şükela:  tümü | bugün soru sor
  • şubat 2012 itibari ile yayın hayatına giren, kafa3 visual entertainment tarafından hazırlanan, ankara menşeili bir dergidir*.
  • "sinema konusunda çok bilgili olan chaiers du cinema'cılar, biraz da sizin düzeyinize çıkmak için, dün akşam annie hall'u gördüm. o anda pek hoşuma gitti, işte en uygun sözcük bu, çok "hoş"tu, sonra geçti. ertesi sabah hiçbir şey kalmamıştı. daha birkaç gün öncesine kadar hiçbir tanışıklığım olmayan woody allen sanırım çok düşünülüp taşınılmış bir sanattan yana; aynı şekilde çok bölgesel, inceden inceye hesaplanmış, chaplin'inkinden çok daha dar -alabildiğine dar- bir mizah anlayışı var woody allen'ın. woody allen neredeyse, orada kalıyor. çevresinde hiçbir şey kıpırdamıyor, nesneler tüm farklılıklarıyla durup duruyorlar, onunla birlikte harekete geçmiyorlar, hiçbir şeyi değiştirmiyor woody allen. onun çevresinde new york da aynı. new york'u boydan boya katediyor, new york hep aynı. şehir ışıkları'nda chaplin mekanın bütününde yaşar. her yanda yankılanır chaplin. new york'ta ya da başka bir yerde, her nerede olursa olsun, chaplin geçince, herşeyde onun yankısı kalır. herşey chaplin'dir. tüm kent, kentler, sokaklar. chaplin geçince herşey chaplin olur. o susan adam olur. chaplin tek bir numarada, tek bir oyundadır; sanki tek bir kez, tek bir sessizlik, tek bir aşk, dermiş gibi. bu oyun da tek bir yerde geçer ama, uçsuz bucaksız bir yerde. burası, bütünüyle chaplin'in yeridir. chaplin oynarken, kendine ait olan hiçbir şeyi saklı tutmaz, yedekte bırakmaz. sahip olduğu herşeyi o anda oyununa katar. onun yanında woody allen cimrinin, elisıkının teki. bir takım numaraları, oldukça başarılı sahneleri, son derece yapmacıklı, son derece ölçülüp biçilmiş, çok yerel, çok "gerçek hayattan alınma" ve aslında iyi hazırlanmış bir takım "gag"leri var. aynı "parizyenizm" gibi bu da son yılların "new yorkizm"i. annie hall'da new york'u göremedim, bir yaşam tarzını gördüm; öyle, new york'tayken tanıdığıma benzer bir tarz, oldukça kasvetli, ama oldum bittim new york-babylone tarzı değil. sonra annie hall'da aşk yalnızca "gag"lere bir bahane oluşturuyor, işte bu olmaz. woody allen'ın sefaleti burada, bir alay etme, çekiştirme, zarar verme, kabalaşma tarzını sürekli öne çıkarmasında, monden bir edayla, sürekli buna başvurmasında. bir an tereddüt ettim ama woody allen hakkında bu şekilde konuşmak umurumda değil. zaten eleştirmenler onu göklere çıkarıyor, artık hiçbir şey ulaşamaz ona. tuhaf ama, oyunundan ve söyleşilerinden korkunç biri olsa gerek, hayatta hiçbir şeyi sevmemiş olsa gerek diye bir çıkarsama yaptım. sonuçta oyuncularda her şeyi görüyor insan, bütün arka planı. keskin görüş." marguerite duras - les yeux verts
  • "nihad, birçok şeyler söylemek isteğiyle muazzez'in yüzüne baktı, sustu. ona anlatmak istiyordu ki: “evet.. muazzez.. ben sana hak veririm.. doğru söylüyorsun, onlar ne kadar olsa senin akrabandır, ne kadar olsa onlara alışmışsın. sen de nihayet bir kadınsın, tabii sevklerine mahkûmsun. bütün monden kadınları aldatan şey, seni de cezbediyor; yeşil gözlerinin elektrikte kamaşmağa ihtiyacı var, dilinde hâlâ içtiğin şampanyaların ta'mı kalmış, derinin her zerresi ipek yastıkların verdiği yumuşaklığı arıyor; güzel koku, güzel ses, güzel ışık, güzel tad ve güzel temas… bunlara âşıksın, bana değil. senin aşkın şiddetli bir "sansüalite"den başka nedir? madem ki ilk gençlik terbiyeni onlardan aldın, onları arayacaksın, onları göreceğin gelecek. bu işte yine ben yandım."
    peyami safa - mahşer kitabında yukarıdaki şekilde kullanılmış bir kelime.
  • sodom ve gomore'de defaatle geçer...