şükela:  tümü | bugün
  • ilk defa cevat şakir 'den işittiğim basit bir örnekte algıladığım, anladığım ve kültürler arası kronik alışveriş ve çatışmaların kısmen sebebi olan akıştır.
    üstadın verdiği misal kabaca şöyleydi; agamemnon, kızı iphigeneia 'yı salt troya savaşı 'nda zafere ulaşmak için tanrılara kurban etmiştir. bu inanışın bulunduğu kültür, doğal olarak bu hikayenin devamını ve açıklaması niteliğindeki yan hikayeleri de beraberinde yaratacak ve yaşatacaktır. örneğin; kızını bir savaş için kurban eden kocasına nefret duyan klytaimnestra, sevgili edinip, kocasını savaş dönüşünde öldürecektir. hikaye dallanır budaklanır; bu sefer babasının, öz annesi ve sevgilisi tarafından öldürülmesine içerleyen orestes, biraz da kız kardeşi elektra 'nın acılarını dindirmek için, öz annesini ve sevgilisini öldürerek babasının intikamını alacaktır.
    örnekte görüldüğü gibi hikaye birbirine zincirlerle bağlanmaktadır, hem de gerek hybris, yani haddini aşma ve meden agan, gnothi seauton (kendini tanı) inançlarının da ortak paydası ile birleşip ilginç ve trajik bir bütün oluşturmaktadır. aslına bakarsanız; bu örnekteki hikayelerin bir de baş kısmı vardır; yani agamemnon'un kızını tanrılara sunmasını açıklayan; tanrıça artemis, agamemnon'a kızgındır, zira agamemnon avlanırken yanlışlıkla artemis'e adanmış kutsal geyiği de vurudğundan, artemis sadece, kızını kurban ederse onu affedeceğini söylemiştir. bu da işte hikayelerin öncesi, tabi bu son anlattığıma da başka öncüller eklenebilir, hatta farklı sonlar da eklenebilir; misal; agamemnon, kızını tam kurban edecekken, artemis kıza acır ve onu gökyüzüne alır, bıçağın altına da bir geyik koyar. bunun üzerine rüzgarlar hemen esmeye başlar, filo troya'ya gitmek üzere yola çıkar.

    görüldüğü üzre hikayenin belli kısımları bizim pek iyi bildiğimiz şu ibrahimi hikayede yaşananlara ne kadar çok benziyor değil mi? oğlunu kurban edecek peygamber, tam aksiyonu gerçekleştirecekken gökten temiz hayvan iner ve oğlan bıçak altından kurtulur. fakat bu hikaye oldukça insani ve kişiseldir. antik yunan'da biçildiğince, tanrıçanın kaprisi veyahut savaşta zafer kazanabilme gibi sebepler yoktur, aksine peygamberin tanrıya olan adağı ve tanrının insanı denemesi söz konusudur.

    ayrıca arkeolojik verilerden çok, her zaman söylerim, edebi metinler insanın uygarlaşması sürecindeki değişimleri, inançlardaki gevşeklikleri ve bunun doğal sonucu olarak çok gerçek tarih bilgisini bizlere sunmaktadır. delphoi'da bir kahinin mağarasından veyahut horatius'un, o çok muhteşem satura'larını kaleme aldığı evinden insanın, bizim anladığımız manada insanlaşma sürecini algılamak gibisi var mı ey sözlük? eski cag insanlari mitoslara inanmislar miydi diye sorarak, bu konuda başka verilerle başka entiriler yazacağımı söyleyerek, bu entirimi kapatayım.

    http://video.google.com/…369727196337340565&q=mısır
  • (bkz: centaur)
    (bkz: john updike)
  • aslında muazzez ilmiye çığ hoca 'nın da 'tufan olayı orta asya 'da olmuştu hadisesine dayanaklar ortaya koyarken üstünden teğet geçtiği konu bu.
    hoca tufan olayının, değişik efsanelerde nasıl benzeştiğini, üç aşağı beş yukarı nasıl şekillendiğine dair örnekler sunmakta.

