şükela:  tümü | bugün
  • 1996'da katildigim etkinlik.
    o zamanlar rock/ metal dunyasinin en buyuk organizasyonuydu. 80ler sonu, 90'lar basi bu festivalin haberlerini dort gozle bekler, metal hammer ve kerrang'in agustos- eylul ayi sayilarinda kimin performansi nasilmis, onlari takip ederdik. 1995 senesinde, bir kac arkadas 96'daki versiyonuna istirak etmeye karar verdik. o zamanlar, bizim acimizdan rock muzik adina yavas zamanlardi. 80'ler sonu 90'lar basi hair metal, heavy metal ve grunge akimlarinin populerligini kaybettigi yeni seslerin de ulkede cok yaygin duyulmadigi bir donemdi. kiss orjinal kadrosu ve makyajli halleri ile turneye cikacagini ilan ederek bizleri heyecanlandirmisti. ve 96 line-up'i aciklandiginda zamana gore oldukca heyecanlandirici bir kadro vardi:
    main stage:

    kiss and ozzy osbourne
    sepultura
    biohazard
    dog eat dog
    paradise lost
    fear factory

    kerrang! stage:

    korn
    type o negative
    everclear
    3 colours red
    honeycrack
    cecil

    soyledigim gibi o aralar internetin ilk zamanlari, henuz yurt disinda olan seyleri baglantilariniz yoksa takip etmeniz zor. biz de begendigimiz eski gruplari dinleyip kendi muzigimizi yapiyoruz. sahsen henuz korn'u veya type o negative'i hic dinlememisim.
    sonuc olarak, yaklasik 1 sene ders verip, barmenlik yapip para biriktirdikten sonra 4 arkadasla birlikte atladik ucaga gittik londra'ya. once bir arkadasin tanidigin evinde bir kac gun gecirdik, sonra da ucuz bir bed & breakfast'e gectik. tam bir rock'n roll hayati yasadik. ogunleri 1 poundluk sandvicler veya makarna ile gecistirip, biraya abanarak yaklasik 1 hafta londra'da kaldik. aksamlara intrepid fox denen pubda basliyorduk. saat 11'e kadar orada icip sonra buldugmuz rock barlari teker teker deniyorduk. ne nerede, pek fikrimiz olmadigi icin, soho'da kosebaslarinda ellerimize tutusturulan flyerlardan gozumuz kesen bir tanesine yollaniyorduk. bu rock barlarda rock muzikle nasil dans edilir, nasil kafa sallanir guzel bir ders aldim sahsen. bizim turkiye'de gordugumuz, rock muzik calarken ya "air guitar" calarsin, ya saga sola sallanirsin, sarkiyi soyler gibi yaparsin, bildigin bolumleri soyleyip bilmedigin bolumlerde ya bira icersin, ya sigarandan bir nefes alirsin, ya da "ya bu sarkiyi oyle bi biliyorum ki soylemeye tenezzul bile etmiyorum" havasinda cool cool etrafa bakarsin. ya da denge saglamak icin buldugun saglam bir yere tutunup, enseden kafayi sallarsin. bunlarin hic birini yapmiyorsan da cool cool etrafa bakarsin
    londra'da gittigimiz rock barlarda ilk dikkatimi ceken, kimse kimseye bakmiyordu. herkes kendi havasinda veya arkadaslari ile konusuyor sakalasiyor. dans edenin dunya umrunda degil, cool muyum, andaval miyim, hic dusunmeden iclerinden ne geliyorsa onu yapiyorlar (en azindan bana oyle gelmisti). hele bir de kafa sallayanlar vardi ki, oyle enseden filan degil, ayak bileklerinden salliyorlar vucudu. ziplaya ziplaya, saclari yerlere supurterekten, daireler cizerketen... kafa sallamiyorlar, dans ediyorlar, kafa da vucutlarinin savurmasiyla saga, sola, one arkaya gidiyor. kac kere, insanlara baktigim icin kendimden utandim, insanlari rahatsiz ediyorum diye. kimse kimseyle ilgilenmiyor gibi geldi.
    sonuc olarak london gece hayatinin tadini cikardik cikardigimiz kadar.
    festivalin olacagi gun donington'a nasil gidecegiz diye kara kara dusunurken, bir aksam bizi bed & breakfast'a goturen taksici ile pazarlik yaptik ve gidis donus fix bir fiyata anlastik. donington, londra'nin yarim saat 40 dakika disinda. biz 5 kisi, taksiye (mini cab, oyle filmlerdeki siyah taksilerden degil) tikistik sabahin 9'u gibi konser alanina vardik.

