şükela:  tümü | bugün
  • şindi; fransızcada mono artı cle... yani; anahtar deliğinden dikize yatmış insan manalı bir küfür. ve çok ayıp tabii...
  • bir dergiden beklenebilecek herseyi verebilen dergi. yayina baslamasiyla kaliteli dergi acligimi doyuran saheser.

    http://www.monocle.com/
  • affairs
    business
    culture
    design
    edits

    bölümleriyle, dergiden istenecek şeylerin abcde'sini oluşturmuş leziz dergi. pahalı ama değiyor.
    oldukça tarafsız haberler yayınlamakta, çizgi roman bile vermekte.. bir ay boyunca okunacak cinsten..
  • yayın yönetmeni tyler brüle'dir.
  • tyler brule'nin wallpaper'la baslattigi mukemmel dergi gelenegini tavana vurdurdugu, bu ayki sayisinda folkland adalarindan harika bir arastirmaya yer veren pahali dergi.
  • (bkz: monokl)
  • türk dizilerinin arap ülkelerindeki popülaritesini haber yapmışlar.

    "a wave of arab tourism is washing over istanbul - and it's all because of racy turkish soap operas. last season noor, the most popular, was watched by 85 million people across the arab world. monocle sets off to the bosphorous to join the guided tour for avid viewers wishing to live the dream."
    http://www.monocle.com/…ticles/soap-opera-tourists/

    --- alıntı ---
    beyrut'ta türk dizilerinin forsu
    telefonda rezervasyon yaptırırken ya da bir mağaza kasasında fatura için isim verirken, starbucks’ta kahve alırken diyelim en basitinden, mesela ‘emre’ son yıllarda iyi çınlayan bir isim!
    ‘nur’ buna karşılık, yeteri kadar ‘çağdaş’ ve ‘laik’ mi, şüpheliyim. şüphesiz hatta: değil!
    ama işte onun da kapıları açtırdığı, kalan tek masa varsa belki ‘emre’ye tercih bile edileceği topraklar olduğu muhakkak!
    beyrut’ta ‘emre’nin zerre itibarı yokken, birlikte olduğumuz diğer iki ismin de esamisi okunmazken, ‘nur’ diye yaptırdığımız rezervasyonlar tebessümlü bir onayla,
    ikiletmeden, heceletmeden anlaşıldı, al balad gibi gündüz vakti zor masa
    bulunan ortalık yerlerde bile anında ‘noor’ diye eldeki deftere kaydedilerek yarım saat
    sonrasına yer ayarlandı.
    bu üç, duruma göre dört harf beyrut’ta, istanbul’dakinden çok daha makbul anlayacağınız... ayşe, emine filan da iş yapıyordur mutlaka, ama ‘noor’, kıvanç tatlıtuğ faktörünün de gazıyla arayı açmış.
    aylardır bu konuda bin tane habere rastlamışızdır, ayrıca da beyrut konusunda tecrübeli arkadaşlarımız kıvanç’ın buradaki popülaritesinden bahsetmişlerdi. gene de cahil kalmışım; kıvanç tatlıtuğ’un ‘gümüş’ dizisi mbc kanalında oynarkenki adının ‘muhammed nur’ olduğunu sanıyordum. o yüzden ‘muhannad! muhannad!’ diye tezahürat yaptığında ilk kez bir garson, önce uyanamadım, sonra da yanlış telaffuz ediyor sanıp burun kıvırdım!
    halbuki arap ülkelerinin büyük heyecanla bağrına bastığı dizide kıvanç tatlıtuğ ‘muhannad’, songül öden de ‘noor’ adıyla boy gösteriyor. erkeklerin songül öden’e karşı, kadınların kıvanç tatlıtuğ’la olan kafayı yemişliğiyle boy ölçüşebilecek bir düşkünlükleri, en azından beyrut’ta yok (varsa yoksa tuba büyüküstün; onu tek geçiyorlar!), ama gene de yüce muhannad’ın olduğu dizideki esas kızın adı nihayetinde noor, boru değil, hele istanbul’dan gelindiği bilgisi de eksik edilmezse, çoğu kapıyı açar!
    istanbul’dan gelindiği bilgisi, zaten tek başına da kapıları açar, ortaya hemen bir hikâye çıkarır kudrette. urfa’dan göçmüş bir dede, ironik bir ‘yenitürk’ soyadı, boğaz’a hayran olmuş bir tanıdık yoksa, türk dizileri var muhabbeti koyultacak. deliriyorlar. de-li-ri-yor-lar bizim kıtipiyoz dizilere. bir erol avcı’yla, bir gaye boralıoğlu’yla filan yarışabilirler; o derece hâkimler sektöre.
    yeni bir haber değil, bin kere yazılıp çizildi, analiz edildi, süreyya yalçınvari giyinmiş ortadoğulu kızlar abud efendi yalısı’na düzenlenen paket turlara iştirak edip karakterlerin izini sürdü, yaşam tarzı-toplum-tarih mukayeseleriyle sözü atatürk’e bağlayanlar oldu...
    evet bütün bunlar geçen sene, hatta 2008 sonbaharında oldu. ama işte şimdi, hariri ve monocle işbirliğiyle bir kere daha fırınlanıyor...
    tayyip erdoğan’ın davetlisi olarak türkiye’ye gelen lübnan başbakanı saad hariri, “türk dizileri ortadoğu’da bir fenomen haline geldi. neredeyse yaşam tarzı gibi oldu” minvalli bir açıklama yaptı. ‘gümüş’ü ailecek beğenerek izlediklerini söyleyip anekdot bile anlattı.
    ama asıl şaşırdığım, son zamanların en havalısı kabul edilen life-style dergisi monocle’un bu meseleyi ‘soap opera tourists’ başlığıyla yeni haber yapması... bizde taa 2008 sonbaharında çıkan yazıları, bütün o dizi referanslı yalı-kafe-alışveriş merkezli paket turları, yaşam tarzı özenmelerini bu kadar rötarlı mı keşfetti monocle? trendleri hani daha toz bulutu evresinden koklardı? monocle da yalanmış!
    --- alıntı ---
    http://www.radikal.com.tr/…14.01.2010&categoryid=96

