şükela:  tümü | bugün
29 entry daha
  • leibniz’i spinozadan ayıran nokta. zira leibniz’de töz kavramına kuvvet kavramı da eklenir. buradaki töz’ün diğer tözlerden farkı: canlı, hareketli, tüm evreni kendilerinde yansıtan ve tasarım gücüne sahip bir çeşit üstün ruh olmasından kaynaklanır. ve bu da monaddır. yani monad kısaca kuvvettir ve leibnizmin ilkesini oluşturur.

    leibnizm, “ her monad’ın kendi için apayrı bir dünya olduğunu ve her birinin kendi kendine yeten birim olduğunu” ileri sürer.

    kısaca monadların, elektronlarla benzerlik gösterdiğini, her birinin bireysel olarak kendi tikel değişimlerini sergilediğini ancak diğer nesnelerle olan bağını da sürdürdüğünden bahseder.

    “maddenin çeşitliliğinin, farklılığının maddesel ilkesi harekettir.”

    yani madde monadların bağıdır. tabii buradaki madde, ruhun başka bir formudur. duyular ve algı arasında bir benzerlik kurarak işin ucunu sezginin hakikatine ve bölünmezliğine dayandırır. o, 1’dir.

    “mutlak gerçeklik, monadlarda ve monadların algılarında bulunur.”, “monadlar bütün evreni temsil etmektedir.”

    bu gerçeklik, tek tek nesnelerin kendi aralarındaki benzerliğine dayanır. bu benzerliği de duyuların ve algının bir hakikati olarak görürler. ne hikmetse mutlak gerçeklik olarak gördükleri monadlar, evrenin bir temsilcisi olarak, hatta tüm evrenin kendisinin etkisi altında bulunduğu hâlde evrenin seyircisi olmaktan başka pek de bir işe yaramazlar (bu, tahtına kurulmuş olaylara müdahâle etmeyen bir tanrı portresini hatırlattı bana). deneyüstü idealizm’le olan gerginliğini de işte tam bu noktada başlamıştır. velhasılı leibnizm’de monadlar algısal donanımı yüksek, mekân ve zamandan münezzeh tanrı’nın varlık kanıtıdır. bu noktada yerçekimi ve ona etki eden kuvveti düşünüldüğünde yerçekimi bir tanrı’dır.