şükela:  tümü | bugün
  • geleneksel toplumdan ileri topluma geçişi şekillendiren, ekonomik, politik, teknolojik gelişmeler olarak tanımlanmış. marshall berman 3 aşaması olduğunu söylemiş; birincisi toplumların modern hayata girişi, ikincisi, fransız devrimiyle beraber birdenbire modern toplum olgusunun hayatlarımıza girmiş olması, üçüncüsü ise yirminci yüzyıl zamanında kürelleşen modern hayatlar ile sanat formu olarak modernizim yükselmesi birleştirilmesidir.
  • yaşanılan zaman dilimine ayak uydurmaktır. bunu çağ diyerek nitelemeyi pek doğru bulmuyorum, yanlış bir genelleme olur. kuşakların genel eğilimi kendi kuşaklarını kutsamak, geçmişe tapınmak, geleceği ise boklamak eğilimindedir genel olarak.
    olası bir dördüncü dünya savaşında medeniyetinimizin afallaması, hatta geri kalması muhtemel olacaktır ki bu durumda modernitenin pek de bir anlamı olmayacak.
    aslolan yaşanılan zaman diliminin gerçekliğini ve gereksinimlerini kanıksamak. zorlamaya gerek yok...
  • endüstri devrimi sonrası dönemde değişen daha doğrusu azalan dini inançlar, kapitalizmin getirdiği metalaşma, devletin özel hayata daha çok müdahele etmesi, cinsiyetler arası ilişkiler gibi değişen toplum ve birey yaşamının üzerindeki etkiye verilen isim
  • latince 'modernus' kelimesinden gelen modernlik kelimesi "şimdide olan, bulunan" anlamındadır. 'antique' yani eski, kadim anlamındaki kelime ile karşıt anlamlıdır. dünyasını eskilerin açtığı yoldan kurmaya çalışan yunan ve romalılar için modernus bir gerileme ve dejenarasyon anlamındadır.

    modernliğin paradoksal doğasını en iyi ifade eden çalışmalardan biri marshall berman’ın katı olan her şey buharlaşıyor isimli kitabıdır. berman’a göre; bir dünya kurma etkinliği olarak modernlik, insanın önüne serilen bir çok imkan ve zorluk arasında kendi hikayesini kaleme almasıdır.
  • modernizmle sık sık karıştırılır. modernite; modernizmden farklı olarak tarihsel bir dönemi ifade eder.

    (modernizm: eğilim, modernite: tarihsel dönem)
  • toplumsal değerler sistemine ve organizasyonuna verilen isimdir. genel anlamda gelenek ile karşıtlık ve ondan kopuşun; bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarının tamamındaki dönüşümü ya da değişimidir.
  • "sömürgecilik sermaye birikiminin işleyişinde tesadüfi değil, tayin edici bir yere sahiptir. sermayenin küresel işleyişine ahlaki ve normatif anlamda geçerlilik veren ideolojik eğilime modernlik*, dünyanın geri kalan çoğunluğunun bu modernlikle tanışmasına aracılık eden şeye sömürgeci modernlik demek gerekir. (...) halen çözümlenmeyi ve soruşturulmayı bekleyen küresel bir tehlike ve vaadin kod adı olan modernliğe dair okumam "gelenek" ile "modernlik" arasındaki mutat kategorik ayrıma bütünüyle aykırı düşüyor." hamid dabashi - iran ketlenmiş halk

    "sömürgecilik sonrası mevzilerde sömürgecilik karşıtı modernlik diye sunduğum şey, kapitalist odaklardaki postmodernliğin muadilidir. ne var ki postmodernlik ahlaki ve siyasi failliği normatif nihilizmin kıyısında yerle bir ederken, sömürgecilik karşıtı modernlik bu failliği normalleştirilmiş bir başkalığın kıyılarında meydana getirmekte, haklı kılmakta ve teorileştirmektedir." hamid dabashi - iran ketlenmiş halk

    (bkz: modernizm)
    (bkz: postmodernite)
  • oldukta ne oldu kavramı.
    insanlık gelişme gayretinde olduğundan her şeyi mübah kabul etmiştir. boyun eğmemiş olsaydı moderniteye o zaman şaşıracaktır. modernitenin hayatımıza girmesiyle beraber güzellikler bizi terk etmeye başladı. yakın örnek, aile. bedenin birlik içinde olunsa da ruhen astral seyahatte tüm fertler.
  • aydınlanma projesi, dünyanın büyüsünü ortadan kaldırmak gibi büyük bir iddiayla ortaya çıkmıştı. bunda belli ölçüde de başarılı oldu fakat geriye varoluşu anlamsızlığın içinde süzülen insanlar bıraktı. bugün, uzaya koloni kurulması ve yapay zekayla insanın cyborg vari bir canlıya dönüştürülmesi planlanıyor. akıl, putlaştırılınca, insan denen varlık da geçmişten sahip olduğu eşsiz bütünlüğünü yitirdi.

