şükela:  tümü | bugün
206 entry daha
  • hangi bankacıyla konuşsam performans kaygısı ve baskıdan şikayetçi.

    komşum 4 yıl önce 15 sene çalıştığı bankada getirildiği departmanda yaşadıkları ve bir ev alma olayında dolandırıldığı için intihar girişiminde bulunmuş. hedef doldurmak için kredi kartlarından resmen para çalmamız isteniyor diyordu.

    sınıfta bu yıl bir kız var, 28 yaşında, iktisat mezunuymuş. 2 sene bankada çalışmış "stresten ölecektim, bi imza atıyosun 10 yıl sorumlu oluyorsun, banka hep en zor şubelere yerleştirmeye çalışıyor, şimdi iş arkadaşlarımla konuşuyorum hepsi çok mutsuz" diyor. kız da istifa etmiş şimdi gelmiş latince yunanca okuyor. dünya işlerinden geçmiş kızcağız anlatabiliyor muyum?

    bir insanı öldürene kadar strese sokmak gerçekten inanılır gibi değil. işten çıksan çıkamazsın da çocukları varmış haberdeki kadının onların okul taksidi vardır, kredi borcu vardır, kart taksidi vardır... lanet olasıca kapital dünyaya elini bi verdin mi bir daha kölesin. yani bilmiyorum bence herkes hemen yarın gidip bankalardaki bütün parasını çekip şu sistemi bir süreliğine de olsa çökertmeli. kral trolling olur. bir nesil olarak bu kolektif başarıyla tarihe adımızı yazdırırız hem.
  • 6 sene bankacılık yaptım. iyi okuyun bu yazıyı!

    evet. 6 sene bankacılık mesleğindeydim, lisedeyken yapmak istediğim tek meslek akademisyenlikti. ama hayat şartları itti bankacılığa. şükür şimdi hayalimdeki mesleği yapıyorum ama hayatımın en ama en kötü hiç ama hiç hatırlamak istemediğim 6 yılıdır o 6 sene.

    bu başlıkta diğer yazıların yaklaşık 50 tanesini okumuşumdur hemen aynı şeyler. koç grubu olduğuna şaşırmadım diyenler falan. hayır koç grubu olduğu için değil bu sistemin içindeki baş aktörler kaliteli orospu çocuğu için bu böyle. tanıdığım en adi, kalitesiz insanları bankacılık hayatımda gördüm, en adi baskıları, en büyük mobbingleri, en orospu çocuğu müdürleri, en orospu çocuğu bölge müdürlerini, en orospu çocuğu, yönetmen, ik uzmanları, en çapsız ik uzmanları, en amsalak karı kız düşkünü ik’cı erkek, en salak ik’cı kızları.

    hep iddia etmişimdir ve hâlâ ederim, maden işçiliğinden sonra en zor iş bankacılıktır. türkiye için özellikle en karaktersiz insanlar orada toplanmıştır ama çalışan değil çalıştıran.

    ama alt kademe çalışanlarına çok kızmayın. kredi kartına ihtiyacım yok bana satmaya çalışıyor, konut kredisi çekiyorum bana yanında bireysel emeklilik çakıyor çok adi adamlar demeyin. onların üzerindeki satış baskısını bilseniz inanın imkanız elverdikçe alırsınız o ürünleri çünkü acırsınız. çünkü onu satamazsa sürekli üzerinde korku var, bu hafta 24 kredi kartı sattım 25 olmazsa uyarı alırım, 5 bireysel emeklilik yaptım 15 olmazsa öpecekler, iş yeri yangın sigortası 20 olmalı, bu ay 3 milyon mevduat bulmalıyım, 10 konut kredisi kullandırmalı, 20 taşıt, 50 ihtiyaç kredisi, 100 internet bankacılığı, 60 otomatik ödeme talimatı vs vs. ulan adamlar güvenliğe, kapıda otomatik ödeme talimatı, bireysel emeklilik vs hedefi koyuyor. biz mobbing diyoruz. bunun adı kölelik bile değil, başka birşey.

    demişlerki müdürde baskı altında. baskı altında olması orospu çocuğu olmasını gerektirmez. ‘hepimiz yukarıya karşı baskı altındayız, bir olup hedef tutturalım bu orospu çocuklarına ‘demesi gerekir.

    gişe, operasyon, bireysel pazarlama gibi her kısmında çalıştım. dünyanın bırakın en bilmem ne müdürlerini en ama en orospu çocuğu müdürleriyle çalıştım. alın örnek: kız kardeşimin düğünü için sistemden 3 günlük izin girdim . biliyor zaten daha önceden. bana dedi ki gitmesen düğüne (başka şehirdeydi düğün) benim o hafta sana ihtiyacım var şube yoğun olacak. dedim ki kusura bakmayın kız kardeşim bu onaylamasanız da gidecem o düğüne. e sonrası malum. hatta bu orospu çocuğu dedesi ölen ve sadece cenazeye giden personel için (bakın izin falan yok ikindi namazına müteakip gömüp gelecek sadece) ‘bu ne arkadaş annen değil, baban değil burada iş çakılıyken bırası bırakılır mı’ dedi. bu adam gibi ne ama ne adamlar gördüm.ben başımı masanın altına sokup stresten saçımı yolduğumu, tuvalete gidip koca adam bağıra bağıra ağladığımı bilirim.