    vardigimizda kerrang sahnesinde show baslamisti. hatta cecil programini bitirmisti. konser alanina teneke kutu veya cam sise sokmak yasakti, onun icin millet kapakli naylon torbalara bira koyuyordu kapinin onunde. bir de plastik portakal suyu kutularina tabii. iceri girdigimizde honeycrack programina yeni basliyordu. ben siki bir the wildhearts takipcisi oldugum icin, bu adamlari cok merak ediyordum. cunku wildhearts'in gitaristi cj bu grupta caliyordu. grubun solisti de wildhearts albumlerinde yardimci olan bir elemandi. ne tekim muzigi begendim. hatta sonra prozaic isimli albumlerini de aldim. hala ara ara dinlerim. hatta su anda koydum king of misery'i dinliyorum. honeycrack'den sonra wildhearts'in bascisi danny mccormack'in abisi chris mcchormak'in gitar caldigi three colours red cikti. onlar da bayagi iyiydi ama cok detay hatirlamiyorum. sahnenin onundeki moshing'i ve sahneye daha uzak bolgede yerlere uzanmis insanlari ve havadaki agir ot ve bira kokusunu hatirliyorum.
    galiba bu aralar mainstage'de fear factory baslamisti. onlari uzaktan, sahnenin onundeki kalabaliga girmeden izledik. malum hem o kadar buyuk fanlari degildik, hem de oldukca cilgin moshing - body surfing olayi donuyordu. bu arada yanimdaki arkadaslardan birinin fear factory'nin gitaristinin porno filmlerde oynadigindan bahsettigini hatirliyorum. pek o kadar fanlari olmadigim icin aklimda cok da bir sey kalmamis. bu arad agustos'un 17si. gunes cayir cayir yakiyor ve altina siginabilecek cok az golgelik alan vardi. bir de ustune biralari icince benim beynim jole gibi oldu.
    sonra paradise lost basladi. onlar eski toprak, muzik cok benim tarzim olmasa da onlar da bayagi iyiydi diye hatirliyorum. bu arada kerrang stage'de everclear'i kacirmisiz ama ben daha sonra onlari 27 mayis 2000 boston river rave'de gorme imkani bulacaktim.
    daha sonra mainstage'da dog eat dogsahneye cikti. malum bunlar rap metal’in onculerinden. daha limp bizkit neyim ortalikta yoklar. ben ilk kez dinliyordum ve konsept olarak enteresan gelmisti. bi de saksafon filan da var. onlari da uzaktan uzaktan takip ettik. daha sonra yanlis hatirlamiyorsam kerrang sahnesine gectik. type o negative caliyordu. ihtisamli ve rahmetli peter steele’i da bu vesile ile canli gorme sansina ulastim orada. bu zamanlar tabii daha type o negative’in ve korn’un ilk unlu olduklari zamanlar, onun icin daha main stage’de bile degiller. ben o zaman onlari da daha pek tanimadigim icin uzaktan uzaktan seyretmekle yetinmistim.
    type o negative’den sonra ana sahneye dogru yoneldik. orada biohazard caliyordu. bunlar da malum rap metal’in ilk orneklerinden. londra gencligi arasinda bayagi populerlerdi. ben de sonra bir albumlerini almistim ama sonra pek devamini getirmek ilgimi cekmedi. daha sonra kerrang sahnesinde hakkinda cok seyler duydugumuz, okuyucularinin yogun istegi uzerine kerrang’in sahnesinin headliner’i yaptigi korn’a gelmisti sira. henuz korn’un en sert donemleri, “life is peachy” bile yok ortalarda. jonathan davis’in piriltili pantalonu ile titreyerek dans edisini hatirliyorum. muzik bayagi sertti benim icin ama saglamdi. bu performansla ilgili videolar youtube'da bolca bulunabiliyor.onlari da moshing olayina girmeden kalabaligin arkasindan izledikten sonra mainstage’deki heyecan basliyordu.
    sirada sepultura vardi. malesef max cavalera’nin uvey oglu bir cinayete kurban gittigi icin o apar topar brezilya’ya gitmek zorunda kalmisti. ama andreas kisser de hic yabana atilmayacak bir performans sergiledi. yanlis hatirlamiyorsam roots sarkisinda sahneye davullar cikardilar ve sahneye cikan diger gruplarin elemanlari ellerine birer baget alip ritm’de gruba eslik etmisti. aklimda kalan mesela o sirada ozzy ile calan mike bordin vardi sahnede. biz sepultura sirasinda kalabaliga dalmis ve sahnenin onlerine dogru ilerlemistik.
    sonra sira ozzy’e geldi. benim ozzy’i ilk seyredisimdi. sahnedeki hareketlerinin komigime gittigini hatirliyorum. bir de malum seyirciye kova kova su atmasi, kafasini kovaya daldirmasi ve kocaman su puskurten tufeklerle seyirciyi sulamasi aklimda kalmis. malum butun klasiklerini caldi. sarki aralarinda "guys guys, don't jump" diye bagiriyordu. megerse millet hoplayip ziplarken toz kalkiyormus, garibimin bogazina kaciyormus o da sarki soyleyemiyormus. biz sahnenin iyice onune kadar yaklasmistik. tepemiz, sagimiz solumuz body surfing yapan moshing yapan insanlarla doluydu. bir de tepeden yagan bos veya dolu, galonluk portakal suyu kutulari. millet biralarini niye ziyan ediyo diye dusunurken yanimiza dusen bos kutuyu yanimizdaki bir eleman kapti, cikardi aletini, icine isedi, ve kapagi acik bir sekilde kutuyu arkaya dogru firlatti. o andan itibaren herhangi bir yonden gelen islaklik geceyi stresli hale getirdi.
    bu arada hava kararmisti. ve son olarak kiss sahneye cikti. kiss’i de hayatimda ilk canli seyredisimdi. orjinal kadro, makyajli ve orjinal sahne showlariyla, 16-17 sene aradan sonra birlikte ilk showlarindan biriydi. benim icin cok etkileyiciydi. butun tipik numaralarini yaptilar: ates tukurme, gene simmons’un sahnenin tepesine cikip, agzindan kan akitmasi, ace frahley’in gitarindan ates topu firlatip sahnenin tepesindeki bir yeri patlatmasi, paul stanley’in seyircinin ustunden ucmasi, konser sonunda gitarini kirmasi vs. muzigi sevmiyor olsaniz bile guzel bir show sundu amcalar ki ben muzigi de cok severim. sonra da bir havai fisek gosterisi.
    butun bu showdan sonra londra’ya geri donmemiz gerekiyordu ve yorgun argin bizim nijeryali taksiciyi bulduk. daha arabaya binmeden amca bombayi patlatti, ben donington’da musteri bulamadim, gunu bir bed and breakfast’da gecirdim, onun parasini da odeyeceksiniz. biz dedik odemeyiz, o dedi odemezseniz goturmem. orada o yorgunlukla yarim saat pazarlik ettik. sonunda paranin bir bolumunu odemey razi olup bindik arabaya londra’ya dogru ciktik yola. elemanin arka cam kirik, o terle gelen ruzgar usutuyor. aksam kabus olmustu. gecenin 1’inde kaldigimiz bed and breakfast’in icini bok goturen ortak duslarinda dus alip, nasil uyudugumu hala hatirlamiyorum.
    vay be 15 sene olmus. vay anasini. daha dun gibi.
  • zamanında blue jean tarafından verilen cdsini bulduğum ve beni eskilere götürendir.

