tacizi kesin gibiydi ama kendine uygun bir çevre edinebiliyordun ki bunların hepsi toplumsal bir kaderdi aslında napardın.
    ben de böylece dickens'ı izledim ve üniversiteye gittim, fiziksel gücü boşladım. böyleydi işte sarışın adamın bana yararı, bu dizi bana hayat dersini ben mini miniylken vermişti.
    kadın mı? kadındı işte, onun pek bir yararı olmadı.