şükela:  tümü | bugün
  • çoğunlukla zeus'un aşk maceralarından oluşan hikayeler..
  • (bkz: mit)
    (bkz: efsane)
    (ara: mitoloji*)
    hangi bolgeye ait olduguna bagli olarak degisik ozellikler gosteren okumasi ogrenmesi pek zevkli hikayeler. genelde ilk caglarda insanlar kafayi dogayi anlamakla bozdugu icin dunyayi aciklamya yonelik ogeler barindirirlar, hava su volkan cart curt tanrilari gibi.
  • düş kurmaya yönelik yetiyi geliştiren hikayeler.
  • (bkz: ikarus)
  • ünivdeki bir hocamdan güzel bir tanesini dinlemiştim:

    insanoğlu henüz yaratılmamış. dert tanrısı dertli dertli yeryüzünü dolaşırken toprak ananın evini görmüş. gelmişken toprak anayı ziyaret etmiş. sohbet falan derken dert tanrısı "toprak ana biliyorsun çok dertliyim. eğer müsaden olursa topraklarınla, çamurunla vakit geçireyim" demiş. toprak ana bonkördür. uygun usullerle kendisinden bir şey dileyene bereketini esirgemezmiş. dert tanrısına müsade etmiş...

    dert tanrısı toprak, çamur falan derken bu malzemeyle insan heykeli yapmış. o sırada oradan geçen zeus bu ilginç ama mükemmel sanat eseri için "bu benim de çok hoşuma gitti. ben buna ruhumdan üfleyeyim de can bulsun" diyerek insanoğluna can vermiş.

    3 tanrı, meydana gelen insanoğlunu o kadar çok sevmişler ki aralarında hemen mülkiyet kavgası çıkmış. insanoğlunu paylaşamamışlar.

    zaman tanrısını hakem seçerek karar vermesini istemişler. zaman tanrısı üçünü de dinlemeye başlamış.

    toprak ananın iddiası: bu meydana gelen eser benim malzememden yapılmıştır. dert tanrısının ve zeusun katkılarını yadsıyamam. ama ana madde benim olduğu için insanoğlunun bana verilmesi daha uygun düşer.

    dert tanrısının iddiası: toprak ananın malzemelerini kullandığım doğrudur. ama onu bir eser haline getirerek daha önce hiç görülmemiş bir eser meydana getirdim. bu eserin el emeği de fikri de bana aittir. zeusun da bu esere can vermesiyle bunun kıymetinin arttığını kabul ediyorum. ancak ben böyle bir şey meydana getirmeseydim ne toprak ananın malzemesi böyle bir şahesere dönüşecekti ne de zeus ona ruh verecekti. ınsanoğlunun mülkiyetinin bana verilmesi daha uygun olur.

    zeusun iddiası: toprak ananın malzemesinden, dert tanrısının hünerinden meydana gelen bu şeyin kıymetinin katlanmasına benim ona verdiğim ruh neden olmuştur. bu sebeple insanoğlunun mülkiyetinin bana verilmesi daha uygun olur...

    zaman tanrısı karar vermek için zaman ister. ortada mevcut bir eserde izaleyi şuyu (ortaklığın giderilmesi) davası var. ancak müddeabih(dava konusu) bölünebilir bir şey değil. karar vermek icin uzun bir zaman düşünür. madem hakim seçildi hak dağıtmaktan da imtina edemez.
    en sonunda bir sonuca varır.
    tarafları çağırır ve hükmünü tefhim eder.

    gereği düşünüldü:

    1-ben zaman tanrısı olarak insan oğluna bir vade biçiyorum.

    2-insanoğlunun bu vadesi bitince bedeni toprak anaya ruhu da zeusa ait olacaktır.

