şükela:  tümü | bugün
  • aslında bu güzel kitap, dönemin ‘jandarma genel filozofu’ olarak alemlere nâm salmış büyük filozof gottfried wilhelm leibniz’in felsefe yaptığı bir kitaptır. kendisi ufacıktır ama içeriği son derece ağırdır ve 17. yüzyıl felsefesinin nadide örneklerindendir, içeriğine katılamasam da devasa güzel bir kitapçıktır.

    bu kitabın içeriğinin tam anlaşılabilmesi için zannımca aristoteles ve rené descartes hakkında bir miktar bilgi sahibi olunmasında çok büyük faydalar mevcuttur zira leibniz, yarattığı kavramların, yani felsefenin amacı olarak “kavramlar yaratma sanatı” içerisinde, kavramlarının önemli bir kısmını aristoteles’e atıfta bulunarak yaratmıştır. aynen gilles deleuze ve félix guattari’nin antonin artaud’dan ödünç aldıkları ve geliştirdikleri “organsız beden” veya pierre bourdieu’nün platon’dan ödünç alarak yarattığı doxosopher (doxasophus) kavramı gibi.

    leibniz bu küçük dev eserinde monad için “birleşik şeylere giren, parçaları olmayan basit tözler” diyor ve bismillah kitap burada taş gibi başlıyor. buradan töz, algı, doğru, bilgi ve ben gibi kavramlar üzerine düşünerek, özdeşliklere ve tanrı’ya varana değin görüşlerini açıklıyor.

    aslında kitabın adı “felsefenin temel prensipleri” şeklindedir ancak daha sonra monadoloji şeklinde şöhret bulmuştur.
  • leibniz'in o dönem düşündüklerini göze alınca çürütülmüş bir kitaptır. yanılıyorsam lütfen düzeltin. leibniz'in bölünemeyen, parçalanamayan "töz" diye bahsettiği şeyin atom olduğunu düşünüyorum. kitapta bu "bölünemeyen asıl küçük zerrecik" olarak yansıtılmasını da bu düşüncenin devam ettirilmesi çabası olarak görüyorum. sadece türkçe çevirisini görebildiğim için çok iddialı olamayacağım. aslında önemli olan bu da değil.
    zerreden (atomdan) yola çıkarak tanrı fikrine ulaşılması çok zorlama geldi bana. maddenin (sanırsam o dönemki bulgular ışığında bölünemeyeceği varsayılan) atomlarının yok edilemeyeceği, eriyemeyeceği söylenerek buradan onların "sadece bir anda yaratılabileceği" kanısına varılıyor.
    o dönemden 1000 küsür yıl önce de maddenin atomik bir yapısının olduğu tahmin ediliyordu. bu yüzden "mucizevi" bir düşünce değil. bir buluş hiç değil. dinin düşüncenin artık gözardı edilemeyecek bilimsel gerçeklere adapte edilme çabasıdır bu kitap.
  • kısaca ve net olarak bireyin kavrayış gücünün safha safha gelişimine denir, yani kavradikca kavrarsin merak etme zorlama kendini....
  • leibnitz, monadologia'da bölünmeyen bir bütünlük olan monad 'lardan bahseder. ona göre bu "monad" lar, evren'in temelini oluşturmaktadırlar. "monad"lardan meydana gelen bir yapı içinde bir tek "monad" tüm "monad"ların bilgisine sahiptir ve onları temsil edebilir. dolayısıyla leibnitz, evrenin birçok küçük evrenlerden oluştuğunu, bu küçük evrenlerin her birinin de aynı zamanda evreni içine aldığını, içindeki evrenin de yine küçük evrenlerden oluştuğunu ve bu evren tasarımının sonsuza kadar yinelendiğini öne sürer.
  • kitap bilgisayar bilimleri ile ilgili önemli kavramları içermektedir. öncelikle bilinmesi gerekenler : monadlar kesinlikle atom değildir.
    monadlar büyük veya küçük olabilir, sabit boyutları yoktur.
    monadlar birleşerek karmaşık yapıları oluştururlar (zaten monadın varlığını gösteren de budur, yani karmaşık yapılar varsa bunları var eden daha küçük varlıklar da vardır).