    hint efsanesinde;

    veda dini birinci bin yılın başından itibaren gelişme süreci içinde yerli öğelerle etkileşerek hint dinine dönüşmüş. hint tufan öyküsü de bu süreç içinde oluşmuş. hint tufan kahramanı manu. manu'nun daha önce iyilik yaptığı bir balık ona bir tufan olacağını, bir gemi yapmasını söyler. (bu balık muhabharata destanında tanrı brahma ile özdeşleştirilmiştir.)
    manu, balığın önerisine uyarak bir gemi yapar. tufan olunca manu, tekneyi balığın boynuzuna bağlar. balık gemiyi ağ tepesine götürerek tufandan kurtarır. tufan sonu yalnız manu kurtulur, o da teşekkür için sulara ekşi süt ve tereyağı döker. bir yıl sonra sulardan bir kadın çıkar ve her ikisinden insanlar ürer ve onlar insanların atası olur.

    iran efsanesinde;

    bu efsane zerdüşt dinin ilk kitabı olan avesta'nın ilk bölümü vendidad'da bulunuyor.
    ilk insan olan yima 'ya (sonradan çemşit olmuş) tanrı ahura mazda yeryüzünde yaşamını başlatma görevi verir. yima ölüm, hastalık, yoksulluk, aşırı sıcak ve soğuk olmayan bir yerde kral olur. ancak ahura mazda 'nın yarattığı insanlar öyle çoğalır ki; yeryüzünü 3 defa genişletmek zorunda kalır. sonunda ahura mazda yima'ya öldürücü bir soğuğun geleceğini, yer altına kare şeklinde bir sığınak yapmasını, içine yeryüzünün en iyi kadın ve erkeğinin, bitkisini, hayvanlarını, tohumlarını koymasını söyler. kare şeklindeki sığınağın avlusu, balkonu ve pencereler ve ışığı var. yima sığınağı yapar, içine her canlı türü ile ateşi koyar. ahura mazda, yima'ya ölümsüzlük vermek ister ama o kabul etmez. bu öykü i.ö. 6 . yy'da meydana çıkan zerdüşt dininden önce anlatılmış olmalı deniyor. bu din iran'da siyasal egemenlik medlerden perslere geçince başlıyor. medler büyük bir olasılıkla türk'tüler.

    türkmen efsanelerinde:

    gök tüylü bir teke 7 gece 7 gün dünyanın dört bucağını dolaşarak bir tufan olacağını insanlara duyuruyor. bundan sonra 7 gün dağlar ateş püskürüyor. 7 gün yağmur, dolu ve kar yağıyor. 7 gün tufan kopuyor, ondan sonra korkunç soğuklar başlıyor. 7 kardeşe tufanın kopacağı bildiriliyor. onların en büyüğünün adı erlik, diğerinin adı ülken imiş. onlar 7 kardeş olarak bir gemi yapıyorlar ve her hayvandan bir çift gemiye alıyorlar. tufan bittikten sonra bir horozu suya bırakıyorlar, soğuktan hemen ölüyor. sonra bir kazı suya bırakıyorlar, geri gelmiyor. üçüncü kez kargayı bıraktıklarında o da gelmeyince 7 kardeş karaya yanaştıklarını anlayarak gemiden çıkıyorlar.

    (altayların destanlarında ise şöyle;)

    ülken dünya üzerindeki noma adlı bir adama tufan olacağını söyleyerek gemi yapmasını bildirmiş. noma'nın balıksa, savrul ve zoozunuul adında üç oğlu vardı. bunlar bir dağın tepesinde bir gemi yaptılar. içine insan ve yaratıklardan birer çift aldılar.