    3-insanoğlu bu vadeye kadar dert tanrısının malıdır.
    kesin olarak karar verildi.
  • antik yunanlılar doğayı betimlemek için mitolojilerinden faydalanmışlar, doğayı mitolojileri ile açıklamaya çalışmışlardır. yunan mitolojisinde bulunan birçok hikayeden biri de apollon ile daphne (defne)‘nin hikayesidir. mitoloji de bu hikayenin geçtiği yer ise antakya’nın harbiye ilçesidir.

    apollon mitoloji de güneşin, ışığın, şiirin, müziğin, okun, kehanetin tanrısıdır. zeus’un oğlu, artemis’in kardeşi apollon çok iyi bir okçudur.

    daphne ise nehir tanrısı peneus’un kızıdır. çok güzel olmasıyla ünlü olan bu su perisine aşık olan birçok erkek olmuştur. ancak defne hayatı boyunca evlenmemeye kararlıdır ve bu nedenle hiçbir evlenme talebini kabul etmemiştir.

    günlerden bir gün apollon dört tanrısal atın çektiği arabasıyla gökyüzünü gezerken kendisi gibi bir okçu olan aşk tanrısı eros ile karşılaşır. eros o sırada insanları aşık etmek için kullandığı ok ve yayı ile ilgilenmekle meşguldür. yakın zamanda bir ejderha öldürmüş ve zaferinden dolayı kibirlenmiş olan apollon eros’a seslenir:

    - ey aşkın tanrısı! bu savaş araçları senin eline hiç yakışmıyor. onları bana verirsen, uygun olan yerde, yani savaş meydanlarında kullanırım. bilirsin benim attığım ok yerini bulur, bu konuda benim üzerime yoktur.

    eros apollon’un bu küçümseyici tavrına çok sinirlenmiş. apollon'a demiş ki:

    - ey güneşin, müziğin, okun tanrısı güçlü ve akıllı apollon. söylediklerinde elbette ki doğruluk payı var. senin okların her şeyi vurur mutlaka. ama unuttuğun bir şey var ki o da benim oklarım seni bile vurabilir. benim işimi neden böyle küçümsüyorsun.

    eros sözlerini bitirdikten sonra apollon'un yanından hızla uzaklaşmış, ancak apollon’a zamanı geldiğinde ders vermeye yemin etmiş.

    apollon günlerden bir gün yeşillikler içindeki ülkesinde oturmuş lirini çalarken, ormanda yalnız başında dolaşmakta olan güzeller güzeli su perisi daphne'yi görmüş. onu görür görmez bütün vücudunu bir titreme almış. kendinden geçmiş bir halde tanrıçaları bile kıskandıran bir güzelliğe sahip olan bu su perisini izlemeye başlamış. ancak onları izleyen birisi daha varmış: aşk tanrısı eros. eros, apollon'un kendisini küçümsemesinin intikamını almanın vaktinin geldiğini görünce sevinmiş ve biri altın, biri de kurşun olan iki ok hazırlamış. altın oku apollan’a fırlatıp, onu tam kalbinden vurarak daphne’ye aşık olmasını sağlamış. kurşun oku ise daphne’ye fırlatıp onun da apollan’dan ölesiye nefret etmesini sağlamış.

    apollon artık hergün bu güzeller güzeli su perisini görebilmek için gökyüzündeki krallığından inip daphne’yi gizli gizli izliyormuş. artık ne savaşlardaki başarısı, ne avdaki keskin nişancılığı, ne de ustaca çaldığı lirin tanrısal ezgileri tatmin etmiyormuş güneşin ve okun tanrısı apollon'u. hergün ormana gidip kalbini esir alan daphne'nin tanrıları kıskandıran güzelliğini izliyormuş. günler geçtikçe onu uzaktan uzağa izlemek yetmez olmuş. kendi kendine demiş ki:

    - ben ışığın ve müziğin tanrısı güçlü, yakışıklı, korkusuz apollon’um. niye çekiniyorum ki? gidip şu ormanın güzel kızıyla konuşayım. aşkından dalgalanıp, göğsümü delen şu kalbimin acısını bastırayım.

    kendi kendine böyle cesaret verdikten sonra güzeller güzeli daphne'nin karşısına çıkmış apollon. daphne aniden karşısına çıkan apollon'u görünce korkmuş ve ondan kaçmaya başlamış. apollon da onun peşinden koşuyormuş. bir yandan da daphne'ye, o'na olan aşkını haykırıyormuş.

