şükela:  tümü | bugün
  • az önce bitirdiğim animedir. hakkındaki duygu ve düşüncelerimi yine bir şiirle ifade etmek istiyorum.

    --- spoiler ---

    saat olmuş iki buçuk
    bir sürü bölüm izlemişim, kafam duman
    kafana iki kurşun girdi, yine de ölmedin
    bu sefer kafam girsin sana johann

    ne istediniz grimmer'den
    bari o kalaydı bizimlen
    kaltak karı vermeyeydi çocukları
    o zaman ölmezdi almanya'nın yarısı

    tenma, bu işe son vereceğim dersin
    johann'ı görünce donuna edersin
    zaten beş bölümde bir çıkarsın
    anlamadım sen nasıl esas adamsın

    roberto en şerefsiz sendin
    seni her gördüğümde küfür ettim
    oh canıma değsin göremedin kıyameti
    sen de diğerleri gibi b.k yoluna gittin

    naçar trüger der ki gerizekalıyım ben galiba
    saat olmuş kaç, neden hala ayaktayım?
    millet cumartesi içmelerde, coşmalarda
    ben de mal gibi animeye şiir yazmaktayım.

    --- spoiler ---
  • süper bir amerikan filmi.
    süper bir kore filmi.
    süper bir şarkı.
    süper bir albüm.
    süper bir anime.

    süper olmayan tek şey 2016 senesinde hangi entry'nin hangisinden bahsettiğini bulmak için seçmece yapmak zorunda kalışımız.

    (bkz: ekşi sözlük'ün disambiguation ihtiyacı)

    2018'den edit: anime olan harbiden süper lan.
  • şayet bölümler biterken dikkat ederseniz (anime olanından bahsediyorum) jenerikteki resimler 4-5 bölümde bir değişmektedir. bu yüzden serinin jeneriğini atlamamakta fayda var. bu resimlerin ne olduğu da 37. bölümde ortaya çıkıyor ve serinin ilk bölümündeki incil* göndermesi gibi bir misyonu var.

    bu resimler çek dilinde yazılmış obluda (canavar gibi bir anlama geliyor) adında bir çocuk kitabına aittir. gerçekten yazılmış böyle bir kitap var mı bilmiyorum ama animedeki versiyonuna göre kitabı da türkçeye çevirirsek:

    --- spoiler ---
    bir zamanlar adı olmayan bir canavar yaşarmış. bu canavar bir isme sahip olmayı o kadar istiyormuş ki sonunda dayanamamış. ve böylece kendisine bir isim bulmak için bir yolculuğa çıkmış. dünya çok büyük olduğu için canavar ikiye ayrılmış ve iki farklı yolculuğa çıkmış. biri doğuya, diğeri batıya gitmiş. doğuya giden bir köy bulmuş. köyün girişinde bir demirci varmış:

    "bay demirci lütfen adını bana ver."

    "sana adımı veremem."

    "eğer bana adını verirsen senin içine girer ve seni daha güçlü yaparım"

    "gerçekten mi? eğer beni daha güçlü yapacaksan sana adımı vereceğim"

    canavar demircinin içine girmiş. canavar, demirci otto olmuş. demirci otto köyün en güçlüsüymüş. ama bir gün..

    "bana bakın! bana bakın! içimdeki canavar bu kadar büyüdü"

    "ham hum.. gnam gnam.. gulp.."

    aç canavar demirci ottoyu içten dışa yemiş ve tekrar adı olmayan canavar olmuş. ayakkabıcı hans'ın içine girmesine rağmen..

    "ham hum.. gnam gnam.. gulp.."

    tekrar adı olmayan canavara dönüşmüş. avcı thomas'ın içine girmesine rağmen..

    "ham hum.. gnam gnam.. gulp.."

    hala adı olmayan canavara dönüşüp durmuş..

    canavar kendisine çok güzel bir ad bulmak için bir şatoya gitmiş. şatonun içinde çok hasta bir çocuk varmış.

    "eğer bana adını verirsen seni daha güçlü yaparım"

    "eğer hastalığımı iyileştirip beni daha güçlü yaparsan sana adımı veririm"

    canavar çocuğun içine girmiş. çocuk çok sağlıklı olmuş. kral çok mutluymuş.