    kazak efsanesinde:

    turan ovasında ilk olarak meydana gelen türü-ilk'ler, bu ovada mutlu yaşarken ademoğullarının işledikleri günahlar yüzünden burayı su basıyor. bunu gören nuh, kızılorda'nın karmakçı ilçesine yakın aral gölünün doğusundaki kemi salgan (gemi yapılan yer) denilen yerde gemisini yaptırarak halkı arasında kendisine inananları ve hayvanlardan birer çift alarak kemi salgan'dan turan denizinin yükselmesiyle hareket ederek aral, hazar denizinden geçip cudi dağına konuyor. tufandan sonra kurtulan nuh'un torunlarından türü-ilk ata tekrar gemi ile geri gelerek kazıkurt dağına inmiş. burada tufandan arta kalan türü-ilk'leri toplayarak onlara hayatı öğretmiş.

    tevrat, tekvin bab 6-9 'da:

    insanlar fena halde bozulmuşlar. rab onlara kızarak hepsini yok etmeye karar veriyor. onlar arasında nuh, rab'ı tanıyan ve onun yolunda giden biri olduğundan rab ona, insanları yok etmek için bir tufan yapacağını, kendisine bir gemi yapmasını söylüyor ve geminin nasıl yapılacağını, içine kendine inananları ve hayvanlardan birer çift almasını söylüyor. nuh söylenenleri yapıyor. tufan 40 gün 40 gece sürüyor. yeryüzünde her şey yok oluyor. sular ancak 150 gün sonra azalıyor. gemi 7. ayda ve ayın 17. gününde ararat dağına oturuyor. tekrar 10 ay bekliyorlar ve ayın birinci gününde dağların başı görünüyor. 40 gün bittikten sonra, nuh bir kuzgun salıyor dışarı, sonra güvercin, hepsi geri dönüyor, kurbanlar kesiyor nuh. rab hoş kokuları duyunca bir daha tufan yapmamaya karar veriyor. nuh ve nuh'ûn üç oğlu ham, sam ve yafet gemiden çıkıyorlar. bundan sonra insanlar nuh'un soyundan ürüyor, nuh 350 yaşında ölüyor.

    kur'an 'da:

    kur'an'da bu olay çok yüzeysel yazılmış. ankebût suresi'ndeki çeşitli ayetlerin çoğu, nuh'un, kavmi ile olan inanç problemleri ile ilgili. "tufan" kelimesi yalnız bir kere geçiyor. tufan ile ilgili ayetler sırasıyla şöyle:a'râf suresi, ayet 59:

    "ant olsun ki, nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. dedi ki, 'ey kavmim allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. doğrusu ben üzerinize gelecek azaptan korkuyorum."'

    yunus suresi, ayet 73:

    "yine de onu yalanladılar. biz hem onu, hem de gemide onunla beraber bulunanları kurtardık ve onları halifeleri kıldık. ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. bak, uyarılanların sonu nasıl oldu."

    hûd suresi, ayet 36-44:

    "nuh'a vahyolundu ki, artık kavminden iman etmiş olanlardan başkası asla inanmayacak. öyle ise onların işlemekte olduklan günahlardan üzülme. bizim gözlerimiz önünde bildirdiğimiz gibi gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana söyleme, çünkü onlar mutlaka boğulacaktır. nuh gemiyi yaparken kavminden ileri gelenler her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. dedi ki, 'eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki, siz nasıl alay ettiyseniz biz de sizinle alay edeceğiz.' nihayet emrimiz gelip sular kaynayınca nuh'a dedik: 'her cinsten birer çifti ve aleyhinde hüküm verilmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri gemiye yükle.' pek az kimse onunla birlikte iman etmişti. nuh dedi ki, 'gemiye binin, onun yüzüp gitmesi de, durması da allahın izniyledir.' gemi dağlar gibi dalgalar arasında olanlarla birlikte yüzüp gidiyordu. nuh gemiden uzakta bulunan oğluna 'yavrucuğum bizimle beraber bin, kâfırlerle beraber olma diye seslendi. oğlu 'beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım' dedi. nuh, 'bugün allahtan başka koruyucu yoktur' dedi. aralarına dalga girdi. oğlu da boğulanlara karıştı. 'ey yer, suyu yut, ey gök sen de suyu tut!' denildi. su çekilip azaldı, iş bitti, gemi cudi'ye oturdu. 'haksızlık yapan millet allah'ın rahmetinden uzak olsun' denildi."

