şükela:  tümü | bugün
  • biz kitapçılarda büyüyen nesiliz...

    biz ergenken ve büyümeye çalışırken ve acemice dövüşürken hayatla, zincir kahve markaları yoktu mesela. bir kaç mütevazi cafe vardı gittiğimiz, çay içip tavla oynadığımız. bırakın akıllısını akılsızını telefon da yoktu, tablet de... ınternet ile üniversite birinci sınıftayken tanıştı benim ait olduğum nesil. ama sinemalar vardı. üstelik yine belli başlı firmalara ait belli başlı avm lerde boy gösteren sinemalar gibi değillerdi. mesela konak sineması vardı izmir de, çınar sineması vardı, şan vardı, deniz vardı... biletler, firma tekellerinde olmadığı için görece uygun, filmler ise şahaneydi. salonlar kocamandı ve dolu olurdu üstelik. çünkü alternatif yoktu vakit geçirmek için, yok demeyeyim de azdı işte. o yüzden gençler kusura bakmasın daha birikimli yetişti bizim nesil. oscar adayı filmler gösterime girdiğinde örneğin ya da başka ödüllü, kaliteli filmler, zaten metrekareye beş tanıdık düşen izmir de, herkes sinemadaydı. sevgilinizin dudaklarına minik bir buse kondurup başınızı kaldırdığınızda babanızın iş arkadaşları ile göz göze gelebilirdiniz ki gelmişliğim var... neyse işte biz böyle büyüdük.

    aynı dönemde aynı yaşlarda ve izmirde yaşayan herkesin, kapandığında, bir aile büyüğünü kaybetmiş gibi hissettiği ayrıntı kitabevi vardı kıbrıs şehitlerinde. her dersane çıkışı, her alsancağa inişimizde saatlerimizi harcadığımız içinde. sonra karşıyaka istasyonunu dik kesen sokakta sema kitabevi, ismini düz saçlı, erkeksi hatlı sahibesi sema ablamızdan alan... sema kitabevinin benim için özelliği ayrıydı çünkü babamla rutinimizdi her ay başı maaşını aldığında orayı ziyaret. bir nevi hac, bir nevi ibadetti. dört kitap o alırdı, dört kitap ben, dört kitap kardeşim... ben orda tanıştım muzaffer izgü ile, rıfat ılgaz ile, aziz nesin ile, çocuk ve gençliğimin fon perdesinin renkleri hikayeler, romanlar ile... ben orda tutkunu oldum kitap kokusunun, orda meczubu oldum sayfalara dokunmanın... otuzlu yaşları hızla devirirken herşeyim değişti de, hala bana ait, aynı kalan şeylerden biri de bu tutkum. ama kitapçıları da zincirleştirdiler. yine o büyük avm lerde, içinde oyuncaktan kırtasiyeye her şeyin mevcut olduğu kitapçılar var artık. var olmasına var da kitap kokusu yok o dükkanlarda. parfüm kokusu var, moda ve trend olan nesnelerin kokusu var, teknoloji kokusu var ve hepsi öyle baskın ki kitap kokusunu alamıyorsunuz ne kadar uğraşsanız da...

    işte artık kendimi o zincir kitapçılara mahkum bellediğimde, sosyal medyanın gücü - evet biliyorum, biraz bok attım ama teknoloji sihirli bir şey - ile tanıştım moda kitap la... kadıköyde, shaft ın arka sokağında, kazasker sokakta yani, bir eski kadıköy apartmanının zemin katında bir kitapçı... öyle güzel kokuyor ki... ikinci el kitaplar, yeni basım kitaplar. arayıp da bulamadığınız bir kitabı büyük bir hevesle sizin için arıyor kitabevinin sahibi hakan. hep güleryüzlü, hep istekli, hep yardımcı... sanki yıllardır tanıyormuşsunuz gibi, sanki bir kitapçıda değil de evinizdeymişsiniz gibi. her daim hazırda çayı ile koltuklara gömülüp kitap, kitap ve yine kitap dolu raflarda göz gezdirmek ne şahaneymiş hatırlattığı için minnettarım bu mekana, beni eski günlerime, henüz kimse ölmemişken günlerime götürdüğü için...
    bir de atölyeler var bu kitapçıda, yazarlık atölyesi, sinema atölyesi, mitoloji atölyesi, editörlük, sinema ve fotoğraf atölyeleri gibi... insanoğlunun milyonlarca insanla yaşayıp kendini yapayalnız hissettiği şehirlerden biri ya istanbul, öyle güzel ki kendiniz gibi insanları bulmak ve aynı ortamda nefes almak. tekil halden çoğula dönebilmek... hiç tanımadığınız insanların hikayelerini dinlemek çay içerken ve çayın güzel insanlarla içildiğinde demini aldığını keşfetmek yine... özetle yolunuzu geçirin kadıköyden, bulun moda kitap ı... hakan la tanışın, başka insanlarla tanışın, kitap seçin, kitap alın, kitap konuşun, kitap dinleyin, atölyelere katılın... şehre katılın, dünyaya katılın, hayata katılın. yaşamın kalbi, parlak camlarla kaplı avm lerde, plazalarda atmıyor. kadıköy de eski bir apartmanın zemin katındaki moda kitabın içinde, milyonlarca sayfanın arasında arayın o kalbi, eminim bulacaksınız...