    --- spoiler ---

    monad kelimesini anlamak için töz (ve eski ismi ile cevher) veya ingilizcedeki substance kelimelerine bakabilirsiniz
    --- spoiler ---

    şimdi bilgisayar bilimlerinde ve matematikte monad kelimesinin kullanımının farklı anlamlara gelmesi (daha çok tekillik üzerinden giden anlamı) yanında, aslında leibniz'in koyduğu felsefe itibariyle nesne yönelimli programlamada bir nesnenin (gerçekte varlık göstermeyen soyut bir kavram olması gerçeğini de ele alarak) bir monad olduğunu veya birleşerek daha karmaşık yapılar oluşturduğunu (composition) veya diğer monadlarla iletişim içerisinde olduğunu (association) veya bütün evreni kendi içerisinde barındırdığını (bir nesnenin tanımlı olduğu ortamdaki bütün bilgilerle birikte yaşadığı) veya kendi başına var olan ve diğer monadlardan kendini farklı kılan bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz (belki).
  • leibniz'in bölünemez tözü olan monad, atomdan farklı olarak yer kaplamaz ve şekilden yoksundur. hiçbir monad bir diğeri ile aynı değildir ancak yine de monadlar belli bir akrabalık ilişkisi ile birlikte düşünülürler. böylece, bir monad evrenin tamamı ile iletişim halindedir, bir monad diğer tüm monadları algılamaktadır. bu doğal olarak bir panpsişizm doğurmaktadır.

    lebniz'e göre "madde" töz olamaz çünkü yer kaplar, dolayısıyla ontolojik olarak bölünemez değildir ve onun varlığı nedensel olarak başka bir şeye bağlı olmak durumundadır. töz ise lebniz'e göre ontolojik olarak bağımsız ve kendi kendisini açıklayan, varolmak için başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır. böylece, töz monaddır. monad ise madde gibi parçalanabilir değildir, fenomenal düzeyin ardındaki bağımsız güç ya da faaliyet merkezleridir, monad öyleyse kuvvet birimidir.

    dolayısıyla, lebniz monadı "fenomenal maddenin" berisindeki psişik ve metafizik gerçeklik olarak tespit ediyor.
  • monad, basit bir tözdür(substance), başka bir deyişle parçasızdır. bileşik tözler, basit tözlerden oluşmaktadır. parçası olmayanın ne uzamı, ne şekli ne de bölünebilmesi mümkündür. monadlar doğal olarak oluşup yok olmazlar ancak bileşik tözler doğal olarak oluşup yok olabilirler. monadlar ise tanrı’nın yaratımı ile başlarlar, yok edişi ile ise yok olurlar.

    içsel hareket olması için monadın parçaları arasında bir devinim olmalıdır ancak monadın parçaları olmadığı için bu mümkün değildir. aynı şekilde, monadların dışarıya açılan pencereleri olmadığı için dışarıdan itkili bir devinim mümkün değildir. her bir monad varlık olduğu için aynı zamanda niteliği de olmalıdır. monadlar niteliklerine göre birbirlerinden ayrılmazlarsa doğadaki/şeylerdeki devinim algılanamaz çünkü bütün bileşik tözler basit tözlerden meydana gelir. her monad birbirinden farklı olmalıdır çünkü iki varlığın doğası hiçbir zaman mükemmel olarak aynı olamaz.

    yaratılan her varlık değişime tabi olduğu gibi monadlar da yaratıldıkları için değişime tabidir. dışarıdan fiziksel olarak etkilenmeyen monadın doğal hareketi içsel bir prensipten kaynaklanmalıdır. değişen şeyi bireyselleştiren ve monadların çeşitliliğini sağlayan bir detay olmak zorundadır. bu detay, çokluğu tekte ya da basit olanda barındırmalıdır çünkü bütün doğal devinim derecelere göre gerçekleşir, bir şeyler değişirken diğerleri devinimsiz kalır. bu sebeple monadda parça olmadğı için eğilim ve ilişkiler çokluğu olması gerekir.

    bir birlikteki ya da monaddaki çokluğu içeren ve temsil eden geçici durum algıdır(perception). algı, kavrayıştan(aperception) ya da bilinçten(conscience) ayrı tutulmalıdır. kartezyen anlayış, farkına varmadığımız şeylere algı dememiştir. bu yüzden yalnız zihne/tine(esprit) sahip olanların monadlardan oluştuğunu düşünmüşlerdir.

