şükela:  tümü | bugün
  • tuğrul eryılmaz'ın deyimiyle "yeşilçam'ın altmış yıldır yapmak isteyip de yapamadığı film". ayşecik ömercik filmlerinin sahteliği yok, çocuklar çocuk gibi. bu yüzden de çok dokunaklı, çok gerçek. çok görülesi.
  • --- spoiler ---
    `filmin afişini ilk gördüğümde kafama takılan -bence- anahtar kelime. "mommo da ne ya?" bu soruya kendimce verdiğim cevap muhtemelen bir köpek ismi olduğuydu. filmi izlemeye başlerken tintin bir köpek aradı gözlerim. ama filmde köpek falan yoktu. meğersem bu mommo hayali bir canavarmış. nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum. bence ayşe de bilmiyor. için için korkuyor yavrucak ambar canavarı mommodan. kardeşinin yanında hep güçlü durmaya çalışan abi de korkuyor. ne kadar çaktırmasa da ...filmi izledikçe anahtar kelime kafamda şekillendi. mommo bir korkuydu. belirsiz, karanlık, soğuk... iki öksüzün geleceği gibi. filmin sonunda gerçek hayatın mommo dan daha korkunç olduğunu anlıyoruz. keşke tek korkumuz mommo olsa.
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    ayse annesinin mezarinin basina gelir;

    "anne biz abimle almanya'ya gidecegiz; ama hergün gelecegiz."

    --- spoiler ---

    hani aglamaktan ici cikar ya insanin, iste oyle oldum ben bu filmi izlerken.

    kesinlikle buyulu bir film. ajitasyona ya da herhangi bir somuru ogesine asla yer yok.

    tanidik bir hikaye, tanidik kareler. bence ahmet ve ayse'nin hikayesí birden fazla kez izlemeye deger.
  • nasıl ki deniz insanları için mavi ve yeşilin tonları vazgeçilmezdir, bozkır insanları için de sarı ve kahverenginin az buçuk da yeşilin tonları öyledir bence. ben bozkırda büyüdüm. canımız sıkıldığında gidip izleyebileceğimiz bir denizimiz yoktu. beni toprak ana sakinleştirirdi. tıpkı elif ve ahmet'i sakinleştirdiği gibi.
    elif ve ahmet gibi annesiz babasız değildim pek şükür. ama elif gibi baba hasreti yaşadım hep. babamı hep bekledim öyle. ama şanslıyım babam iyi bir arkadaştı. kitap okurduk hep. ben onun elinden gazetesini alır uydurma haberler okurdum sanki gerçekmiş gibi. pek gülerdi o hallerime.
    bir abim de yoktu elif gibi. genelde yalnız bir çocuktum. yalnızlığından keyif alan, hayali arkadaşları olan, güneşle konuşan çocuklardan. (güneşe gözümü kırpmadan bakıp gözümde oluşan lekelere isim verecek kadar da maldım üstelik)
    tüm o yaşadıkları sıkıntılara rağmen bu iki çocuğun hikayesi öyle etkiledi ki beni. keşke bir abim olsaymış, beni böyle karşılıksız çıkarsız sevseymiş, korusaymış kollasaymış dedim hep. içim sızladı.
    elif'i çok sevdim ama ahmet'i daha bir çok sevdim. zaman zaman o çok uyumlu halleriyle sinirlerimi bozmadı değil. ama dışarıdan bakınca ne farklı görünüyormuş.
    senaryosu yok gibiydi sanki filmin. bu yüzden kendimi zaman zaman belgesel izlermiş gibi hissettim çocuk oyuncuların ezber yaptıkları bazı sahnelerde anlaşılmasaydı cidden 'heralde doğaçlama oynuyorlar' derdim.
    şiirsel sinematografisiyle izleyenleri büyüleyen bir film mommo (ufff ne pis konuştum ha. kavgada söylenmez. breh breh. du neyse toparlıcam). bir filmi film yapan hatta onu sanat eseri haline getiren şeylerden biri de sinematografisidir. özellikle görüntü yönetmenlerine bu konuda çok iş düşer. bu filmin görüntü yönetmeni ali özel'i (bkz: ali özel) kutlamak gerekiyor. o kadar akıcı o kadar duruydu ki o sarı topraklara alıp götürdü, satamadan getirdi.
    çok spoiler lı yazasım var ama yazmayacağım ı ıh...
    yani..
    izleyin lan sinirlendirmeyin adamı (yani bir entry nasıl böyle bitirilir. ben buyum, böyleyim bebeğim. güneşle konuşmaya gittim gelicem)
  • sinemada sadece 6 kişiydik... 23 nisan olmasına rağmen (dışarıda onca eğlence gırla giderken) film izlemeyi tercih etmişti. sinemasever bir çocuk olduğu herhalinden ve tavrından belli filmdeki ayşe yaşlarında ve saçlarında bir kız çocuğu... filmi baştan sona ses bile çıkarmadan izledi, ama sonunda çıkarken elinde tuttuğu mendil ile kızarmış gözlerini silişi bitirdi beni. filme değil ben ona ağladım galiba daha çok.
  • mecburen dışarda olunan bir pazar sabahını en iyi doldurma yöntemiymiş bilmeden gittiğim ve yeşilçam'da toplam 2 kişi olarak izlediğim bu film. başlangıçtaki durağanlık biraz sıksa da zamanla kendinizi filmin içinde buluyorsunuz farketmeden. çocuk oyuncuların başardığı iş muhakkak önemli ama yardımcı rolleri oynayan ustalar filmin gerçekciliğine gerçekllik katıyor bana kalırsa. netice itibariyle oldukça sıcak, hayata dair ve içe dokunan bir filmdir mommo.
    erkan oğur'un müziklerinin bu dokunma kısmında iyi bir payı olduğunu da eklemeliyim.