    mü'minûn suresi, ayet 26-29:

    "nuh, 'rabbim beni yalancı çıkarmalarına karşı bana yardım et!' dedi. bunun üzerine ona şöyle vahyettik: 'gözcülüğümüz altında ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap, bizim emrimiz gelip sular kaynayınca her cinsten birer çifti, içlerinden daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanlar hakkında bana hiç yalvarma. zira onlar kesinlikle boğulacaklardır. sen yanındakilerle o gemiye yerleştiğinde 'bizi zalimler topluluğundan kurtaran allah'a hamt olsun' de ve de ki, 'beni bereketli bir yere indir, sen konuklatanlann en hayırlısısın!"'

    şuarâ suresi, ayet 117-120:

    "nuh, 'rabbim! kulum beni yalanladı. artık benimle onların arasında sen hükmünü ver, beni ve beraberimdeki inananlan kurtar!' dedi. bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri yüklü geminin içinde kurtardık, geri kalanları suda boğduk."

    ankebût suresi, ayet 14, 15:

    "ant olsun ki, biz nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o, 950 yıl onların arasında kaldı. sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. ama biz nuh'u ve gemide olanları kurtardık ve bunu âlemlere ibret kıldık."

    zâriyât suresi, ayet 46:

    "bunlardan önce de nuh kavmini helak etmiştik. çünkü onlar da yoldan çıkmış bir kavimdiler."

    yâsîn suresi, ayet 41-43:

    "onlara bir delil de, soylarını dolu bir gemiye taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binerleri yaratmış olmamızdır. dilesek onları da suda boğardık, ne kurtaran bulunur ne de kendileri kurtulabilirdi."

    görüldüğü gibi aynı hikaye, çeşitli kültür ve inanç sistemlerinde böylesine değişikliklere uğramış.
    uygarlaşmanın gereği olan kültürel alışverişin,-hatta savaşlar dahil- inanç sistemlerinde böylesine yakınlaşmasının, günümüz çarpışma ve itişmelerine, din ve ırk farklılıklarının doğurduğu gerilimlere bir cevabı olmalı. o da başka entirinin konusu. bu konuda devam etmeyi düşünüyorum.

    kaynaklar:
    bilim ve ütopya, sayı: 142
    http://www.islamiyetgercekleri.org/tufan.html
    http://www.geocities.com/…eragnostic/nuh_tuhani.htm
    http://portal.ateizm.org/…de=thread&order=0&thold=0
  • olabildiğince budaklanmış bir süreçtir.
    tanımını geçtik artık, örneklendirmeye devam;

    venus/#9970019 (cabulka tarafından) :

    "zühre
    bu gögün peygamberi güzelligin sembolü hz. yusuf'tur. imgelemi (hayal etme gücü) simgeler. insanin kendi hayal alemine ism-ilahi'nin yansimasini temsil eder ki bu gögün nefsi mertebesi küçük ilhamlarin edildigi nefs-i mülhimme 'dir. bu makamin ism-i ilahi'si el- musavvir (suretleri veren)'dir. aynadan yansiyan ilahi suretleri seyreden salik, kalbini allah'in ona bahsettigi güzelliklerle pekistirir."

    aphrodite/#4304982 (krm tarafından) :