    şarkı listesi için link;

    setlist
  • 1991'de ac/dc*, metallica, pantera ve black crowes kadrosu ile moskova'yı fethetmiş festival
  • blue jean dergisi 1999 yılı..

    volume 1
    1- deep purple - fireball
    2- michael schenker group - cry for nations
    3- golden earring - radar love
    4- girlschool - race with the devil
    5- saxon - and the bands
    6- robin trower - caledonia
    7- hawkind - silver machine
    8- w.a.s.p. - wild child
    9- motorhead - overkill
    10- nazareth - hair of the dog
    11- ten years after - love like a man
    12- blue oyster cult - don't fear the reaper
    13- uriah heep - easy livin'
    14- atomic rooster - tomorrow night
    15- grand funk railroad - some kind of wonderful
    16- xyz - face down in te gutter
    17- bonzo dog doo-dah band - i'm the urban spaceman
    18- april wine - i like to rock

    volume 2
    1- heart - these dreams
    2- black sabbath - paranoid
    3- uriah heep - gypsy
    4- ufo - doctor doctor
    5- saxon - 747 (strangers in the night)
    6- e.l.o. - roll over beethoven
    7- canned heat - on the road again
    8- gillan - trouble
    9- juicy lucy - who do you love?
    10- meat loaf - heroes
    11- motorhead - ace of spades
    12- geordie - don't do that
    13- ten years after - i'm going home (live)
    14- michael schenker group - armed and ready
    15- jeff beck ft. rod stewart - beck's bolero
    16- golden earring - back home
    17- george thorogood - willie and the hand jive
    18- the guess who - clap for the wolfman
  • blue jean tarafından verilen vol.1 cd'yi spotify'da listeledim, buradan buyrun.

    ayrıca (bkz: #103099754)
  • her yil donington yari$ pistinde duzenlenen rock aleminin ta$$akli gruplari ve umit veren genc seslerinin bir arada ortamin amina koyduklari etkinlik

    eskiden cok cok iyiydi ama $imdi babalarin kicindaki killar agardi, gencler de family values ve lollapalooza olaylarina takilmaya ba$ladi, eski eurovision popularitesini kaybetti
  • 2015 için manyak bir kadro içeren organizasyon: http://braziliankissarmy.com.br/…14/12/monsters.jpg

    biz birisi için bile çoluk çocuk kesiyoruz, bunlar ne yapıyor acaba?
  • bu yıl ritchie blackmore's rainbow ve thin lizzy gibi gruplarla ortamdalar.
  • baya önceleri blue jean'in verdiği toplama* cd. volume 2'si 70-80'lerden oldukça güzel hit'ler içermektedir.