    bir algıdan diğerine geçişi ve algının değişimini sağlayan içsel prensip istektir(appétition). istek her zaman tam algıya ulaşamasa da yeni algılara ulaşır. leibniz’e göre en ufak düşüncemizde bile çeşitllik vardır. bu yüzden ruhun bir monad olduğunu kabul eden monaddaki çeşitliliği kabul etmelidir. algı, mekanik nedenler açısından açıklanamaz. dolayısıyla, algı ve algının değişimleri monadın içinde aranmalıdır.

    leibniz, monadlara aynı zamanda entelekheia ismini verebileceğimizi söyler. çünkü monadlar belirli bir yetkinliğe(perfection) sahiptir ve onları cisimsiz otomat olarak adlandırmaya imkan veren iç etkinliklerinin kaynağı bir yeterliğe (autarkeia) sahiptir. ruh, algının daha belirgin olduğu ve belleğin(mémoire) eşlik ettiği basit tözlere verilen isimdir.

    baygınken bile farkına varmadığımız algılarımız vardır. bir hareket nasıl başka bir hareketten geliyorsa, bir algı da başka bir algıdan gelir. hiçbir boşluk ya da aralık söz konusu değildir. bellek, ruha bir çeşit algı temsili dizisi sağlar. ruh ve bellek insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da vardır. insanlar, algı dizilerini yalnız belleğe göre kurduklarında hayvanlardan farkı yoktur çünkü bu algı dizilerini teoriden bağımsız şekilde pratik, yani ampirik şekilde kurarlar. peki, leibniz’e göre insan ve hayvan hangi noktada ayrışır?

    zorunlu ve ebedi doğrulukların bilgisi (connaisance des vérités nécessaires et éternelles) sayesinde kendi kendimizi ve tanrı’nın bilgisine erişebiliriz. bu erişimi sağlayan bizdeki akıl (raison) yetisidir. bu aynı zamanda akıllı ruh (ame raisonnable) ya da tin (esprit) olarak da adlandırılır. bu yeti, bizi diğer tüm canlılardan ayıran yetidir.

    akıl yürütmelerimiz iki prensip üzerine kurulmuştur. ilki, çelişmezlik ilkesidir. bu ilkeye göre çelişki içeren ifadeye yanlış, yanlış olanın karşıtına da doğru hükmü veririz. ikinci ilke ise yeter-sebep ilkesidir(la raison suffisante). bu ilkeye göre, bir olgunun doğru ve var olduğunu ancak onun yeter sebep ilkesine sahip olduğu yani, neden bu şekilde olup da başka şekilde olmadığı üzerinden görebiliriz. leibniz’e göre genelde bu gerekçeleri insan aklı kavrayamaz.

    iki tür doğruluk vardır. ilki, akıl yürütmenin doğrularıdır (vérité de raisonnement). bu doğrular zorunludur ve karşıtları olanaksızdır. ikincisi, olgunun doğrularıdır (vérité de fait). bu doğrular olumsaldır ve karşıtları olanaklıdır. yeter-sebep ilkesi, olumsal ya da olgunun doğrularında da bulunmak zorundadır. örneğin, şu an yazı yazmamın etken sebebini oluşturan sonsuz sayıda şimdiden ve geçmişten gelen şekil ve devinim vardır. diğer yandan, ruhumun da şu an yazı yazmamın erek nedenini oluşturmak üzere şimdiyle geçmişten gelen sonsuz sayıda eğilimi ve niyeti var. bütün bu detaylar başka önsel ve detaylı olumsallıklar içerir. bu detayların hepsinin analizi insan aklının sınırını aşar. bu yüzden bu olumsallıkların detayının dışında bir yeter sebep ilkesi olmalıdır. sonuç olarak, şeylerin yeter sebebi zorunlu bir tözde var olmalıdır. bu değişimlerin detayı bu varlıkta üstün bir biçimde var olmalıdır. bu varlığa tanrı diyoruz.