    "gelmiş geçmiş en güzel yunan tanrıçasıdır kendileri.bu unvanı almaları entrika dolu bir mitos'a zemin hazırlamış.
    kral peleus'un dillere destan düğününe bütün tanrılar ve zamanın jet sosyetesi davet edilmiş.fakat olacak ya geçimsizlik tanrısı eris es geçilmiş...durum böyle olunca eris küplere binmiş ve düğünü karmaşaya çevirmek için tutmuş peleus'un sarayının yolunu.ortaya en güzele! yazılı bir elma atmış.elmayı almak için gaza gelen üç tanrıça (hera, athena, aphrodite) bir yarış içine girmiş. ortamın delikanlısı zeus elmayı verecek kişinin yeryüzünün en yakışıklı adamı unvanını elinde tutan troya prensi paris olmasına karar vermiş.
    bin bir katakulliyle paris'in aklını çelmeye çalışan tanrıçalar yağız çanakkale delikanlısına olmadık vaatlerde bulunmuşlar.hera asya imparatorluğunu, athena bilgeliği ve savaş kazanma becerisini, aphrodite ise zeus'un kızı menelaos'un zevcesi spartalı güzel helene i vaat etmiş.paris dünya malı dünyada kalır diyerek helene'i seçmiş...aphrodite o gün bugündür güzellik tanrıçası olarak alınır. (bkz: zorla güzellik olmaz)"
  • tarihsel manasıyla mistiklik, islam'daki adı ile; tasavvuf veya sufilik, kul'un tek gerçek tanrı ile birliğe ulaşması manasında olup, yaratıcı ile bir olma hadisesi katolik, ortodoks hristiyanlıklarında, hindu ve yahudi dinlerinde, şamanlıkta ve başka dinlerde de mevcuttur; bu haliyle bile ritüel ortaklığı mevzuunda seyreylememiz gereken bir süreçtir bu.
    bu süreci biraz da tasavvuf ve yunus 'tan yola çıkarak; kabaca bir canda iki ruh, bir gömlekte iki kafa anlayışlarına göz atarak irdelemeye başlıyayım bu entiride. ilhan başgöz 'ün yunus çalışmasını bu entiri için kendime yoldaş edinerek kimi tezleri dayanaklaştırmaya çalışayım. evvela tekrarlıyayım; bahsettiğim mistiklik; sevenle sevilen, müzikle dinleyen, resimle seyreden arasında ulaşılan bir birlik duygusudur. (bkz: vahdet i vücut)

    evren daha yaratılmadan önce sadece bir karanlık ve yokluk vardı, bir de mutlak yaratıcı. bu islami açıklamanın yanına yunan'daki evren kurgusundan biraz çıtlatayım; ''' yunan ozan hesiodos’a göre; başlangıçta khaos vardı. khaos, türevi bakımından, esneyen boşluk demektir. bu da bize, hiçliği, boş uzayı, zamanı, sonra kendisinden bütün var olanların oluşacağı o düzensiz, karmakarışık yığını düşündürüyor. bu, var olanlardan önce gelmiş olan ve varolanların kendisinden doğmuş oldukları hiçliği, kavram olarak belirlemek için yapılmış olan ilk denemedir. hesiodos şöyle diyor: ''khaos'tu hepsinden önce var olan...'' ''' (bkz: theogonia/@jimi the kewl) yunan'a açtığımız pencereyi kapayıp; tekrar islami açıklamaya döneyim; tek yaratıcı, yunan'daki adıyla khaos'un, yani boşluğun ve karanlığın içinde bir nur parçası gibi bakardı. (yunus emre inceleme i, ilhan başgöz) gerçi yaratıcı en yüksek dereceden iyilik, güzellik ve bilgeliklerle donanmıştır, ama onu insan aklının alacağı böyle niteliklerle tarif etmek olmaz; tanrının tek niteliği niteliksizlikdir.
    o görülmez, kavranmaz, duyulmaz, zamanla ve mekanla sınırlı değildir; değişirliği yoktur; ezelden ebede sürelidir. tek gerçek olan tanrı diledi ki; kendi güzelliklerine tapacak, kendini sevecek varlıklar olsun. bu yüzden kün * buyurdu ve bu buyrukla tanrısal nitelikleri yokluğun ve karanlığın üzerine düştü; bir aynaya düşen suretler gibi orada görünmeye başladı. evren ve insan işte bu karanlık ve boşlukta tanrı'nın birleşmesinden ortaya çıktı; bunun için asıl değil surettir bunlar. (bkz: imago) bu surette bir yandan tanrısal nitelikler vardır, bir yandan da karanlık ve yokluktan gelen kötü nitelikler. bunlar kötülük, çirkinlik ve şer gibi niteliklerdir. bu nedenle her insanın mayasında ikilik veyahut iki duruma da bürünebilme yetisi vardır. insan hem melektir, hem şeytan. hem kuzudur, hem kurt. hem sevap, hem günah işleyici; hem nur hem karanlık barındırır içinde.
    yunan 'da herakleitos'un ikiliğe bakışı da ilginçtir; harmonia kavramını tabi es geçmeden değerlendirmemizi yapmalıyız; "yaradılış (bkz: physis) saklanmayı sever. (123. 22. 18) benim değil logos 'un sesini duyduktan sonra bütün şeylerin bir tek şey olduğunu logos'a uyarak söylemek bilgeliktir.- bağlanışlar: bütün ile bütün olmayan birlik olan ile ikilik olan (anlaşma ve anlaşmazlık), ses birliği ses aykırılığı, bütün şeylerden bir şey ile bir şeyden bütün şeyler. - değişerek dinlenir (insan vücudundaki aither - ateş) - dağılır ve yeniden toplanır, yaklaşır ve uzaklaşır.- tanrı: gündüz gece, kış yaz, savaş barış, tokluk açlık - aynı şeydir yaşayanla ölmüş, uyanıkla uyuyan, gençle ihtiyar; çünkü bunlar değişince ötekilerdir ve ötekiler değişince de bunlar. - soğuk ısınır, sıcak soğur, yaş kurur, kuru nemlenir. - birbirine karşı olan birlikte giden; birbirinden ayrılanlardan en güzel uyum: harmonia. kendinde ikilik olan şeyin (insanın) logos'ta nasıl uyuştuğunu anlamazlar. (walther kranz, antik felsefe)

