şükela:  tümü | bugün soru sor
4339 entry daha
  • düşünmek.ya da daha doğrusu düşünmemek.hiç bir şeyi detaylı olarak düşünmemek.düşünmenin sorumluluklarından kaçmak yani.hayat amacını bile düşünememek.
    bir sorunla karşılır, insan.savaşmak yerine kaçmayı, düşünmek yerine dert yanmayı seçer.ayağı takılıp düşen bir çocuktur bir bakıma, kalkmak yerine ağlamayı seçer.
    istediğim hayat bu değil der ama düzeltmek için bir şey düşünmez.eleştirmek ve yıkmak kolay, düşünmek ve bir şeyler yapmak zordur çünkü.
    düşünmeden , korkarak, çekinerek yaşadığı mutsuz bir 70 seneyi, hayat amacı için savaştığı mutlu bir 50 seneye tercih etmesi.
    düşünüp gerçek bir amaç koymak yerine araçları amaç yapması veya başkalarının görüşlerini amaç yapması.
    hayalinin peşinden koşmayıp hayalperestlere kıskançlık ya da gıptayla bakmaları.
  • yalnızlık. ama varoluşsal bir yalnızlık. yanında birinin olmaması değil de manevi bir yalnızlık. tanrıyla alakası olmayan bir manevi yalnızlık.

    anlaşılamamak. bizi anlamamaları ve bizim insanları anlamamamız. ya da anlamak istememeleri, istemeyişimiz.

    sosyal bir varlık olmamızın getirmiş olduğu insanlardan bir şeyler bekleme özelliği. insanlardan bir şey, bir ilgi, kendimizi var edebilecek bir duyum beklemek. kendimizi buna mecbur hissetmek. ama en acısı da bunun böyle olmaması gerektiğini bilincinde olup da inadına beklemek.

    sevgisizlik. aşk anlamında değil de duygusal anlamda bir sevgi. mesela sevildiğimizi hissetirecek bir şeye muhtaç olmak. anne sevgisi, baba sevgisi. bizi var olduğumuza inandıracak bir sevgi.

    şimdilik bu kadar ama aklıma geldikçe editlerim.
  • zamana ayak uydururken yüzsüzce geçmişe özlem duymak
  • ontolojisini tam olarak idrak edememiş ya da yanlış anlamış olmasıdır. bu macerada
    sınırsız bir onaylanma ve kabul görme beklentisi ile yaşar durur. eudaimonia yolculuğu
    ya da kemale ermenin fazları hedonist bireyin suni dünyasına çok uzaktır.
  • modern insanın en büyük problemlerinden biri bana kalırsa, ortaya koyduğu emeğin, işgücünün karşılığında somut, elle tutulur bir ürün görememesidir. burada yanlış anlaşılmasın emeğinin karşılığı ücreti alamıyor, geçinemiyor demiyorum. sadece ürettiği şeyi fiziki olarak görememesinden bahsediyorum. açmak gerekirse:

    modern dünyada artık imalat sektörünün payı önceki çağlara göre azaldı. hizmet sektörü ise birçok ülkede birinci sıraya yerleşti. hizmet sektörü diyince bankacılıktan, sigortacılıktan tutun haberleşme, eğitim, sağlık, turizm birçok alan giriyor kapsama. tabi bir de kapitalizmin getirmiş olduğu uzmanlaşma var. artık herkes işin sadece küçük bir kısmından sorumlu. misal demiri çelike çevirmek için 10 ayrı departmanda, toplam 100 farklı görev bulunuyor. dolayısıyla, tamamen sallıyorum işiniz şu oluyor: “demirlerin oksitlenmesi bölümünde kaybedilen ortalama atık demiri hesaplama uzmanı”. geçmiş çağlarda ise bi imalat vardı bir de ticaret. hatta bu ikisini yapanlar da aynı kişilerdi. şimdi “imalattan halka” mottosuyla ahım şahım bir iş olarak sunulan iş o dönemde standarttı. insanlar ürettiğini satardı pazarlarda. uzmanlaşma gelmeden önce birisi çıkıp ben demir ustasıyım ulen, demirin herşeyinden anlarım diyebiliyordu.

    geçelim üretimin insana vermiş olduğu hazza. elma, muz, ceviz, fıstık gibi bir tarım ürünü yetiştirmek veyahut biçimsiz kerestelerden mobilya takımları ortaya çıkarmak gibi üretim bazlı işlerin insana verdiği doyum ile bir bankada kredi verme veya bir firmada raporlama yapma işinin verdiği doyum bambaşka. neden mi? şöyle düşünün, şunu demek ne kadar büyük bir keyif: “abla, kendi yetiştirdiğimiz şu domateslerden biraz tatsana, ne kadar güzel kokuyorlar değil mi?” şimdi bunu günümüz mesleklerinden biri üzerinde tatbik edelim: “halacım, bugün 2milyon lira kredi kullandırdım, akşam gelirken bi parça da sana getireyim mi krediden?” olmadı, niye zimmet olur çünkü. ya da “babaaa bugün tayvan’dan 10 ton poliproplen kumaş ithal etmişim görmen lazım. 1. kalite. ama göremezsin tabi, ülkeye girmeden bulgaristan’a ihraç ettim ben onu.”

    sonuç olarak, artık kendisine vakit ayırabilecek kadar zenginleşmiş veya emekli olmuş pek çok insan elle tutulur, gözle görülür bir ürün ortaya çıkarabileceği (artık bunu dünyevi hırsları için değil iç dünyasını güzelleştiren duyguları için) bir hobiye adıyor kendisini. bazen balıkçılık, bazen bağcılık, bazen de butik pasta üretimi olabiliyor bu. bunun bir sendromu veya adı varsa onu da bilmiyorum açıkçası.