    gelen mesajlara istinaden edit: öncelikle kitap kokusuna vurgun bu kadar çok insan olmamız içimde yeniden bir sürü umut tohumları yeşertti... artalım, eksilmeyelim lütfen. kitabevinin iletişim bilgileri aşağıda...

    http://modakitap.com/iletisim/
  • iletişim bilgisinde kazasker sokak olarak geçen ama kazasker sokakta bulamadığım kitapçı.
  • başlığı açıp açmama konusunda çok kararsızdım. ben, açsam mı açmasam mı diye kara kara düşünürken en sonunda berfende açmış. iyi ki de benden önce açmış. zira, ben bu kadar güzel anlatamazdım ve biraz da moda kitap'ın kendisinden çekiniyordum işin doğrusu :)

    sosyal medyayı çok aktif kullanır. ara ara kendince komiklikler, şakalar yapar ve bizleri güldürür.
    twitter'dan kitap paylaşır, retweet edenler arasından kendi huzurunda çekiliş yapar ve çıkan kişiye kitap hediye eder.

    kendisi hemşerim olur.`:niye yazdıysam bunu :)`

    henüz yüz yüze tanışmışlığım yoktur ama bir gün mutlaka kadıköy'e gidip bir toma çayını* içmeyi çok istiyorum.

    tanım: kitaplara müzik, şiir ve bazen de ahmet kaya dinleten bir çılgın*
  • kitap okumayan bir topluma kitapçı merak ettiren bir adamdır sahibi... ruhuyla, mizahıyla, çayıyla, çorbasıyla, yaptığı kampanyalarla gelin okuyun diyor, daha ne yapsın! tek yanlışı var o da kedilere absürd isimler koyup hayvana kişilik çatışması yaşatması...
    benim de en yakın zamanda gidip kitaplarına, sohbetine, çayına ortak olacağım adrestir. bakmadan, tanımadan geçmeyin...
  • okurla alay eden sahaf. iki kez dikkatimi çekti, üçüncüsünde artık kızdım ve oturup üşenmeden inceledim sattığı kitapların birçoğunu. bir yıl sonra hayatımın bir saatini buna ayırdığım için pişman olacağım ama sahaflık ya da kitapçılık bu değil, mümkünse olmasın da. mesele şu, bazen alternatifiniz olmuyor ve bir kitabın bir araştırma için okunması, bir bölümü için temin edilmesi gerekebiliyor. ben baskısı olmayan her kitap için mümkün olduğunca yayıneviyle iletişime geçip, o da olmazsa kütüphaneye başvuran biriyim. ama okurun olmamasından bu kadar yakınılan bir ülkede kitapları bu fiyatlara satmak komiktir, keriz avlamaktır, ayıptır. yayınevi yaptığında da bu böyle, d&r yaptığında da böyle.

    örnek vereyim, anlaşılsın:

    ülkelerin tarihleri kitabının geçen seneki yky satış fiyatı 70 tl idi, muhtemelen bu fiyat biçildiğinde geçici olarak baskısı bitmiş ya da beyefendi kitabı aman aman bir şey zannetmiş ama değil, üstünkörü bir çalışma, yine de kütüphanenize ekleyebilirsiniz. 200 lira nedir?

    türkiye iktisat tarihi, bir başvuru kitabı olduğu için baskısı biter zaman zaman, ama bulması kolaydır. 28 lira bu kitabın etiket fiyatı, el insaf. 80 lira fiyat biçilen göstergeler imparatorluğu 15 liradan mı satılıyordu baskısı varken?