    e kardeşim bas istifanı siktir git o zaman ne katlanıyorsun diyeceklere peşinen söyleyeyim o iş öyle olmuyor. taksit var, borç var, ailen var, çocuğun var, onun geleceği var öyle olmuyor işte. işte bu kadında eminim bunlara benzer şeyler yaşıyor ve işsiz kalmamak için istifa edemiyordu. en sonunda yoğun üstü stres beyin kanamasını tetikledi muhtemelen.

    bakın o lanet arşiv düzenlemesi için saat gece 4’te şubeden çıkıp eve gelip duş alıp 5 gibi yatıp saat 7 de kalkıp hazırlanıp işe gittiğim günleri bilirim. aynı gece daha erken gece 12 de arşivden çıktığım günleri. kitap yazarım bu lanet meslek halkında kitap.

    ölen bankacı kadının ailesine başsağlığı dilerim. ama çok birşey çıkmayacağını bildiğim hukuki yollara başvurmalarını şiddetle tavsiye ederim. belki şimdilik! sağ olan bankacılar için devrim olur.
  • asıl soru şu: bu vakayı 5n1k'sı ile haber haline getirebilecek ulusal gazete(ler) çıkacak mı?

    yoksa hepsi bu pis sistemin içinde ve bir parçası mı?

    (bkz: germinal)
  • bankacıyım. iyi yöneticilerle de çalıştık, kişiliksiz yöneticilerle de. sabah kapıdan giriş şeklinden yöneticimizin ters gününde olduğunu anlayıp, koca koca kadınlar/adamlar olarak devekuşu gibi kafalarımızı bilgisayarların arkasına gömmeye çalıştığımız dönemler bile oldu. o ters günlerde şahit olduklarımı, azarlanan, aşağılanan abileri, ablaları gördükçe utanışlarımı, bu durum nedeniyle tayin, istifa vb. bir çıkış yolu arayışlarımı hatırlamak bile istemiyorum. yine de şanslıyım ki, çalışanlarına sürekli zorluk çıkaran, egosuna yenik düşmüş her yöneticimin, karşısına sonrasında büyük zorluklar çıktığını da bizzat gördüm. buna ister "karma" deyin, ister "eden bulur".

    zavallı nadide, bu kadar şanslı değildi, göremedi...

    yöneticilikte gerekli olan bir sürü kriter vardır belki ama en önemlisi insan olmak, insan halinden anlamaktır. bir gün iş güç bittiğinde elinizde kalacak olan da, insaniyet derecenizle doğru orantılı olacaktır...
  • kapitalist düzenin arsızlığının,yönetici ve işverenlerin insan dışı tutumlarının ve türkiye'deki iş ahlakının ne derece yerlerde gezdiğinin en büyük kanıtıdır bu masum kadının ölümü. günümüzde sadece banka sektörü değil bir çok sektörde çalışma saatlerindeki yoğunluk,iş yeri baskısı dikkat çekiyor bakıldığında.

    örneğin ben şuan ünlü bir sanatçının yanında part time, okuduğum bölümle ilgili -çoğunlukla ilgisiz işler yaparak- asistan olarak çalışıyorum. haftada 3 gün gittiğim iş yerinde - ki bazen 4 oluyor - günlük çalışma saatim 12 saati buluyor. aldığım ücreti ciddiye alıp buraya yazmıyorum bile zira asgari ücretin yarısı bile değil. iş yerimde çalışan hemen herkes vitamin hapları vb. kullanıyor. benim de hali hazırda kullandığım antidepresanımın dozu arttı ve yorgunlukla başa çıkabilmek adına sağlıksız şekilde kafein vs. tüketimine başladım.