    islam'da tasavvufun ortaya çıkmasında ve tutunmasında eski yunan felsefesinin, özellikle platon 'un akılcı metafizik anlayışının , hristiyan keşişliğinin, hin mistikliğinin etkilerinin çeşitli araştırmalara konu olduğunu belirten ilhan başgöz, sözlükte benim bu başlık altında söylemek istediklerime çok büyük bir katkı sağlamakta. ayrıca hicret'in ii. yy.'da kaba kumaştan dokunmuş suf giyen müslümanlar (sufilik buradan geliyormuş) hristiyan keşişlerinin kılığına bürünmekle suçlanırlarmış. daha sonra ise sufiliğin kök salıp yerleşmesinde arap toplumunun iç koşulları en önemli rolü zaten oynamış. bu hususa ilerleyen entirilerde yine değinirim; bu konuda, sufilik ve etkilendikleri inançlar hususlarında derin bilgi sahibi herkesten mesaj, ilgi alaka beklerim, saygı duyarım.
  • din kavramının da bizzat dönüşüm sürecidir.
    bir örnek de roma 'nın büyü ritüellerinin yaygın bir şekilde geçerli olduğu krallık döneminden;
    religio, -onis (f) teriminin latincede manaları şöyledir; dinsel bağlılık, korkuyla karışık saygı, hürmet, ihtiram, huşu, haşyet,din, batıl itikat, boş inanç, vicdani neden, vicdanlılık, kutsallık, kutsal olma, mukaddeslik, saygı nesnesi ya da konusu, kutsal yer, dinsel tören, dinsel kurallara uyma, tanrılara karşı görev, tanrı korkusu, dinsel yükümlülükler, dinsel inanç, dinsel sistem, tapınma biçimi, kült

    bu terim üzerinde niye durdum, şimdi anlayacaksınız;
    kelimelerle oynayarak, kökleriyle, ekleriyle savaşarak, bozuşarak, kimi zaman istediğimizi alamayarak, bazen "hah buldum süpermiş ya.." diyerek mutlu olarak bazı sonuçlara vardım. şöyle ki; latincede 'reli-' diye başlayan ifadelerde tutunma veyahut bırakma anlamları mevcut, birkaç örnekle bunu göstereyim;

    relictio, -onis (f): bırakma, terk etme
    religatio, -onis (f): bağlamak, bağlayıp kapamak
    religiosus, -a, -um: dindar, sofu, dinsel, dine ait, boş inançlı, batıl itikatlı, vicdanının sesini dinleyen, insaflı, kutsal, mukaddes
    religo, -are: bağlamak, arkadan bağlamak, zincire vurmak
    relino,-ere: mührünü bozmak ya da çıkarmak
    relinquo, -ere: terketmek, bırakmak, vasiyet etmek, vazgeçmek, savsaklamak, aldırmamak, ihmal etmek
    reliquiae- arum: artıklar, bırakılmışlar, kalan şeyler
    relliquus: kalan, bırakılan
    ..