    --- alıntı ---
    doğu işi bir komedi!

    son yılların en prestijli dergilerinden biri olan monocle son sayısında türk dizilerinin arap dünyasındaki etkileri üzerine bir yazı yayımladı.

    22 arap ülkesinde televizyonlarda izlenen türk dizilerinin, türkiye’ye yönelik arap turist akını yarattığını vurguladı.

    bununla ilgili haberleri gazetelerde okumuş olmalısınız.

    dergi, bu ilginin giderek daha fazla sayıda arap’ın, türkiye’deki yaşam biçimine özenmeleri anlamına geldiğine dikkati çekiyor.

    ürdünlü yazar abderrahman’ın şu sözlerine yer veriyor: “türkiye’den modernizm ve tolerans mesajı yayılıyor. bu, bir gün bizim de atatürk’ümüz olana kadar kolektif arap bilincini etkilemeye devam edecek.”

    türkiye’yi, müslüman dünyasında “tekil örnek” yapan şeyin ne olduğunu biliyoruz. yeterince gelişmediğini düşünüyor olsak da bu farkı yaratan şey türkiye’nin laik demokrasisidir.

    aramızda bunu duymaktan hiç hoşlanmayanlar var ama farkı yaratan atatürk devrimleri ve cumhuriyet’tir!

    araplar, türkiye’deki modern yaşama özenirken, aramızdan bazılarının arap ülkelerindeki yaşama özeniyor olmaları da olsa olsa bir tür “doğu işi fars” olsa gerek!
    --- alıntı ---
    http://www.hurriyet.com.tr/….asp?yazarid=148&gid=61
  • akşam gazetesi yazarlarından oray eğin'in beğenisini belli ederek, serdar turgut'un ise beğenmediğini iddia ederek yazılarında sürekli bahsettikleri dergi. aslında dergiden çok genel yayın yönetmeni tyler brule'yi ve ona olan hayranlıklarını anlatıyorlar gibi geldi bana.
  • eski tadi vermeyen kapak konulari ve artik derginin yarisindan fazlasini olusturan ultra pahali saat reklamlariyla yavastan baymaya baslamis bu, son sayisiyla farkettim. her seferinde kuzey avrupa ulkelerini birinci yapan sehir siralamalari da sikti; az degistirin ya da farkli kriterlerle farkli bi liste yapin kardesim.. eskiden ne guzel alman doktorlari, havaalani guvenliklerini, kariyer baslangiclarini incelerdiniz, gidip gecen sayidaki gibi global modayi belirlemek size mi kaldi.. vogue var bebeyim onu yapan..

    her ay verdikleri (sehir temali) ozel ekler cok guzel ama, sirf sponsorlara reklam olsun diye 20 sayfa abuk subuk hiyaku cizgi dizisi yayinlamasi komik kaciyor. efendi gibi ilginc ve bilgilendirici makale yayinlayin, thy'nin jingle sarkisinin akilda kalan olmasini birakin pazarlama dergileri incelesin. fazla bozmasa da iyi eder 26 lira veriyoruz esek olusu gibi dergiye, almam yoksa..
  • mevsimlik gazete cikarma gelenegine alpino ile devam eden dergi.