şükela:  tümü | bugün
  • var boyle bisii...
    modernitenin yarattığı insan türü. sanayi devrimi diye başlayan hikayenin postmodernizm ile devam eden ikinci bölümünün taşıyıcı bulaştırıcısı da denebilir.
    (bkz: modern insanın hastalıkları)
    (bkz: varoluşçuluk)
  • hayatı dakikalara ve saniyelere bölen her anı bir yarış psikolojisi içinde geçiren hırs küpleri.
  • düşünen bir myom.
    evrimi dolandıran,
    ekosistem yokedicisi.
    utançla kendini yokedecek,
    bir tutam karbon bazlı atık madde.
    dünya organik mirasının patetik örneği.

    senin ve benim trajik hikayemizdir kendisi.

    (bkz: greg graffin)
    (bkz: modern man)
  • köşe yazarlarının yazdıkları gibi düşünmek zorunda olan, televizyon dizilerindeki cümlelerle konuşmaya çalışan, alışkalıklarını ve eğilimlerini büyük oranda medyanın belirlediği, farklı ve içgüdülerine uyarak davrandığında ayıplanacağını düşünen insan türüdür. inanmadığı, nefret ettiği bir konu hakkında fikri sorulduğunda vereceği cevap "hayır istemiyorum" değil "ee tabi, saygı duyarım"'dır. birşey yaygın olarak yapılıyorsa doğru odur.modernliği tepki vermek değil onaylamak olarak algılar. üzerinde emanet elbise gibi durur genellikle.
    tanımları bile çetrefillidir. asla "memur" değildir mesela..onun yerine "bireysel hizmet yetkilisi"'dir . pazarlamacı veya satıcı da değildir. "müşteri temsilcisi" veya "ürün sorumlusu"'dur. imaj yapmak, karizma yapmak (ne demekse) zorundadır. sonradan uydurulmuş hiçbir önemli günü atlama lüksü yoktur. sevgililer günü, yılbaşı, öpüşme günü vs..(gerçi öpüşme günü benim de favorimdir ama henüz layıkıyla kutlayamadık o ayrı).. her gün görüştüğü insanlarla her akşam ayrılırken ayrı ayrı öpüşür, sarılır..sabahları da aynı ritüelle işe başlar.
    bilgisayarının veya çalıştığı masanın üstünde ya sevgilisinin resmi olur ya ailesinin ya da çocuğunun..ha, akşamları o aileye bağırır çağırır kızdı mı, o ayrı konu..cep telefonunda karısının veya sevgilisinin ismi mutlaka ve de illâ ki "aşkım" diye yazar. gün içerisinde topu topu iki kere aklına geliyor olsa bile o kişi, yaşadığı şey "büyük aşk"'tır.
    sonuçta, büyük ölçüde "gibi yapan" insandır modern insan.
  • her sabah uykunun o en tatlı yerinde erkenden kalkar yüzünde bıçak gezdirmek, defalarca kendini kesmek için. sonra göz göre göre kendi ilmeğini geçirir boynuna ve sıkar iyice. emeğinin getirisi ile dolu olan dolaba bakar bir, bir de saatine. ve bir lokma tadamadan alın terinden koyulur yola. sanki sinirlerine inat, sanki kalbine inat, sanki sağlığına inat girer trafiğin keşmekeşine. neredeyse ileride kambur olma çabasıyla, iki büklüm oturur renkli camın ardına ve bozar bir güzel gözlerini, gerilir toplantılarda. kazanmak için birilerinin daha az kazanmasına ya da kaybetmesine neden olur ve bu başarısının (!) mutluluğuyla döner evine. ya kendi yorgun olmalıdır ya eşi ki dokunamazlar birbirlerine. oysaki ikisi de aşka vakit ayırabilmektedir kaçamak kaçamak. ama işte aşk yaşadıkları anları da örtüştüremezler, bedenleri de. olur da bi gün denk gelirse de odalarına ya çocukları girer ya kayınvalide. kendi kurdukları çarpık güvencenin içinde hasta da olurlar ve daha da sürünürler iyileşebilmeye çabalarken. pek çok hastalık daha kaparlar belki bu süreçte. aynı basamaklara erişmeye çalışırken çocukları o yaşlanır artık. bir gün aniden yaşayamadığı gençliği saplanır kalbine, edemediği kahvaltılar kanatır midesini, ettiği kavgalar kemirir beynini, içine attığı onca sıkıntı yara olur, uyuyamadığı her sabahın ağırlığı çöker gözlerine ve kapanır o gözler yavaş yavaş... ölür modern insan sonunda. yaşadığını dahi farkedemeden...
  • verneküler olanı bi yerde reddedip umursamadığı sona yaklaşımın ivmesini arttıran, düşünen dünyalı.
  • jacques tati'nin mon oncle ve özellikle playtime filmlerinde tam kelime anlamıyla görülebilen insan tipi. içerisinde bulunulan dönemle çokça ilişkili tamlama.
  • modern birey demek istiyorum aslında, bir-ey olmuş, süper kendine güvenen "tek baş"ına ayakta. süper rasyonel. topluyor, çıkarıyor ve bir sonuca varıyor. kimseye akmıyor kokmuyor bulaşmıyor ki kimse de ona bulaşmasın. bulaşmamalarının gerekçeleri var hep bildiğimiz. (dinle bi dinle, doğru diyor adam.) gerekçeleri doğru, "ama bende ... " "aslında ben ...". kimse kimsenin hayatının altına elini sokmuyor zira her bir hayat ağırca bir taş. kim uğraşır. uzaktan bir selamlama, kötü günler geçirene bulaşma atlatsın da gelsin. her şey o kadar düzenli ki, o kadar bir kişiyi daha kaldırmaz ki hayatın. bir kişinin daha bardağını, bir kişinin daha sesini... düzen bozulur. masa sohbetlerinde yer yer eğlenilir yer yer eğlenilmez de zaman çitletilir (bkz: zamanı çitlemek) ve sonunda saat ayaktan ayakkabının çıktığı hiç bir prens/prensesin ayakkabının sahibini aramayacağı saate geldiğinde yalnız olmalısın ki düzen bozulmasın.
    modern birey rahatsız edilmekten korkar, her gece söz sedaya karışır bir tutan yok bu sözleri. modern insan, konuşur güzel konuşur kerata. sözcükler eylem yaratmaz, yaratırmış da eskiden belki ne biliyim eskiden eylemlerle sözcükler bu kadar ayrı gayrı değilmiş. birbirlerini bulurlarmış. şimdi eylem de modern, söz de. hepsi kendine güvenli "tek baş"ına ayakta duruyor. modern esprili kendine güvenen kentli sözcükler, ve yine modern kentli ... bidi bidi eylemler.
    herkes o kadar çok konuşuyor ki, o kadar çok konuşuyor ki. modern birey, her sözcük kendini aklıyor sanıyor oysa giderek yaşlanıyor yaşlanıyor yaşlanıyor dünya kadar yaşlı modern birey, sen kendine güvensen tek başına ayakta dursan n'lur allahın moderni. ayakların üşür, tekini kaybettin hoş vakit geçirilen bir akşam yolda. kimsenin yolun kenarındaki ayakkabı tekiyle ilgilendiği yok. o da modern.
  • "benim sözünü ettigim, modern insanin içinde bulundugu çikmazdir (modern insan terimi burada, nietsche’nin tanri öldü! saptamasindan sonra ve çok satan i wanna hold your hand adli plagin piyasaya sürülmesinden önce dogan insanlari kapsamaktadir.)"

    woody allen, (mezunlara yaptigi konusmadan)

    (bkz: woody allen/@kasketli)