    üç aşağı beş yukarı kelimeler bunlar, görüldüğü gibi birçok batı diline değişik şekillerde geçmiş olan din kelimesinin kökü burada.

    ingilizce, ispanyolca, fransızca; religion
    portekizce religiao
    italyanca religione
    ..

    aslında yukarda verdiğim latince religio terimi, eski roma'da şöyle kullanılmaktaydı; romalılar uğursuzlukla yüklü olduklarından (tabu) sakınılması gereken yerlere ve günlere loca religiosa yani türkçesiyle mezarlar, yıldırım düşmüş yerler ve dies religiosi adını veriyorlardı. bu bize religio ile bundan türemiş sıfatın yani religiosus 'un , tanrıların ortaya çıkışından daha önceki bir zamanda doğduklarını göstermektedir. zira o dönem büyü ritüellerinin egemen olduğu bir dönemdi, carmen bonum yani iyi niyetli büyü ve carmen malum yani kötü niyetli büyü yanında, religio kelimesinin başlangıçta tabu kavramıyla sıkıca ilintili olduğunu ya da doğrudan tabu 'nun kendisini bildirdiğini kavrayabiliriz.

    not: tabi başlangıçta verdiğim religio teriminin manaları içindeki tanrısallıklar, sonraki dönemde rayına oturmuştur diyebilirim. zira benim burada asıl üzerinde durduğum dönem roma 'nın i.ö. 753 den önce ve sonrasındaki krallık dönemidir.

    edit @: sadece terim olarak ufak bir bilgiydi bu; din ritüellerinin kültürlerarası yolculuğuyla alakalı muazzez ilmiye çığ hoca 'nın sümerlerden tek tanrılı dinlere uzanan bilgi yoluculuğuna bir göz atalım;

    ".. sümer dini çok tanrılı bir dindi. fakat inanç ve dini işlemlerde tek tanrılı dinlere büyük etkileri olduğu anlaşılıyor.

    tanrı’nın yaratıcı ve yok edeci gücü, tanrı korkusu, insanların tanrı tarafından yargılanması, tanrılara yaranmak için kurbanlar verilmesi, törenler, dualar, tütsüler, ilahiler, çalgılarla tanrı’yı sevindirmek, iyi ahlaklı, saygılı olmak ve temizlik sümer inanışlarının temeli idi. bunlar tek tanrılı dinlere geçmiş. sümerlilere göre tanrılar şehirleri ve bütün kültür varlıklarını meydana getirip insanlara vermişlerdir. aynı düşünceyi kuran’da da buluyoruz. allah’ın insanlara elbiseler yaptığı (araf: 26), dağlara barınaklar, sıcaktan koruyacak elbiseler, savaştan koruyacak zırhlar (nahl: 81) ve gemileri (yasin: 82) yaptığı yazılıyor. sümer’de tanrılar ‘ol’ deyince o şey olur. yasin: 82’de ‘allah’ın yaratmak istediğine ‘ol’ demesi yeterlidir.’ denmektedir.

    sümer’de tanrılar istediklerini yok ederler. ordular tanrılarındır. aynı düşünceyi kuran’da da (enfal: 17) savaşta insanların değil, allah’ın öldürdüğü, atılan öldürücü silahların allah tarafından atıldığı yazılı.

