şükela:  tümü | bugün
  • sikmeyin beyler yeter
  • tablo 16 yılda tamamlanmış. tablodaki kadının adı madonna lisa/ lisa gerardini. tablo 500 yılda iki kere çalınmış ve bir kere de asitle tahrip edilmiş. arka plandaki manzara ve köprü bize tablonun italya'nın bobbio kentinde yapıldığına dair ipucu veriyor. arkadaki köprüde 72 sayısının gizli olduğuna inanılıyor. bunun iki anlamı olabilir. köprü 1472'de yıkılmış ve restore edilmiş. ki bu zaman dilimi da vinci'nin tabloyu yaptığı döneme denk geliyor. yerel halk köprüye şeytanın köprüsü diyor. sayının diğer anlamını ise rönesans döneminde büyük haksızlığa uğrayan musevilerin kabala inancında buluyoruz. kabala inancına göre 7 sayısı tanrı'nın 7 gün süren yaratma ve dinlenme süreçlerini simgeliyor. 2 sayısı ise erkek ve dişi arasındaki zıtlığı ve birleşmeyi simgeliyor. yarı erkek yarı kadın. bu mana ise da vinci'nin yardımcısı salai'yi ögrendiğimizde anlam kazanacak.(bkz: salai) salai bahsinden önce tablodaki perspektif hatasından bahsetmek gerek. da vinci'nin perspektif ustası olduğu biliniyor bu yüzden bu hatayı ancak bilerek yapmış olabilir. ama neden? resmin zıt kenarları birleştirildiğinde de sürekli bir manzara elde ediliyor. salai bahsine gelirsek salai 25 yıl da vinci'nin öğrencisi olmuş ve asistanlığını yapmış kişi. salai lakabı ise ona da vinci tarafından verilmiş, küçük şeytan anlamına gelen bir lakap. sürekli birşeyler çalıp kırarmış, o yüzden bu lakabı almış. da vinci ile salai'nin sevgili olduğu yönünde görüşler var. da vinci ona mon salai* dermiş. burada bir kelime oyunu olabileceği düşünülüyor. mon salai-mona lisa. eğer da vinci böyle birşeyi ima ettiyse ateşle oynamış demektir. o dönemde eşcinsellik kesinlikle yasaktı ve cezası ölümdü. hattada vinci'nin tablodaki köprünün adı ile* salai'nin adı* arasında hoş bir espri yapmış olabileceği de düşünülüyor. araştırmalara göre tablodaki yüz hatları da salai'nin yüz hatları ile uyum sağlıyor. çünkü salai'yi da vinci'ni diğer resimlerinden tanıyoruz. da vinci için modellik yapmış. tablodaki kişinin gözlerinde ise birer harf olduğu düşünülüyor; sol gözde s harfi sağ gözde l harfi. l harfinin leonardo'yu veya lisa gerardini'yi, s harfinin ise salai'yi simgelediği düşünülebilir.

    national geographic'in the mona lisa code belgeselinden aldığım bazı notlar bu şekilde.
  • gülmüyor ki gülesin, ağlamıyor ki ağlayasın!

    şirinlerden sonra hiç sevmediğim ikinci çok bilindik şey.
  • mona lisa'nın bebeği amerikalı ünlü porselen bebek yapımcısı fawn zeller tarafından 1954 yılında aslına uygun olarak yapılmış ve bir adet üretilmiştir.

    istanbul oyuncak müzesinde sergilenmektedir.

    http://i.hizliresim.com/r3lz51.jpg
  • piyasa değeri 750 milyon dolarmış.

    kaynak: #tarih
  • aslında leonardo da vinci'nin diğer eserlerinden bir farkı yoktur. üzerinde bu kadar tartışma yaratılmış olmasının sebebi da vinci'nin bu tabloyu sürekli yanında gezdirmiş olmasıdır.

    bizde egemen bağış'ın esprisiyle gündeme gelen da vinci, kendi döneminde de tanınan bir kişiydi. nev'i şahsına münhasır bir karakter olan sanatçının, her yere elinde bir tabloyla gitmesi dikkat çekiyordu. bu bağlılığı anlamlandırmak için, resmi özel kıldığı düşünülen bir çok efsane üretildi. bu efsaneler yüzyıllar içinde daha da gelişerek günümüze ulaştı.

    yani louvre'a gidip resmi gördükten sonra "bu resmin olayı nedir hacı" diye düşünenlere "bu resmin olayı, hiç bir olayı olmamasıdır" diye cevap verilebilir.
  • ünlü olmasının nedeni şahane olması değildir, nitekim bir sürü şahane tablo var, mona lisa öteki şahanelerden daha şahane değildir. kadının kaşlarının çizilmemiş olması da değildir, öyle saçmalık mı olur lan? şahane bir teknik olmasına rağmen sfumato da değildir, her alışılmamış tekniği kullanan tablolar ünlü olsaydı mona lisa'dan daha ünlü tablolar da olması gerekirdi. gülümsemesinde yatan teşevvüş de değildir, sanırım bu iddiayı ömer çelakıl uydurmuş; zaten bakarsanız bunu işaret eden birçok şey vardır. öncelikle, ömer çelakıl 1980 siverek doğumludur. siverek'in alan kodu 414'tür, plakası ise 63. şimdi hesaplayalım:

    çelakıl'ın doğum tarihi 1980'den siverek'in alan kodu olan 414'ü çıkarırsak, 1566'ya ulaşırız. ulaştığımız 1566 sayısından da siverek'in plakası 63'ü çıkarırsak, 1503'e geliriz. bu tarih ne biliyor musunuz? mona lisa'nın yapım tarihi! bu rastlantı olabilir mi hiç? aklınız alıyor mu bunu? lütfen, lütfen..