    - dur, kaçma benden güzeller güzeli peri kızı. ben apollon'um, güneşin, müziğin ve ışığın tanrısı. senin düşmanın değilim. bütün bu yeryüzünde bana aşık olmayacak tek bir canlı bile yokken sen niye benden kaçıyorsun.

    daphne'nin durmaya hiç niyeti yokmuş. tam aksine kalbindeki nefret okunun etkisiyle apollon'un bu aşk sözlerinden daha da korkmuş ve ciğerlerini yırtarcasına kaçmaya devam etmiş. apollon çaresizlik içinde daphne'yi kovalamaya devam ediyormuş. bir yandan da şöyle sesleniyormuş ona:

    - kaçma benden ne olursun ey güzeller güzeli. bak ben ışığın tanrısıyım ama senin aşkından gözlerim kör oldu, okun tanrısıyım ama kalbime saplanan bu aşk okunun dermanı yok bende. dur ne olur kaçma benden, beni senin peşinden koşturan aşktır, düşmanlık değil!

    bu sırada olympos'taki tahtında oturan tanrıların tanrısı zeus bütün bu olan biteni izliyormuş. oğlunun düştüğü bu içler acısı duruma üzülüyormuş ancak olaylara da müdahale etmek istemiyormuş. daphne kaçmaya, apollon da onu kovalamaya devam etmiş. bir an gelmiş ki daphne artık apollon'un yakıcı tanrısal nefesini hissetmeye başlamış ensesinde. yorgunluktan iyice titreyen bacakları artık gövdesini taşıyamayacak hale gelmiş. birden durarak ayağı ile toprağı eşelemiş ve nehir tanrısı babasından yalvararak yardım istemiş. daphne'nin içten yalvarışını duyan babası, kızına dönüşüm yeteneğini kullanarak yardım etmiş. daphne’nin vücudu birden ağırlaşmaya başlamış. ayakları toprağın derinliklerine doğru kaymış, yeryüzündeki bütün kadınları kıskandıran bedeni kabuk bağlamış, kokusundan bütün canlıların başını döndüren saçları da yapraklara dönüşmüş. ince, narin kolları uzamış ve dallara dönüşmüş ve güzel daphne bir defne ağacına dönüşmüş.

    gördükleri karşısında şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmış genç ve güçlü apollon. üzüntüden bol bol gözyaşı dökmüş ve defne ağacına sarılmış. güzelim yapraklarının kokusunu doyasıya içine çekmiş. apollon defne ağacına şöyle demiş:

    - ey güzeller güzeli, ben seni çok sevdim. sen beni istemedin ve benden kaçtın. oysa ki ben sana ne kadar aşıktım ve şu yeryüzünde beni reddedecek başka bir canlı yoktu. ben seni karım yapacaktım. madem ki benim karım olamadın o zaman benim onur ağacım olacaksın. bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini. kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.

    bu içten ve tatlı sözler üzerine, defne ağacına dönen daphne saygıyla eğilmiş apollon'un karşısında. işte bu tanrısal aşk hikayesinin geçtiği yer bugünkü antakya'nın harbiye'sidir. ve derler ki; harbiye'nin şelaleleri de güzel daphne'nin döktüğü gözyaşlarıdır !
  • özellikle hellen mitolojisiyle ilgili olanları için homeros** ve hesiodos'un* eserleri, tüm hellen coğrafyasında olduğu gibi mutlak kabul gören kaynaklar olmaktan ziyade, aslında hellen dini yapısının ruhunu yansıtır niteliktedirler.

    bu eserler bir çeşit bestseller olarak düşünülebilir. tüm hellen coğrafyasında bilinir ve sevilirler, içlerinden birçok ilahi oluşturulur. şiirler söylenir, içlerinde geçen olaylar çoğunlukla kabul görür. ne var ki bu anlatıların kabul gördüğü yerlerde bile her zaman için o bölgede esas olarak tapım gören tanrıların başka mitosları, epitetleri ve tapım gelenekleri vardır.