    roma dönemi'nde ankyra geçen sene ingilizce ve türkçe olarak baskısı vardı, bu sene tükenmiş. etiket fiyatını anımsamıyorum ama 30 lira bile olmaması lazım. ölmez ağacın peşinde yine geçen sene baskısı bitmiş, belki de tekrar basılmış bir kitap, çok iyi bir roman demiş moda kitap, ne romanı yahu? yaşar kemal'le karıştırıyor olsa gerek ama değil, bu fiyatı vermek içinse kitaptan zerre anlamıyor olmak gerek. prestij boy baskısı bile bu fiyattan satılmadı bu kitabın.

    giacometti'nin yazılarının etiket fiyatı zaten 35 liraydı, geçen sene sergi sebebiyle satışı arttı ve yana yakıla arayanlara ben de denk geldim, kitabı etiket fiyatının iki katına satmak nedir?

    çağlar boyunca türkiye sanatının anahatları, baskısı bitmeye yüz tutmuş çok iyi bir kitap. eminim ki yky'nin elinde üç-beş tane hala vardır, yazık ki baskısı bitmek üzere diye 34 liralık kitaba bu fiyat verilmiş bile.

    bulfinch mitolojisi, hala baskısı olan, özellikle edebiyat fakültesi öğrencilerinin temin etmesi gereken bir kitap. etiket fiyatı 50 lira, kabalcı'nın yerinden almak isterseniz yüzde yirmi indirim yapıyorlar hep, yani 40 lira. nedense kendisinde bu fiyata.

    kelimeler ve şeyler ve deliliğin tarihi yalnızca sıklıkla baskısı biten, başka sahaflarda ya da kitapçılarda gezinmeyi bildiğinizde bulabileceğiniz iki kitap. ayıp, sadece baskısı bitmiş diye 40-50 liralık kitapları 120 ve 150 liraya satmak yalnızca ayıp.

    çağlar boyu quidditch yky'nin fantastik canavarlar'la birlikte elinde patladığı için 1 liradan sattığı ve hatta bir yerden sonra şeker gibi dağıttığı bir kitaptı. geçen yıl telif sorunu çözülünce her iki kitap baskı yaptı, şu an etiket fiyatı 6 lira. :) 6 lira. geçen yıl basılan resimli özel baskı felsefe taşı'nın fiyatıyla aynı biçtiği fiyat.

    delila ve anneanne, ben aslında diyarbakır'da değildim'in akıbetini hepimiz biliyoruz. sırf toplanma ihtimaline inat elimizde bulundurmamız gereken bir kitapken mal bulmuş mağribi gibi çöreklenip fiyat şişirmek de şahaneymiş, tebrikler. verdiğimiz oyla her fırsatta övünürken şahane de bir satıcı olduk.

    osmanlı sofraları geçenlerde bir sahaftan 30 liraya, savaşa giriş 10 liraya aldığım iki kitap.

    yüksek topuklar hala baskısı devam eden, neden birinci baskısına bu kadar para verileceğini anlamadığım kitaplardan sadece biri. moby dick de zaman zaman baskısı biten ama bittikçe yenilenen kitaplardan. geçen sene vardı, bu sene bitmiş, etiket fiyatı 45 lira olmalı. kolera günlerinde aşk baskısı vardır hep, türkçedeki ilk baskısını 290 liraya koymuş çünkü yazarı geçenlerde vefat etti maalesef. ne koleksiyon değeri var, ne bir şey.

    bu ve bu herhalde kendisine çok kıymetli görünmüş, e '78 yılında basılmış tabii vardır bir numarası demiş, ilginç.

    karanlık kıta, szabo'nun kapı'sı iki yıl önce baskısı biten kitaplar yalnızca. yky, özellikle macar edebiyatının önemli yazarını görmezden gelerek hata ediyor ama bir başka yerde 15-20 lira verilebilecek bir kitap bu.

    tahayyül gücünü yeniden düşünmek şu an ayrıntı yayınevi'nin ucuzlatılmış kitaplar olarak kendi sitesinden sattığı kitaplar içinde 3.5 tl. baskısı az, bitecek elbette bu yakınlarda. e hemen fiyatı dayayalım madem.