    bu ülkede para kazanmak,üretmek,çalışmak isteyen insanların illa sosyal ve özel hayatlarından vazgeçerek, suistimal edilen birer robotlara mı dönüşmesi gerekiyor? bu kadının ölümünde emeği olan her türlü insanın ve üretmek isteyen insanları suistimal eden her işverenin açık ve net allah belasını versin. keşke bu olay bir devrim niteliğinde olabilse.
  • mobbing'i de yaşadım, 12 saat çalışan şube bankacısı ablamı da gördüm. bu haberi okuduğumda içim cız etti. hayır, konu bana ve aileme de dokunmuş bir konu olduğundan değil. bunca sene, böyle vakalarda elimden bir şey gelememiş olduğu için, sadece seyredebildiğim, en fazla bela okuyabildiğim için. sendika diye de bir şey kalmadı ki, insanların hakkı neyle savunulsun.
  • devlet özel sektör çalışanlarını işverenin kucağına oturtmuş eti senin kemiği benim lafı mı olur demiş. işveren o noktadan sonra ister öldürür ister süründürür. hesap soran yok hesap soracak herhangi bir yasal altyapı da yok. denetleyen hiç yok.
  • belki de maaşı, banka patronunun bir öğün yemeği etmezdi...
    değdi mi ey sistemin çarkları?

    tanım: cinayet.
  • kusura bakmayın ama acı söyleyeceğim.

    paranın kölesi yada hırsınızın kölesi olmuşsunuz.

    sorumluluk ve elalem ne der saçmalığına sığınıp 5-10-15 yıl köle gibi çalışmışsınız. ne için? para için. neden? sorumluluklarınız var, borçlarınız var, taksitler var. var da var.

    kendi hayatınızdan, mutlululuğunuzdan daha mı kıymetli bu. okudukça nasıl katlandınız bunca yıl diyorum. suçu size buluyorum. size mobbing uygulayan şerefsizlere değil.

    bir üstüm bana mobbing uygulasa çok açık ve net söylüyorum, o an işi bırakırım. bir kere geliyorsun lan bu dünyaya. rakamla da 1 yazıyla da bir.

    bugüne kadar çalıştığım bütün şirketlerde kendim istifa ettim. baktım olmuyor, işi bırakıyorum diyip ayrıldım. para mı? borçlar mı? hiçbir zaman umurumda olmadı. uzun zaman aralıksız çalıştığımda oldu, daha fazla boş kaldığımda ve parasız zamanımda oldu her insan gibi dibi gördüm hem de en dibini.

    fakat bu kapitalist sistemde kendimi mutsuz hisseettiğim an bastım istifayı. açlıktan ölmüyorsunuz merak etmeyin. evet depresyon kutup ayısı gibi elinde şampanya şişesiyle üzerine hatta yatağınıza geliyor. resmen istemeden sevgili oluyorsunuz uzun bir süre. etrafınızda dostunuz kalmıyor, cebinizde paranız kalmıyor.

    fakat sağlığınızı kaybettikten sonra sizin kalmamanızdan daha tercih edilir bir durum. pazarda limon sat geyiği gibi gelecek ama değil. iş mi bulamadın? parasız mı kaldın? git pazarda limon sat arkadaşım. mutluluğun daha büyük olsun gururundan. limon olmasa da bu dediğimi yaptım. gerçek hayatta vasfımı duyan insanlar hep şaşırdı. sen burada ne arıyorsun diye sürekli aynı soruyu sordular.

    bilmedikleri tek şey ben mutluydum o anlarda.

    hiçbir şey senin sağlığından ve mutluluğundan daha önemli değil.

    ne diyeyim. allah rahmet eylesin.
  • herkes bankaya giydirmiş,
    ama ne fayda ?

    "banka" budur arkadaşlar.
    vahşi kapitalizmin en acımasız olduğu yerdir "banka".

    yapılan veya yapılmayan her işlemin, uygulamanın anında kar-zarar hesaplarına +/- olarak yansıdığı bir ortam.

    "banka", her koşul ve fırsatta müşterisini, çalışanını, diğer bankaları, para piyasasını hatta bazen de devleti (ayıp olmasın) öper.

    bunu engellemenin yolu öncelikle hukuktur ki,
    kendisi uzunca bir süredir ülkemizde yok.

    çalışanlar için bir diğer yol da;
    örgütlü yaşam, yani sendikadır.

    yapı kredi'nin de aralarında olduğu pekçok bankanın çalışanları,
    "basisen"
    (banka finans ve sigorta işçileri sendikası) isimli işçi sendikasının üyeleridir.

    yapı kredi veya diğerleri,
    "banka", bankalığını yapıyor sonuçta...

    peki sendika ne halt yiyor ?

    çalışanların maaşlarından her ay kesinti yapmayı bilen sendika,
    en ağır çalışma şartları dayatılan üyelerinin haklarını korumak için ne yapıyor ?

    hiçbir şey.

    aslında çok da başarılı bir sendikadır ha,

    öyle ki;
    sendikanın başındaki genel başkan,
    tam 33 yıldır aynı koltukta oturuyor.

    bakın 3-5 yıl değil,
    33 yıldır bu sendikanın başında
    aynı adam var !

    rte, 15 yıldır ülkenin başında,
    bu adam onun iki katından da fazla.

    çok başarılı, çok.

    üyeleri köle düzeninde çalıştırılıyor,
    sendika ve başkanı 33 yıldır izliyor.
50 entry daha