    "prens sağlıklı! prens sağlıklı!"

    canavar çocuğun adını çok sevmiş. şatonun içindeki hayatını da çok sevmiş. işte bu yüzden çok acıkmasına rağmen dayanmış. her gün, midesi bomboş olmasına rağmen dayanmış. ama çok aç olduğu için..

    "bana bakın! bana bakın! içimdeki canavar bu kadar büyüdü!"

    çocuk babasını yemiş, hizmetkarlarını ve herkesi.

    "ham hum.. gnam gnam.. gulp.."

    herkes gittiği için çocuk tek başına bir yolculuğa çıkmış. günlerce yürümüş. bir gün çocuk batıya giden canavara rastlamış.

    "benim bir adım var. çok güzel bir ad."

    sonra batıya giden canavar cevap vermiş:

    "benim bir ada ihtiyacım yok. adım olmadan da mutluyum. çünkü bizler adı olmayan canavarlarız."

    çocuk batıya giden canavarı da yemiş. şimdi, bir adı olmasına rağmen onu bu adla çağıracak kimse kalmamış.

    "johan.. ne kadar güzel bir isim."
    --- spoiler ---
  • çok uzun ve ayrıntılı bir çalışmanın ürünü olduğu belli olan, animeseverlerin es geçmemesi gereken harika bir anime dizisi.

    almanya'da yaşayan bir japon olan kenzo tenma bir hastanenin en gözde cerrahıdır. çalıştığı hastanenin baş hekiminin kızıyla nişanlıdır. görünürde hayatında herşey yolundadır. günün birinde ailelerinin katledildiği bir cinayet esnasında başından vurulmuş bir çocuk ile onun şok geçirmiş ikiz kız kardeşinin hastaneye gelmesi ve tenma'nın aldığı emirlere karşı gelerek valinin yerine onları tedavi etmeye karar vermesi bütün hayatını altüst eder. üstelik kurtarmış olduğu çocuk aslında katışıksız bir canavar olan johan'dır, ve kendi içinde yaşadığı suçluluk duygusunun yanısıra resmi olarak da onun işlediği cinayetlerin zanlısı durumuna düşmüştür. tenma herşeyini bırakıp johan'ın peşine düşer. ve böylece johan, onun ikiz kardeşi nina, tenma ile death note karakterlerini andıran nevi şahsına munhasır dedektif heinrich lunge arasında bitmek bilmeyen bir kovalamaca başlar.

    animenin en güzel tarafı her yeni bölümde lostvari bir şekilde bir olay aydınlanırken yeni soruların ortaya çıkmasıyla kurgulanmış ve hiçbir ayrıntısı atlanmamış gibi görünen basit anlatılmış karmaşık hikayesi kesinlikle. bununla birlikte gelip geçen bir dolu karakterin çoğunun ayrıntılı karakter incelemesiyle ve olayların büyük bölümünün geçtiği almanya'daki yaşama ilişkin detayların da hikayeye yedirilmesi ile katılmış olan gerçeklik izleyiciyi animenin içine çeken bir diğer güzel unsur olmuş. öyle ki hikayede türk mahallelerinden neo-nazilere, 2. dünya savaşı'ndan berlin duvarının yıkılması`na kadar almanya'yla ilgili bildiğimiz pek çok konu hikayede bir şekilde yer alıyor.

    izlediğimiz japon yapımı her güzel şeyde dile getirdiğimiz temennimizi bu anime için de yineleyerek bitirelim: "allah bu senaryoyu amerikalıların eline düşürmesin, amin"
  • anime ve mangasının çok karanlık bir okadarda müthiş hikayesinin özü olan çocuk kitabınının içeriği şöyle:

    ---- spoiler ----

    çok uzun zaman önce uzaklarda bir ülkede,
    isimsiz bir canavar varmış.
    canavar çaresizce bir isim istiyormuş.
    ve günün birinde canavar bir isim bulmak için yolculuğa çıkmaya karar vermiş.
    ama dünya çok büyük olduğu için bu yolculuğa ikiye bölünerek çıkmak istemiş.
    bir tanesi batıya giderken diğeri doğuya yol almış.
    doğu tarafına giden canavar kasabanın birine ulaşmış.