    öyleyse mona lisa ne için ünlü olmuştur? kolay değildir bir insanın çıkıp mona lisa'ya laf etmesi, çarparlar. çarpılalım. "da vinci'nin mükemmel tekniği" falan tablonun ününden sonra bahsi açılmış şeyler. yani kronolojik olarak mona lisa'nın şahaneliği onu ünlü etmiş olamaz. zira 1900'lere kadar da bu ününün çeyreğine bile sahip değildi. ünü, vincenzo perugia'ya dayanır.

    louvre müzesinde çalışan bu adam, 1911 yılının bir günü bu tabloyu çalmaya karar verir ve bunu başarır. bakın mona lisa o kadar ünsüzdü ki, 1 gün boyunca fark edilmemiş bile çalındığı. fark edildikten sonra medya öylesine çullanmış ki konuya, hırsız yakalanıp eser geri müzeye kavuştuğunun ertesi günü 100.000 kişi tabloyu görmeye gelmiş. bu gelenek de günümüze kadar devam etmiştir. yine medya, ah medya!

    teknik, emek, deha kimin sikinde lan? mal mısınız oğlum? kitleler ne anlar bundan? bir şey ancak azıcık gizem ve komşularla konuşacak bir konu olduğunda ünlenir, yüceltimler sonrasında gelir. sanki bir şeyin ününe tanık olduğunuzda onun şahane nitelikleriyle tanık oluyorsunuz. yok abi öyle bir şey. atatürk karga kovalar, edison tesla'ya piçlik yapar, beethoven sağır olur, dünyanın şekli budur. kimse beethoven'ın müzik dünyasına ne kattığını bilmez, ama sağır beste yapmış lan adam, oha yani ne kadar magnifisınt. sorsan, en iyi müslüman mühendis hezarfendir, niye? adam uçuyor baba.
  • abartılmış balon bir tablodur. alt tarafı bir kadın resmi. günümüzde çok daha güzelleri çiziliyor. bi numarası yok. ama avrupa işte, şişirip şişirip turistten vuruyor parayı.
  • neden bu kadar ünlü olduğu konusunda, dinlemesi keyifli teoriler anlatılmış;
    https://www.youtube.com/watch?v=qlgpyp0shu8

    videoda, mısır pramitlerinden bahseldilmiş. görsel sanatlarda üçgen formu, dengelilik, durağanlık. dinginlik gibi hisler uyandırırmış. baktığımızda güven duygusu uyandırırmış.
    resime çok sağlam bir geometrik temel atılmış ve ressam piramitlerden ilham almış.
    resmin üzerine piramit çizdiğimizde, piramitin uç kısımları mona lisa'nın tam da yüz kısmına denk geliyormuş ve bakışlarımızı ister istemez onun yüzüne yönlendiriyormuş. resmi köşelerinden ikiye bölüp iki üçgen elde ettiğimizde bunlar da kendi içinde bir kompozisyon oluşturuyormuş ve hatta resmin içinde onlarca üçgen yarattığımızda hepsi kendi içinde manalı birer parça oluşturuyormuş.

    resmin bulunduğu müzenin girişinde de üçgen camlardan yapılmış piramit varmış.
    resimde altın oran çokça kullanılmış.

    üçgenlerle yaptığımızı dikdörtgenlerle yapmaya kalkıştığımızda da resimde bir ahenk yakalıyormuşuz.

    aynı şeyi spirallerle ve çemberlerle yaptığımızda da aynı durum söz konusuymuş.
    doğada da bulunan ahenk ve altın oran bu resimde de mevcutmuş.

    da vinci, refesrans verdiğim videoda da anlatıldığı üzre, hayatının önemli bir kısmını kadavralarla geçirmiş, insan anatomisini, vücut parçalarının vücuda oranını deneyimlemiş, dolayısı ile bir insan çizerken, kadavralar sayesinde hakim olduğu anatomi bilgisini kağıda elbette aktarmıştır. bunun için ayrıca bir bilinç kullanmasına gerek olduğunu hiç sanmıyorum bile.

    işte bu nedenle ben hikayeyi biraz "zorlama" buluyorum. örneğin piramitler ya da üçgen formu güven vermez, ucu totomuza girecekmiş gibi duran bir şeyin nesi neden güven versin? evet bu kişisel bir çıkarım, ancak tutarsız değil.

    resim, zorlama hikayelere açık bir sanattır, ona baktığınızda türlü manalar çıkartabilirsiniz, işini bilen bir ressamın çiziminde piramitler, spiraller, çemberler, dikdörtgenler yakalayıp bunları birbiri ile ilişkilendirebilirsiniz, anlatması ve dinlemesi keyifli öyküler oluşturabilirsiniz.

    ama ressam tüm bunları gerçekten düşünmüş müdür? o muhtemelen, birikimlerini kağıda aktarırken sadece keyif almakla meşguldü...