    sümer tanrıları kızarsa kendi ülkelerini bile yakıp yıkarlar. tevrat’da, yahve’ (yehova) nın insanlara kızarak onlara yok edici felaketler verdiği, komşu devletleri israil’in üzerine saldırttığı bildirilmektedir. kuran’daki birçok sure içinde allah’ın çeşitli milletleri nasıl yok ettiği sayılmaktadır. bunların bazıları kasırga, bazıları dondurucu soğuk ile ortadan kalkmış (ankebut: 38, furkan: 38, hace: 44, akkaf: 27, muhammet: 13, fussilet: 13 bunlardan birkaçı).

    sümer tanrılarının gök yüzünde duku denilen toplandıkları yerleri, kürsüleri vardı. israillilere göre de tanrı’nın gökte sarayı ve etrafında bir çok yarattıkları var. kuran da 26 ayette allah’ın arş’da, etrafında melekler, cinlerden oluşan bir toplulukta oturduğu yazılı. arş’da saray demek.

    sümer’de krallar yeryüzünde tanrıların vekili sayılıyor. islam’da da halife allah’ın gölgesi, vekili idi. papa da öyle. islam’a giren kadınların başlarını örtmeleri sümer mabed fahişelerinin simgesiydi.

    sümerliler dünyadaki olayların ve tanrı isteklerinin yıldızlarda yazılı olduğuna inanırlardı. buruç: 17-18, neml: 75 ayetlerinde kuran’ın ve diğer olayların gökte levh-i mahfuz’da yazılı olduğu bildiriliyor.

    sümer’de sosyal adaleti koruyan tanrıça senede bir kez insanları, o yıl içindeki davranışlarını göre yargılar. bu inanış islam’a şaban ayının on beşindeki beraat kandili olarak girmiş. sümerliler dini törenlerini ayın görünüşüne göre yaparlardı. tek tanrılı dinlerde de öyle. sümer’de her şahsın ve ailesinin kendilerine özgü bir tanrısı vardı. onun görevi onları korumak isteklerini büyük tanrılara iletmekti. kuran’da (kaf: 17-18) ‘hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucusu ve denetleyicisi bulunmasın’ denmektedir." kaynak: uluslararası dördüncü türk kültürü kongresi

    not: altay'ın uyarısıyla sure isimlerinde bir düzeltme yaptım.
  • bana çok da anlamlı gelmeyen bir kavram. mitos sonuçta insana aittir. tam da insandan doğmuştur. mitoslarıyla birlikte yaşayan insan için mitoslar yoktu , bir başka döneme , in illo tempore (bkz: mircea eliade) varlolan ama yenilenen gerçeklikler vardı. ve bu gerçeklikler de tam da varolan evreni ve ortaya çıkartılan insanı anlaıyordu. mitoslar aynı zamanda insanın varolma ve erginlenme macerasıydı. (bkz: joseph campbell) bu bağlamda mitosların insanlaşma süreci zaten anlamsızlaşmaktadır. uygarlık ise insanın neolitik üretim biçiminden sonra yarattığı bir üstyapı kurmudur. neye göre uygarlıktır. civilisation sözcüğüne bakarsak şehir ile alakalıdır uygarlık. arapçada da medine-medeni-medeniyet gibi) sanki son ulaşılan nokta şehir olmalıymış gibi , ama neolitikten uzanan kültürde de tam böyledir. mitlerin şehir mitlerine, devlet mitlerine kamusal alana gelmesi midir ki uygarlaşma...
    religio ise mitosların bir aşaması değildir. tamamen farklıdır. religio başta mitlerin yüklendiği hiç bir anlamı yüklenmemiştir. zamana ve mekana aittir. mitoslar ise evrene... ve yaradılışa...büyüden de farklıdır. carmen bonum ya da malum derken kullandığımız sözcük de carmen'dir. aslı sözdür tınıdır. isimle ve varolan ile ilintilidir. yine mitosdan farklıdır. religio'nuın kökünden farklıdır.
    eğer bugün insnalaşamıyorsak ya da erginleşemiyorsak asında mitosları kaybettiğimizdendir. artık in illo tempore olanlardan çok güncel olanlarla ilgilendiğimizdendir. lineer zamanda zamanın gerisine bakmadığımızdandır.