    kendisinin sattığı kitaplar içinde böyle baskısı bitmeye yüz tutmuş, bitmiş, bitmemiş, koleksiyon değeri olmayan, yalnızca öğrenciler için başvuru kitabı olabilecek yığınla kitap var. seni ne ilgilendiriyor, diyebilirsiniz. kahramanın sonsuz yolculuğu bir-iki ay içinde basılacak bir kitapken ve yaptığı iki baskının biri 2011, diğeri 2013 yılındayken çektiği fiyat 150 lira olunca fark ettim ben bunu hep yaptığını. ben bir okurum ve haliyle beni ya da birilerini salak yerine koyduğu için öfkeleniyorum. evet, kendisi gibi beni salak yerine koyan hükümete de öfkeleniyorum, sokaktaki insana da, bir başka satıcıya da. sahaflık bu değil, bu dolandırıcılık. bu eleştirdiğin her şeyin ta kendisi olmak. ayıp ya. benim okuma zevkimle nasıl bu kadar kolay dalga geçersiniz, kitabı nasıl bu kadar değersizleştirirsiniz? zamanın behrinde sahaflık yaptığını iddia edip 1 liradan aldığı kitapları, plakları 35-40 liradan satan arkadaşıma çok kızıyordum utanmıyor musun diye. yaptığı hiçbir şeymiş.
  • an itibariyle twitter'da fenerbahçe taraftarları tarafından linç edilmektedir. hatta daha ötesi bazıları kitapçıyı basmak ile tehdit etmektedirler.
    sebebi de komik: dün akşam resmi hesaplarından bir kaç twit atıp, fenerbahçe'ye $ikeci demişler.

    memlekette 45 çocuğa sistematik bir şekilde tecavüz ettiler. her gün ayrı bir vaka ortaya çıkıyor. ülke freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı gidiyor ama sen bu tür olaylara tepki duyup protesto edeceğine, fenerbahçe üzerine espri yapan bir kitapçıya tepki gösteriyorsun. manyamı$ bir insan grubu olduk iyice..
  • şike yaptıkları türkiye ve dünya tarafından kabul edilmiş ve kanıtlanmış, sırf aman paralar gitmesin diye "ak"lanmış(neymiş kanıtlar usülsüz toplanmışmış) bir takımın taraftarlarınca sosyal mecralarda linç edilmiş bir kitapçıdır.
  • ramazanda yemek yedi sigara içti diye dayak atanları barbarlıkla suçlayanların dayak atılması için çağrı yaptığı hakaretler savurduğu kitapçı. ne farkı var "burası müslüman bi ülke" hassasiyetiyle "burası kadıköy burada yapamazsın" hassasiyetinin? bizden bi bok olmaz.
  • fenerbahçe'yle ilgili yaptıkları espri gereksizce ve gerizekalıca.
    fakat gördükleri lince doğru giden tepki de bir o kadar korkutucu, koreli plakçıyı basan zihniyetin şiddetini hatırlatıyor. (sadece şiddetini ama, kendi halinde takılan insana saldırmakla tahrik eden insana saldırmak bambaşka şeyler)

    iki taraf da haksız. şiddete sarılan daha da haksız.
    ama hala "şikeciler bık bık" diye yangına körükle giden kardeşim, sen ne gereksiz bir varlıksın.
  • ben bir kadıköylüyüm, fenerbahçeliyim ve edebiyatseverim.

    fakat bu olayda moda kitap'ın masumluğundan bahsedemeyeceğim. tabi ki "dükkanı kadıköy'de açıyorsun, ne cüret" falan triplerine girmiyorum. ancak sen kitlelere sosyal medya üzerinden ulaşan bir sahafsın. ben bile twitter'dan haberdar oldum kendilerinden. sen eğer kişisel hesabından değil de, sahafın hesabından bir kesimi rencide edecek açıklama yaparsan tabi ki tepki görürsün. özellikle kesim diyorum bakın. bir futbol takımı, bir siyasi parti, bir ideoloji ne olursa olsun. sen açık açık böyle bir şey yazarsan, gelecek tepkiye de hazırlıklı olmalısın. ki biliyorsunuz, ülkedeki fanatizmin ne kadar cehaletle iç içe olduğunu, ne kadar tehlikeli olduğunu.

    kısacası sahafın sahibi tamamen anti profesyonel bir twit atmış, karşılığında da tipik türkiye tepkileri almış. işin tehdit kısımlarını savunacak halim yok, dediğim gibi tipik türk fanatizmi davranışı. ama sahaflık yapacak donanıma sahip birisi de bunları bilmeliydi. iki taraf da haksız. umarım olayların gideceği en üst nokta burası olur.