    bu çok yoğun farklılaşma islam ve hristiyanlık öncesi dini yapının doğasıyla ilgilidir. bugünkü din algımıza göre, bir kavram olarak dini tek bir yapı olarak düşünmeye eğilimliyiz. başka başka dinler olsa da her birisi kendi içerisinde "bir din" ediyor. bu durum antik dünya için geçerli değil.

    esasen bugün kullandığımız din kelimesini karşılayabilecek bir sistem dahi yok hellen kültürü içerisindeki inanç geleneklerinde. bunlar zamana, bölgeye, kente ve hatta her tanrının her tapınağında farklılıklar gösteren özerk bir sürü inancın bir araya gelmiş hali. o kadar ki, tanrıların adlarının aynı olması, onların aynı tanrılar olduklarını dahi göstermiyor.

    örneğin yaygın mitolojik hikayelerde artemis sonsuz bakire, avcı ve yay kullanan dinamik bir karakter olmasına rağmen*, efes geleneklerinde* tamamen zıt bir kişilikte bereketi ve verimi simgeleyen, hantal bir kişiliğe sahiptir. bunun sebebi efes artemisi'nin aslında kybele olmasıyla alakalı.

    bugün alışık olduğumuz yapı aksine, antik hellen dini sistemi içerisinde başka kültürlere ait tanrılar da zeus, artemis, apollon gibi yerli tanrıların adlarıyla adlandırılabiliyordu. örneğin tanrı amun, hellenler için mısırlı zeus'tu.* bu şekilde mısır'dan birçok kült alınmıştır. hatta bunlardan bazıları (apis, seraphis, isis...) direkt olarak hellen kentlerine entegre olabilmiştir.

    ya da örneğin eros ve dionysos gibi tanrılar özellikle hellenistik dönem öncesinde farklı karakterlerken özellikle de dionysos*, son derece olgun yaşta ve maskulen bir tanrıyken bu dönemden sonra eros'un arsız bir çocuk olarak düşünüldüğü** ve dionysos'un genç erkek bedeninin güzelliğini sergileyen son derece alımlı ve biraz da feminen bir tavırla yeniden yapılandırıldığını görebiliyoruz.

    bu örnekler hellen kültürünün doğuşundan, hristiyanlık çağına kadarki süreçte bir insanın hayatı boyunca hepsini öğrenemeyeceği kadar çeşitlendirilebilir. o açıdan bu hikayelerin hiçbiri, genel-geçer olarak düşünülmemelidir.
  • karadut ve yaprağı efsanesi

    bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. kızın adı tispe, delikanlının ki ise piremus idi. bunlar yan yana evlerde otururlardı. birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslerlerdi. fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı.
    iki evin arasında gizli bir çatlak vardı, aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burada buluşur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar
    verdiler. tispe ağaca piremus'dan önce varmıştı. gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. korkarak bir mağaraya doğru koşmaya başladı. farkında olmadan yolda boynundaki eşarpını düşürmüştü. o sırada piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı.
    kocaman aslanağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi tispe'nin eşarbını parçalıyordu. o an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın tispe'yi öldürerek yediğiydi. tispesiz yaşayamazdı. aklından geçen sadece aşkı uğruna canına
    kıymaktı.

    belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. piremus'un cansız vücudu yerdeydi ve elinde tispe'nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. ilk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. ama eşarbı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. bir an mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. ve onun öldüğünü düşünen piremus aşkı uğruna canına kıymıştı. tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. onların aşkı ölesiye bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramazdı. eğer piremus aşkı uğruna
    ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. birden vücudu piremus'un bendeninin üstüne yığıldı.

    o anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı bunların aşkına
    adadılar. piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, tispenin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler.o günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini,(piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları,
    (tispenin gözyaşları) temizler..bilir misiniz dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz.
  • (bkz: izanagi)

    (bkz: izanami)

    (bkz: takara bune)

    (bkz: şiçi fukujin)

    (bkz: ramayana)

    (bkz: mahabharata)

    (bkz: pangu)

    (bkz: gökkuşağı yılanı)
  • (bkz: ulises)

    (bkz: ramses) serisinin ilk kitabındaydı sanırım.

    ayrıntılı bilgi gelecek...