    modernite dahilinde tüm bilebileceklerimiz, bir eserin üç saniyelik ölçüsü içerisinde duyumsayabileceklerimizi dahi veremiyor bize. teoriler, konferanslar, türlü türlü lakırdı eşliğinde, "dünyanın bu kez anlaşıldığı" deklare ediliyor, fakat boşluğa atılan her madeni para, sessizliğin içinde kayboluyor ve unutuluyor.

    insan ruhunun, bilimsel olarak anlaşılabileceği çabası, farklı söylem yapılarına angaje kabuller doğuruyor. bu kabuller, çevresine bir kalabalık toplayabildiği ölçüde gerçek halini alıyor. halbuki, mikro düzene dair bilebileceklerimiz de, makro düzene dair bilebileceklerimizin ötesinde değil. her insan, evren denli bir derinliğe ve genişliğe sahip. bunu anlayabilmek değil bir başkası, belki insanın kendisi için dahi mümkün değil.

    beş yüz seneden daha evvel zamanlarda, şehirlerin duvarları vardı. öyle ki, şehir, etimolojik anlamını da çevresi örtülü bu duvarlardan alıyordu. duvarların ardında olanın korkusu, içeridekileri inanç sahibi yapıyor ve birbirine bağlıyordu. bugün, şehirler böyle duvarlara sahip değil, şehrin şeffaflaşması, insanın şeffaflaşmasını da zorunlu kıldı ve artık herkes herkesin her şeyi. içte biriktirilebilecek bir şey yok, zira, "her şey paylaşıma açık olmalıdır" gibi bir ortak kabul söz konusu.
    içsiz ve içeriksiz bu şeffaf insan için, konuşmak da, kalabalığa hitap etmekten ibaret hale geldi. konuşmanın, sessizlikle örtülü muhtevasının yerinde, demagoji, dedikodu ve arzulardan türemiş bilinçlerin bayrakları dalgalanıyor artık.

    materyalist dünya görüşü içerisinde, insan kendi acılarına yabancılaştığında ya da onları unutmayı başardığında, başkalarının acılarına da yabancılaşıyor. böyle bir mevcudiyet içinde, "ölüm varsa ben yokum, ben varsam ölüm yok" gibi insanı dünyaya ve diğer insanlara yabancılaştıran bir konum alıyor insanların çoğunluğu. vurdumduymazlık ve rahatlık, tam olarak buradan çıkıyor ve dünyaya yayılıyor.

    bugün, insanın sahip olabileceği tüm özellikler, rekabet ve çekişmenin etrafında kümeleniyor. kendine ait bir dünya kuran insan, bu dünya toplumun çıkarlarına hizmet etmediği ölçüde, toplumca yargılanıyor. insanlar, "maaş", "iş" gibi toplumsal statüleriyle değerlendiriliyor ve kıyaslanıyor. toplumsal kabullerin ürettiği bu iş bölümleri ise, dizginsiz bir öznelliğin verebileceği derinliği, genişliği ve renkleri veremiyor.

    tüm bu olanlardan dil de nasibini alıyor. modernite dahilinde, geçmişte sahip olduğu derinliği, dokuyu ve kokuyu kaybediyor. düz ve renksiz, bir bilgisayar metninden fırlamış bir ambiyansa bürünüyor. ayırması, bölmesi ve parçalamasıyla da, anlaşma çabasını imkansızlaştırıyor. sadece, tek tipleştirmeye hizmet ediyor.

    "dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır" diyen martin heidegger'in anlama kapasitesinin derinliği de burada saklı. bugün, bizim sahip olduğumuz dünyanın sınırları çok ama çok dar. en başta, kullandığımız dil buna sebep. mevcudiyeti takribi 200-250 sene ile sınırlı sekülerizmin içine gömüldüğümüz için, bu paradigmanın dışında nelerin olabileceğini tahayyül edemiyoruz, vizyonumuz bu dar görü ile sınırlı. anlamıyoruz, çünkü neyi anlayamadığımızı anlayamıyoruz.

    tüm bu sakatlanmış ruh halimizin panzehirinin, gelecekte değil, fakat geçmişte olduğuna inanıyorum ben. bugün akıl yönünden bir şeyler edinebilmiş olsak da, ruhsal bakımdan çok ama çok eksilmiş vaziyetteyiz.

    edit: yukarıdaki alıntı, heiddegger'e değil, wittgenstein'a ait. "dil varlığın evidir" sözüyle karıştırmışım.