    --- spoiler ---

    almanyadaki teyzeden gelen mektubu ahmet okumakta dedesi ve ayşe dinlemektedir. teyzeleri mektupta çocukları almanyaya götürmekten bahsetmektedir. mektup bitince ayşe dedesine sorar

    - sen de gelecek misin almanyaya

    felçli olan ve kendisine çok uzun bir ömür biçmeyen dede:

    - yok, ben başka yere gideceğim

    der. çocuklar nereye gideceği konusunda ısrar edince, yutkunarak "allah bilir" i ekler.

    --- spoiler ---
  • beni bu filmde en ama en çok, her çocuk gibi az biraz "şımarma" hakkı olan o iki kardeşin, filmin başından sonuna boyunlarını bükmeleri etkilemiş ve hatta resmen üzmüş, içime dert olmuştur.

    az önce trt'de tekrar izleme fırsatı yakaladım.

    hem de bu defa babamla.

    kafamda, onun çocukluğunu canlandırdım. filmi izlerken yüzündeki çizgileri saydım. sayarken hepsi yok oluverdi. çocukluğuna döndü babam.

    iyi biliyorum. işte öyle..
  • şehirler arası otobüslere hangi mantıkla koyulduğunu anlamadığım film. koca otobüs ağlatılır mı lan?

    erkan oğur'un müzikleriyle tamamlanmış ve mükemmeliyete ermiş film. onlar nasıl görüntüler, nasıl tatlı oyunculuklardır be.

    --- spoiler ---
    "abi annem ıslanmaz mı?"

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    -gidiyorum ben gülfatma...
    - anne biz abimle almanya'ya gitcez... ama hergün gelecez*

    --- spoiler ---

    sahipsizlik, fakirlik, çaresizlik üzerine bir başyapıt.
  • başkasının yanında asla ağlayamayan beni annemin yanında hüngür şakır ağlattı. babam ve oğlum'da gözlerim bile dolmamıştı, fikir vermesi açısından...

    --- spoiler ---

    ayşe'nin suratına bakmayan babasına bakışına, dedesinin haline, "abi annem ıslanmaz mı" sorusuna, ahmet'in otomobili takip etme sahnesine... her şeye ağladım.

    --- spoiler ---

    fakat ben bu filmi, beni ağlattığı için sevmedim. sadeliği için, doğal oyunculuk için, büyük adam gibi olup büyümüş de küçülmüş olmayan ahmet için sevdim. üstelik bu güne kadar, bir arkadaşım arayıp seyret diyene kadar da bu filmden haberim yoktu. yani demek ki bol paralar harcanan bir tanıtım kampanyası da olmamış filmin. ne diyim, helal olsun!