    kasabanın girişinde kasabanın demircisini görmüş.
    “demirci bey, bana lütfen ismini ver” demiş canavar.
    “ismini öyle kolayca veremezsin” diye cevaplamış demirci.
    “eğer ismini bana verirsen, senin içine girip sana güç vereceğim.”
    “gerçekten mi? eğer beni güçlü yaparsan, sana ismimi verebilirim.”
    canavar kasabanın demircisinin içine girmiş.
    sonunda canavar, demirci “otto” olmuş
    demirci otto zaman içinde kasabanın en güçlüsü haline gelmiş.
    ama bir gün ağzından şu kelimeler dökülmüş,
    “bana bakın. bana bakın. içimdeki canavar ne kadar büyüdü.”
    ham hum! ham hum! şapır şupur! gulp!
    aç canavar demirci otto’yu içten dışa yemiş.
    ve yine isimsiz bir canavar haline gelmiş.
    kasabanın ayakkabacısı hans’ın içine girdiğinde bile…
    ham hum! ham hum! şapır şupur! gulp!
    ve yine isimsiz bir canavar haline gelmiş.
    kasabanın avcısı thomasın içine girdikten sonra...
    ham hum! ham hum! şapır şupur! gulp!
    ve yine isimsiz bir canavar haline gelmiş.

    canavar yeni bir isim bulma umudu ile gezinirken güzel bir şato görmüş.
    bu şatoda, hasta bir çocuk varmış.
    “bana ismini verirsen, sana gücümü veririm.”
    “eğer bu hastalığı iyileştirip bana gücünü verirsen, sana ismimi veririm.”
    canavar çocuğun içine girmiş.
    ve çocuk iyileşmiş.
    kral çok sevinmiş! “prens iyileşti! prens iyileşti!”
    canavar çocuğun ismini çok beğenmiş.
    aynı zamanda şato da yaşamayıda çok sevmiş.
    ne kadar acıksa da, bu açlığa dayanmış.
    her gün karnı guruldamış ama yine de dayanmış.
    fakat, günün birinde pes etmiş ve şöyle demiş,
    ““bana bakın. bana bakın. içimdeki canavar ne kadar büyüdü.”
    çocuk kralı ve hatta yardımcılarını bile yemiş
    ham hum! ham hum! şapır şupur! gulp!
    yine etrafta kimse kalmayınca, çocuk yollara düşmüş.
    günlerce yürümüş, yürümüş.

    günlerden bir gün, çocuk, batı ya seyahat eden diğer canavarla kaşılaşmış.
    “artık bir ismim var. çokta güzel bir isim.”
    batıya giden canavar şöyle cevaplamış,
    “benim isme ihtiyacım yok. böylede çok mutluyum.”
    şunu kabullenmeliyiz “biz isimsiz canavarlarız”.
    çocuk batıya giden canavarı tek lokmada yutmuş.

    ve canavarın sonunda bir ismi varmış,
    fakat onu bu isimle çağıracak kimsesi kalmamış.
    johan ne güzelde bir isimmiş.

    ----spoiler----
  • bilgisayarların kilit konumdaki pekçok parçasının tekel olduğu bir ortamda, canavar gibi donanımları uygun fiyata sunan bir marka. sadece etikete para vermek istemeyenler için değil, canavar gibi performans isteyenler için de piyasadadır. made in germany/#20667523 girişinde yazdıklarımdan bu firmayı ayrı tutuyorum. bu adamlar en azından zihniyet olarak olayı kavramışlar. zaten mesele de budur.
    hp, siemens gibi zırvalara para verip sorun olduğunda şapa oturulacağına, muhattap bulamamaktan kriz geçireceğinize gidin paranızı bu türk firmasına verin, ürünü kullandığınız sürece içiniz rahat olsun.
    1,5 yıldır kullanmakta olduğum 12 inç ekrana sahip bilgisayarım yere düşer ve ne tesadüf ki mini usb alıcının üzerine denk gelir. usb alıcı kasayı kırıp içeri girer ve anakartı kırar. teknik servis olaya hemen el koyar. tamirinin zahmetli ve sonucunun garantili olmadığını söyler. biz anakartı beklerken pes etmezler ve iyi niyetlerinin bir göstergesi olarak anakarta pansuman uygulayıp bilgisayarı çalıştırırlar. 3 ay da garanti verirler. bu 12 inçlik bilgisayarın alındığı dönemde tek muadilinin sony olduğunu, fakat fiyatını belirtmeye gerek olmadığını ayrıca vurgulamak isterim.