    bütün detayların yeter sebep ilkesi tanrı’dır. yalnız bir tanrı vardır ve bu tanrı kendine yeterdir. bu en üstün töz emsalsizdir, evrenseldir ve zorunludur. yetkinliği kesinlikle sonsuzdur. yaratıklar yetkinliklerini tanrı’dan alırken, yetersizliklerinin sebebi kendi sınırlı doğalarıdır. zorunlu ve ebedi doğrulukların yeri tanrı’nın müdrikesidir. tözlerde ve olanaklarda bir gerçeklik olacaksa, bunun kaynağı zorunlu varlığın varoluşu olmalıdır. bu zorunlu varlıkta töz, varoluşu içinde taşır ve bu varlığın fiil(actuel) olabilmesi için kuvve(possible) olması yeterlidir.
  • monadlar evreninde, maddenin her parçası bitkilerle dolu bir bahçe, balıklarla dolu bir havuz olarak tasarlanabilir. ama bitkinin her dalı, hayvanın her organı, organlardaki her damla sıvı yine böyle bir bahçe ve havuzdur. öyle ki, bahçedeki bitkiler arasında kalan toprak ve hava, havuzdaki balıklar arasında kalan su, ne bitki ne de balık olsa da çoğu zaman algılayamayacağımız bir incelikte yine kendinde onları bulundurur.
  • leibniz'e ait eser iş bankası kültür yayınları tarafından devrim çettinkasap çevirisiyle okuyucuyla buluşmuştur. asında hz. leibniz desek yeridir. birçok peygamber leibniz kadar irşad yapmamıştır.

    açıkçası bu kitabı okumadan önce temel felsefe okuması yapmadıysanız cinnet geçirebilirsiniz. bunun yanında az da olsa 3-5 şey karıştırmışsanız eğlenceli olabilir.

    leibniz felsefesine giriş için sayfa sayısı olarak her ne kadar hafif görülse de pahada ağır bir eser. bu açıdan haydi leibniz'i tanıyalım diyenler için kesinlikle doğru bir seçim.

    ben leibniz sevmeyen biri olarak bile yer yer keyif aldım diyebilirim. kitabı okurken ister istemez aklınıza bazı filozoflar ve eserleri sürekli düşüyor.

    örnek vermek gerekirse voltaire'in candide adlı eseri başı çeker. kitabın yazma amacı resmen bu kitapta da geçen mümkün dünyaların en iyisi görüşü ile ağırı dalga geçmektir. yanlış hatırlamıyorsam bu konuyla ilgili schopenhauer'ın die welt als wille und vorstellung adlı eserinde de oldukça sert bir eleştiri vardı. gerçi schopenhauer kimseyi eleştirmez, aşağılar ve itin görüne sokar. neyse bu başka bir konu. ayrıca ölümsüzlük ve başkalaşımla ilgili kelamlarını okurken de diderot'un entretiensadlı eseri birebir olmasa da serbest çağrışım yapmıyor değil. yeri gelmişken entretiens'ı mutlaka okuyun derim.

    leibniz birçok konuda descartes'e katılmasa da ona duyduğu hürmeti buram buram alıyorsunuz. ben bu denli tatlı eleştiren bir filozof daha görmedim. kitap genelinde baktığımızda spinoza ethicaokuması yapmışsanız karşıtlıklar üzerinden temellendirme anlamında ciddi bir aşama katetmiş olursunuz. ama bence ilk önce ethica okunmuş olmalı.

    garipsediğim bir iki şeyle goygoya son vereyim.
    bitkilerin ruhu olabileceğinden şüphe etmesi çok hoşuma gitti. ayrıca cin var mı yok mu konusunda bence hayatının çeşitli dönemlerinde gelgitler yaşamış. kitapta pek inanmıyor gibiyken mektuplaşmalarda sağlam bir cinci hoca. hayır tanrıcı olmasını anlıyorum ama bir filozof cinlere ne maksatla inanır aklım havsalam almıyor. hatta ulan bu cin başka bir şey herhalde başka bir şeyi kastediyor diye kıvranıyorum. belki cidden başka bir şeydir aydınlatın beni. olamaz olmamalı.

    sözün özü bir çok anlamda çürütülmüş olsa da okumaya değer bir eser.
  • "tanrı sonsuz olduğundan asla tümüyle bilinemez." (syf. 70)

hesabın var mı? giriş yap