şükela:  tümü | bugün
  • biz çocukken öyle bilgisayar, playstation falan yoktu. gözümüzde en karizmatik oyunlardan biri monopoly idi. sokakta zaten yağlı kayış diye bir oyun var birbirimizi öldüresiye dövüyoruz amk. hele simit, zındırzımba falan hiç saymıyorum. kardeş kardeşi vuruyor. sürekli en yakın arkadaşlarınla savaş halindesin. sadece içgüdü kullanıyorsun. hiçbir mantıklı açıklaması yok. salt hayvanlık.

    eve geliyorsun her akşam bir amerikan filmi televizyonda. oradaki gibi aileyle birlikte sakin ve huzurlu bir akşam diliyorsun. böyle çocuğa saygı duyulan mulu aile tablosu falan... bir dönüyorsun baba oradan üzerine çullanıyor hoydaa.. hoyt.. yav arkadaş biz neden oturup monopoly oynayamıyoruz? neden oyunu bile bedavaya getiriyorsun adam? neyse ki ben daha ufacıkken tavrımı koyup her defasında bütün hevesini kaçırdığım için oynamaya çalışmayı kesmişti kısa sürede. abimle boğuşmaları yıllarca sürdü. abi ne gerek var?
  • 1. evre:

    babanın taşşağına tekme atmaca

    ulan altı yaşındaki çocuğun gücü koca adama yeter mi? tabi ki tekme atarak geri püskürtecek!

    2. evre:

    babaya uymama

    bu evrede çocuk, babayı daha en başta yüzüne gözüne sıçratmaması gerektiğini öğrenir.

    3. evre:

    nasıl snob oldum

    hani derler ya "babam gözümüzün içine bakardı! biz de dizimizi kırar, götümüzün üstüne otururduk"

    işte bu evrede, roller değişmeye başlar. piç kurusu babaya " bu yaptığın hiç doğru değil" bakışı atar, baba olduğu yerde zınklar.

    zamanla da bu bakış yerleşir.

    ilerleyen yıllarda, toplantıda patrona da bu bakışı atıyorsun, " acaba yanlış bir şey mi söyledim" diye adamın eli ayağı birbirine giriyor.