    1,5 yıl sonra gelen bilgi notu: işbu entry, söz konusu cihaz tarafından çatır çatır girilmektedir. hala eski performansını korumaktadır.

    not: aradan 1 sene daha geçmiş, hala takır takır çalışıyor.

    not 2: aradan 1 sene daha geçmiş, hala takır takır çalışıyor, durduramıyoruz efendim :)
  • piyasadaki en güçlü taşınabilir bilgisayarları uygun fiyata bulabileceğiniz markadır. bilgisayarların kasası çok estetik görünmeyip, kaliteli durmamakla birlikte (ki bence laptoplarının tek dezavantajı budur); biz teknoloji sevdalısı arkadaşları heyecanlandıran donanım seviyesi sayesinde hak ettiği güzel yerlere yükselmeye başlamıştır. genel olarak pclerde sıcaklık sorunundan bahsedilmektedir. ancak arkadaşlar farkında olmalıdır ki bu konfigürasyondaki bir makine elbette diğer bilgisayarlardan daha fazla ısınacaktır; ve bu sıcaklık her zaman normal sınırlar içindedir, korkulacak bir şey yoktur merak etmeyiniz. teknik servisi konusuna hakim olup her müşteriyle ayrı ayrı ilgilenmektedir. yani bu bağlamda bulunduğu bölgede yer alan bazı bilgisiz satıcılarla alakası yoktur. bunun dışında, eğer eski sattığı makineler için upgrade seçenekleri sunarsa kullanıcılarının gözünde çok daha büyük bir hale geleceğini düşünmekteyim.
  • hak ettiği ilgiden en uzak olduğuna inandığım anime şaheseri. bana kalırsa açık ara en iyisi.

    diziye giren neredeyse hiçbir karaterin kişisel çıkmazlarını, omzunda taşıdığı yükleri, geleceğe yönelik hayallerini, eylemlerinin arkasında yatan travmaları ve düşünceleri es geçmemiş bir seridir.

    böyle bir senaryoyu, kurguyu, karakter derinliği ile gelişimini, psikolojik temellendirmeleri, karakter çeşitliliğini, felsefi alt metin zenginliğini, atmosfer yaratımını bırakın anime külliyatını, kültleşmiş hbo dizilerinde dahi zor bulursunuz. genelde "en iyi anime ehe ehe" listelerinde adına rastlamazsınız çünkü hızlı tüketime uygun, bayağılaşmış beklentileri karşılamaya çabalayan bir ekibin ürünü değildir. aksine izleyicinin arayıp bulması ve zaman ayırması gereken dahiyene bir iştir.

    esasen ilk bitirdiğimde oldukça detaylı bir yazı yazmayı düşünüyordum fakat aklımda o kadar çok şey vardı ki toparlamaya zamanım olmadı. bir ara yeniden buraya dönüp fikirlerimi uzun uzun yazmayı düşünüyorum.

    kapanış da şöyle gelsin:

    "the magnificant steiner, he probably, became human again."
  • bu şarkının well, that's nothing kısmını bir tek ben mi well, that's not fair anlıyorum acep.
  • nasil ki cast away'de tom hanks tum filmi tek ba$ina ta$iyorsa monster'da da ayni i$i charlize theron yapiyor diyebilirim.. christina ricci ise gorevini ba$ariyla yerine getiriyor ama cok guclu bir karakterin yaninda ikincil karakter olarak bulundugu icin maalesef silik kaliyor.. bu filmde theron'a uygulanan makyaj ba$li ba$ina bir sanat eseri.. kendisi bu rol icin yakla$ik 15 kilo almi$, ayrica cene/agiz yapisi aileen wuornos'a benzesin diye ozel takma di$ler imal edilmi$ charlize icin.. gozlerine takilan lens ve jelatinler ile goz kapaklari daha zor kapanir hale getirilerek gozlerinin, yani baki$larinin yorgun bir hal vermesi saglanmi$.. ozel boyalarla yuzu cilli haline getirilen charlize, gunlerce aileen'in gercek mahkeme goruntulerini izleyerek, gercek hayattaki en iyi arkada$indan ve gittigi barlarda surekli konu$tugu ki$ilerden tum davrani$ ozelliklerini, mimiklerini ogrenmi$.. tum bunlar da tabi en iyi kadin oyuncu oscar'i olarak charlize'a geri donmu$..